banner73

ÇARESİZLİK

Dünyada; siyasi, ekonomi, kültürel, ahlaki vb. gelişmeler o kadar hızlı değişiyor ve yozlaşıyor ki anlamak ve anlamlandırmak oldukça zor. Bu aslında kapitalist dünyanın siyasi konjektörü gereği, para eksenli kavgalarının etkisi, algı eksenli siyasi ve politik söylemlerinin hız kesmeden devam ediyor olması ve anlık olarak değişiyor olmasındandır. Kapital dünyada zulüm ve zalimlikler insan nüfsunun artığı dünyada her geçen gün artmaktadır.

Bugünlerde Fransa’da yaşanan ayaklanmalar, dün de Arap Baharı olayları sırasında Ortadoğu’da yaşanmıştı. İdeolojik zemin açısından iki düşman coğrafyayı bu noktada birleştiren unsur nedir acaba? Her ne kadar farklı coğrafyaların, farklı inanışların insanları olsalar da Batı ve Doğu halklarının zulme maruz kalmalarından kaynaklanır.

İster Doğu ister Batı halkları olsun, dünyanın geneli kapitalist atmosferde yaşam; insanları iyice bunaltmış ve bundan kurtuluşun arayışı içinde çok çeşitli tepkiler verir bir hale getirdi. Avrupa’da, Amerika’da, Ortadoğu’da farklı isimlerle yaşanan ayaklanmaların, protestoların, başkaldırıların temelinde kapitalist ifsattan mütevellit bir çaresizlik, bir alternatif arayışı söz konusudur. Bunu en iyi Osmanlı toprakları üzerinde kurulan karton devletlerin yöneticilerinin faaliyetlerinde görmek mümkündür. Bu Yöneticiler kendi yer altı ve yer üstü kaynaklarını batıya kullandırmakla kalmamış, onları her yönden sömürülmeye müsaade ettiler.

Osmanlı toprakları üzerinde kurulan elliden fazla ülkeye baktığımızda; zülüm her yönüyle görülmektedir. Düşünün bombalarlarla öleceğinizi biliyorsunuz ya da açlık ve susuzluktan dolayı çoluk çocuğunuz gözlerinizin önünde ölecek. Yemende ki bir annenin üç gün sonra çocuğunun ölmesini bilmesi gibi… Ne kadar acı, ne kadar çaresiz bir durum değil mi?

Bombardımanından ötürü yaralanan, üstü başı perişan bir şekilde ambulansın içerisinde tedavi olmayı bekleyen beş yaşındaki masum Suriyeli Ümran’ın sessiz ve anlamlı bakışı resmeder, zulmün geldiği noktayı. Katliamların ulaştığı boyutu sömürgecilerin Suriye’deki katliamlarından kaçarken sahilde cansız bedeniyle yatan Aylan bebek anlatır.

Dinin gereği örtüsünü açmadığı için gasıp Yahudi varlığı “İsrail” askerlerinin kurşununa hedef olup yere yığılan Filistinli genç kız anlatır çaresizliği.

Doğu Türkistan’da sırf “Rabbim Allah’tır” dediği için hunharca katledilen kardeşlerimiz resmeder, çaresizliği.

Canilerce uğradığı saldırı sonrasında yaşadıklarını gözyaşları eşliğinde anlatan Arakanlı bacılar, bazen de açlıktan çocuğunu kaybetmiş Yemenli bir anne resmeder, sahipsizliği ve çaresizliği…

Sadece sömürü emellerini gerçekleştirmek gayesiyle Irak’a girerek iki milyona yakın Müslüman’ı katleden ve terör estirerek tarumar edenler de onlar.

Çin, milyonlarca Uygurlu Müslümanı çeşitli kamplarda tuttuğu ve yıllardır çok çeşitli zulümlerle Doğu Türkistanlılara hayatı dar ettiği bilinmesi gibi.

Tacikistan savcılığı ülkede başörtüsü takan kadınların resmi dairelere girmesinin yasaklanması için çalışma başlatması, Tacik makamları, devlet ve özel kurumlardaki kadınların başörtülü olarak çalışmasını yasaklamaya karar vermesi gibidir çaresizlik.

Yemen'de üç yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaş sebebiyle dağlık bölgelere sığınan 530 bin kişi hem açlık hem de soğuk tehlikesiyle karşı karşıya kalması gibidir çaresizlik.

Sudan'da Nil Nehri eyaletine bağlı Atbara kentinde, ekonomik sıkıntıların protesto edildiği gösterilerin ardından olağanüstü hal ve dışarı çıkma yasağı ilan edilmesi gibidir çaresizlik.

Kime üzüleceğimizi ve kime ağlayacağımızı şaşırdık! Sömürgecilerin menfaatleri uğrunda verdikleri çatışmada açlığa mahkûm edilen Yemene mi, Caniler tarafından vahşice saldırıya Arakanlı Müslümanlara mı, dünyada sırf inancından ötürü uğradığı ırkçı saldırının ardından yüzüne yansıyan insanların çaresizliğine mi?

