Canımız tatlıdır bizim

Hepimizin hayatında fazla kilolarından dolayı mutsuz olan insanlar vardır. Hatta belki onlardan biri de benim diyorsunuz. Bu insanların zayıflamak için başvurdukları yöntemler bazen çok şaşırtıyor beni. Hatta güldürüyor. Yok çay sipariş ettim, çok zayıflatıyor, yok ilaç içiyorum, yok hiç yorulmadan oturduğun yerden bi zayıflıyorsun ki sorma. En çok buna gülüyorum. Oturduğun yerden. Bu işin çözümü basit oysa: Boğazdan kısmak ve spor yapmak. Bunu bilmeyen mi var? Bu kadar basittir formül. Fakat bu iki kaçınılmaz alternatifin aksine şunu içerek, bunu yiyerek zayıflayacağım diyen çok kişi tanıyorum. Neden? Çünkü genellikle tembelce bir yaşam sürüyor ve yemeyi seviyoruz. Kilo vermek istiyor fakat ekmekten, şekerden, Adana kebaptan, çikolatalı Türk kahvesi keyfimizden vazgeçemiyoruz. Canımız tatlıdır bizim. Ben yaşantımda deneyimleyerek şunu gördüm: Oturarak verilmiyor o kilolar. Yatarak olmuyor. Yatarak demişken hepimizin aklına geldiğini düşündüğüm tarladaki karpuz örneğiyle noktalıyorum: Tarlayı terk edin. Başka türlü bu iş olmaz yahu.

***

Beden ve yüz güzelliği konusunda özgüven sorunu yaşayanlara Yıldız Tilbe'yi öneriyorum. Dış görünüşünüzle barışın. Bakınız kadın sosyal medya hesaplarında başkalarının kusur olarak niteleyeceği detaylarla dolu yüzünü günde 10 fotoğrafla paylaşıyor. Kendini sevmek diye buna derim ben. Üstelik halinden de memnun. Çünkü biliyor, kadın yaş aldıkça göz kenarları kırışır. Ve bunun fotoğraf karelerine girmesinden daha doğal bir şey yok. Çünkü biliyor yaşam ilerledikçe dudak kenarları buruşur. Bunu fotoğraf düzenleme programlarıyla yok etmek onların yüzünüzde olmadığı anlamına gelmez. İşte bilinçli kadın budur. Kendini olduğu gibi kabul edendir. Helal olsun Yıldız ablaya ve onun gibilere.

***

Akıllı telefonumu duvara çarpıp kırmayı çok istediğim anlar oluyor. Geçen gün ekranda bir şeyler yapıyorum. Bu aralar pek gıcık bulduğum bir bayan mesaj yazdı bana. Ekranın üst kısmına pat diye düşen mesaja aniden parmağım değdi. Mesaj açıldı ve benim onu gördüğüm karşı tarafça anlaşıldı. Sen oturmuş sayfamı açmış benden mesaj mı bekliyordun demez mi. Tabi, gece gündüz aklımdasın. Elimde telefon yazmanı bekliyorum. Böyledir akılı telefon. Size bir sinir krizi geçirtmesi an meselesidir hep.

***

Durup dururken aklıma geldi. Ben küçükken kolumda çıkık olmuş. Annem hemen çıkıkçı komşu teyzeye götürüp hallettirmiş çıkığı. Teyzenin yeni doğan bir torunu varmış. Teyze sormuş anneme: Senin bu kızın adı neydi? Annem cevap vermiş: Gülşen. Teyze hemen kundaktaki torununa bakmış. Valla güzel isim. Torunuma Gülşen adını koydum gitti.

Büyümüşüz biraz. Sokakta oynarken ikide bir yanıma gelip yüzüme pis pis bakarak "Benim adım Gülşen, sen benim adımı çalmışsın" deyip duruyor. Senden büyüğüm diyorum, bana "yalancı" diyor. Sonunda dayanamadım anlattım Gülşen ismini ona nasıl verdiklerini. (Sonraları annemden dinlemiştim.) Kızın gözleri kocaman açıldı. Koşa koşa ninesinin yanına gitti. Ninenin verdiği cevap üzerine dönüp öfkeli gözler ve çatık kaşlarla bana baktı ki bu mağlubiyet bakışıydı. İlk ‘yaaa, ne haber’imi sanırım o gün kullandım. Ve yine sanırım tattığım ilk zafer duygusuydu.

***

Vanlı Nihat hocaya söyleyin bu aralar Otlu peynir ve tandır ekmeği paylaşımı yapmasın lütfen. Baştaki konudan da tahmin edildiği üzere sıkı bir diyetteyim. Ama önüme gelen bütün yemek sofralarına rahatlıkla dirensem de hocanın mutfak masasından attığı enfes peynir ekmek fotoğraflarına yenilebilirim. Hele yemyeşil bahçelere kurulu kamelya sefalarına hiç yeltenmesin. Yapmasın, yazık günahtır.

Haftaya görüşmek üzere.

YORUM EKLE