banner166

BARIŞ İÇİN İSTİFA EDERİM!

HDP’nin ve HDP’li siyasetçilerin gündemden düşmediği bir süreçte HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Van’da miting düzenledi.

BARIŞ İÇİN İSTİFA EDERİM!

HDP’nin ve HDP’li siyasetçilerin gündemden düşmediği bir süreçte HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Van’da miting düzenledi. Hükümetin dokunulmazlıkların kaldırılacağı, DBP’li belediyelerle ilgili yaptırımlar uygulanacağı yönünde beklentilerin konuşulduğu bir dönemde gözler Demirtaş’ın Van’da yapacağı konuşmaya çevrilirken, HDP genel başkanı; “Barış olsun 15 yıl yatalım. Barış gelmez böyle. Yoksa biz yatarız. Parlamentodan atmak mı istiyorsunuz. Ben kendim istifa ederim. Yeter ki barış olsun. Ama bunlar barış getirmiyor.” Dedi.

 

 

Van’da Beşyol mevkii HDP Van İl binası önünde 'sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması' talebi düzenlenen miting için alanda binlerce kişi toplandı. Mitinge HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP Van Milletvekilleri, Belediye Eş Başkanları, HDP-DBP İl ve İlçe Örgütleri katıldı. Miting nedeniyle yoğun güvenlik önlemleri alınırken, alana gelen vatandaşlar birkaç arama noktasından geçirildikten sonra içeri alındı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı alan üzerinde sürekli polis helikopteri devriye atarken, alan içerisi ve çevresinde ise detektör köpeklerle bomba araması yapıldı. Partililerinde güvenlik önlemlerine yardımcı olduğu gözlenirken miting sorunsuz bir şekilde başladı. Mitingde ilk olarak konuşan BDP il Eş Başkanı Caziye Duman, “Buradan Cizre, Silopi, Nusaybin ve Sur halkını selamlıyoruz ve sonuna kadar onların yanındayız.” Dedi.

 

 

DEMİRTAŞ: SANDIK CANDAN AĞIR GELMİŞ

Duman’ın ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahaattin Demirtaş, büyük bir iftira kampanyasıyla karşı karşıya kaldıklarını ve çözüm süreci için büyük çaba gösterdiklerini belirtti. Demirtaş, “İmralı’ya gidilecektik. HDP, devlet ve gözlemci bir heyete olacaktı. Burada da ilk sözü Öcalan alacaktı. Bu tarihi toplantıda Öcalan, PKK'nin silahları bırakmak üzere şu tarihte toplantıya çağıracaktı. Sonra Devlet ve HDP heyetleri bunu tartışacaktı. Bu mutabakat metni olacaktı, parlamentoda da okunacaktı. Dolmabahçe görüşmeleri sonrası biz canla başla didindik. Bir hafta sonra İmralı'ya gidilmesi lazım, gidilmedi. Günler geçti İmralı'ya gidilmedi. Niye gitmiyoruz dedik. Dediler bir sorun, bir kriz var çözmeye çalışıyoruz. Saray'daki her şeyi tuzla buz etmiş masayı devirmiş, biz bu süreci yürütürsek HDP seçimden büyük bir başarı ile çıkacak ve biz de tek başımıza iktidar olamayacağız. Neyin müzakeresini etmeye çalışıyoruz demiş. İkna etmek istemişler ama 'hayır bitmiştir' demiş. Bir taraftan can hesabı var bir tarafta da 7 Haziran seçim sandığı var. Sandık candan ağır gelmiş. Oylar candan tatlı gelmiş. Allah şahittir ki böyle işledi süreç. Biz yine de ısrar ettik. Gitmeliyiz ve bu süreci sonlandırmalıyız dedik” dedi.

 

 

“BİZ ÖZERKLİK, KENDİSİ BAŞKANLIK ÖNERİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık istediğini belirten Demirtaş, Kürtlerin de özerklik istediğini söyledi. Bunun müzakere edilmesi hatta canlı yayında tartışmaya hazır olduğunu belirten Demirtaş, “Biz özerklik, kendisi başkanlık öneriyor. Bunu konuşarak müzakere etmemiz lazım. Bizi hiçe sayıp hiçleştirip, seçimde de baraj altında bırakarak tek adam yönetimine geçmek istedikleri netleşince biz çıktık o halde biz de seni Başkan yaptırmayacağız dedik. Bakın süreç böyle işledi. 7 Haziran akşamı HDP'nin 80 vekille parlamentoya girmesi netleşince o zaman işler değişti. Zaten devirdiği masanın arkasından çatışmalı bir süreç kararını almıştı. 7 Haziran sonuçlarını görmek istiyordu. Yeniden savaş konseptine dönecekti. Savaş konsepti acilen hayata geçirildi. O gün bugündür 1 Kasım seçimleri sürecinde bombalamalar, suikastlar ve ölümlerle bunları yaşıyoruz. Bu hendek ve barikat olayı da bu süreçte ortaya çıktı. Hendeği ne biz kazdık ne de kazdırdık. Cizre'de 10 gün içinde 16 sivil öldürüldü. O gün İçişleri Bakanı çıkıp öldürülenler arasında sivil yok dedi. Savcı iddianame hazırladı öldürülen sivil dedi. Orada ne hendek ne barikat vardı. Süreci bitirdiniz çözümü bitirdiniz bari askeri operasyon yapmayın dedik. Defalarca uyardık. Ben o dönemde Başkale'ye de Varto'ya da gittim. 10 tane miting yaptım. Gençlerin ne silah kullanmasını ne barikat kazmasını istemedik. Demokratik siyasette sizin hakkınızı savunabiliriz dedik. Görev bizimdir dedik ve bütün bölge mitinglerinde bu mesajı verdik. Ben o mesajları verirken onlar Ankara'da bana tehdit mesajları veriyordu. 'Ezeriz bitiririz bu hainleri' mesajı veriyordu. Biz işi siyaset noktasında tutmaya çalıştıkça bunlar savaş noktasına getirmek için ellerinden geleni yaptı” dedi.