Sadece Müslüman ülkeler değil her yerde zülüm var. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Illinois eyaletindeki Katolik kilisesinin, hakkında cinsel istismar suçlaması bulunan 500'den fazla papazın sapkınlığına maruz kalan kadınların durumu da bir çaresizlik göstergesidir.

Sömürgeci Batı, İslâm coğrafyasının herhangi bir yerinde kan ve gözyaşı dökülmedik saniye geçsin istemiyor. Müslümanların “işte şu anda hiçbir yerde Müslümana zulmedilmiyor” dediği an yok. Yoksulluk, açlık, sefalet Yemen gibi çoğu Müslüman ülkelerin yakasını hiç bırakmadı. Yemende artık iç savaş yerini emperyalist çekişmeye bırakmış durumda. En büyük acıda sözde Müslüman olan Suudi Arabistan'ın Yemen'de okul otobüsü vurup 40 çocuğu öldürmesini ABD “böyle katliam mı olur?” diye hesap soruyor. “Size öldürün dedik de bizden daha vahşi olun demedik” demek istiyor. Diğer taraftan İran yanlısı Husi güçleri de sokak sokak dolaşıp Sünni Müslüman avına çıkıyor. Onlara da; “biz, ‘mezheplerinize sahip çıkın’ derken birbirinizi yok edeceğinizi düşünmemiştik” diyordur.

Bugün yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle bilinen İslâm coğrafyası yoksulluk ve acının merkezi olmuş durumdadır.

Şair ne güzelde mısralara dökmüş bu olayları: Bak, Ümmet kan ağlıyor! Kan ağlıyor kıtalar, koca bir coğrafya; Afrika, Asya, Avrasya Kan ağlıyor beldeler; Bilad’üş Şam, Irak, Filistin, Türkistan. Yine aynı şair diyor ki: Birleştirsin yeniden İslam topraklarını; Anadolu’yu Makedonya’yı, Bosna’yı Hicaz, Yemen ve Libya’yı Tek parça kılsın; Pakistan, Afganistan ve Türkistan’ı; Avrupa’yı Asya’ya, Asya’yı Afrika’ya bağlasın Dize getirsin Amerika’yı, Rusya’yı Süpürsün, Yahudi varlığını ilk kıblemiz Kudüs’ten kurtarsın izzetini, şerefini, çiğnenen iffetini o virüsten Kurtarsın mazlumu, mağduru, masum çoluk çocuğu laşağı edilsin, diktatör, tekfur ve tiranlar Alaşağı edilsin, işbirlikçi o yerli ajanlar Yargılansın!

Halife Hz.Ali ne güzelde söylemiş; Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenlerin zalimliğidir. Aynı şekilde İslam Şairi Mehmet Akif ERSOY; Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem!

Emin olun Mazlumun öç alma günü, zalimin zulmettiği günden daha korkunç olacaktır. O günün gelmesini sabırla beklemekteyiz.

Çaresizlik Nedir Bilir misiniz?

Tüm dünyanın bakışları arasında, bombalanmak, kurşuna dizilmektir. Ülkenden yaşam umuduyla hiç bilmediğin başka yerlere göç etmek, sığınmaktır. Umuda yelken açarken umutsuz çırpınışlarla sahile vuran çocuklardır çaresizlik.

Tüm dünyanın hıçkırıklarını seyrettiği ama kurtarmak için parmağını bile oynatmadığı şeydir çaresizlik. Umudun yitirildiği, tüm çarelerin, çaresizlik girdabında eriyip bittiği andır çaresizlik. Çıkış yolu bulamama, aciz kalma, Kepimiz birçok kez çaresiz kalmışızdır. Aslında bir başka yönüyle çaresizlik; elin kolun bağlandığı, gücün varolan duruma alışmak dışında hiç bir anlamının kalmadığı, boğazının düğüm düğüm olduğu, boğulur gibi htiğidir. Yani çığlıklarının taş duvarlarda yankılandığını ve kimsenin seni duymadığını hiç hmediği ve bir köşeye çaresizce yığılıp kaldığındır.

Bu kadar zulme çaresiz ve duyarsız olmamızın sebebi ise; Osmanlı devletinden sonra bize Ilımlı İslam diye bir sürü şey yutturuldu ve bizi her şeye yavaş yavaş alıştırdılar. Şair Arif Nihat Asya ne kadar güzel anlatmış halimizi: Bize bir nazar oldu, cumamız pazar oldu, ne olduysa hep bize azar, azar oldu.

Şimdi bize diyecekler beğenmiyorsanız çıkın gidin bu ülkelerden ya da susun diyecekler? Bu soruya en güzel cevabı da Sezai Karakoç vermektedir: Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın  gazabından kurtulamayacaklar.

Son olarak diyoruz ki;  Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.

YORUM EKLE