 


“ALLAH AŞKINA NE YAPSIN KÜRTLER?”

Sorunu çözmek için kurulan bir parti olduklarına dikkat çeken Demirtaş, “Türk'ten de Kürt'ten de Alevi'den de Sünni'den de oy aldık. Biz barış dedikçe onlar savaş politikasında ısrar ettiler. Biz bıktık mı? Hayır vazgeçtik mi? Hayır. Bizlerin varoluş amacı budur. Gerekirse masada birbirimize bağıralım, kıralım, üzelim ama insanlarımız sokakta dağda birbirini öldürmesin. Askere de polise de gerillaya da yazık değil mi? Hepsinin acısı bizim ortak acımızsa savaşan güçlere bu işi bırakmayalım. Son günlere kadar da biz müzakerelere dönülmesi için atak üstüne atak yaptık. DTK bildirgesi yayınladık. Çatışma zemininden siyaset zeminine dönebilir miyiz dedik. Bu işi silahsız bir alanda tartışmak istiyoruz dedik. KCK'ye de hükümete de çağrı yaptık. Barikattaki direnişçilere de çağrı yaptık. Bize verilen cevapları gördünüz. Bir anda vatan haini, bölücü ilan edildik. Parti kapatılmalı, dokunulmazlıkları kaldırılmalı sesleri yükselmeye başlandı. Konuşsan olmaz sussan olmaz, slogan atsan olmaz sokakta yürüsen olmaz. Meclise girsen, dağa çıksan olmaz. Allah aşkına ne yapsın Kürtler?” dedi.

 

 

“HERGÜN BEBEKLER ÖLÜYOR”

7 Haziran’dan bu yana yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini ifade eden Demirtaş, “Her gün bebekler ölüyor. Beyefendi çıkmış sizinle görüşmem ciddiyetsizliğini ortaya koyuyor. Biz senin karakaşına gözüne hayran değiliz. Siyasetçiler konuşmayınca silahlar konuşuyor. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama siyasi kanallar kapatılamaz. Siz diyalog kanallarını kapattıkça kan akıyor kan. Ellerinde güçlü bir medya var. HDP'yi suçluyorlar. Başkanlık ve diktatörlüğün önündeki tek engel sizlersiniz biziz” dedi.

 

“DOKUNULMAZLIKLAR KALKSIN”

Ülkede Anayasanın askıda olduğunu belirten Demirtaş, “Ülkede Anayasa yok. Medya yok. Cumhurbaşkanı çıkmış Meclis'e emir veriyor. Dokunulmazlıkları kaldırın diyor. Niye? Bunlar anayasaya aykırı davrandılar. Anayasa gereği sen Meclis'e ve yargıya bu emri veremezsin. Sen de suç işliyorsun. Bizim dokunulmazlığımız kalksın. Ama seninki de diğerlerininki de kalksın. Hepimiz mahkemenin karşısına çıkalım. Bak yargı senin elinde biz yine de korkmuyoruz. Siz de çıkıp, Bahçeli de çıksın mahkemenin önüne. Çok şükür yanlış bir şey yapmadık. Bana sorarsa özerkliği savundun mu? Ben de savundum diyeceğim. Bu benim partimin politikası Türkiye için en uygun modeldir. Halkın direnişinin yanında oldun mu diyecekler? Oldum yine olacağım diyeceğim. Size sorsalar ayakkabı kutularını doldurdunuz mu? Para sayma makinesini fırfır çevirdiniz mi? Siz de çaldık yedik diyebilecek misiniz? Size dokunulmazlık lazım suçunuz günahınız büyük. Bizim koruyanımız önce yaradan, sonra halkımızdır. Sizin sağladığınız dokunulmazlık olsa da olur olmasa da olur. Biz demokratik siyasetin umudunu büyütmek isterken yeniden barış için çaba sarf ederken siz çıkıp savaş derseniz halkın siyasete olan inancını toptan yok edersiniz. Bize bir şey olmaz. Ama Türkiye'nin önümüzdeki 20-30 yılı kaybolur. Bugün mahkemenin huzurunda hesap vermezsek, mahkemeyi Kübra da hepimiz hesap vereceğiz. Elbette hepimiz o büyük divana çıkacağız. Orada hiç birimizin dokunulmazlığı yok. Orada hiç birimizin zırhı yok. Yeryüzündeki sahte dokunulmazlıklara kimse sığınmasın” diye konuştu.

 

 

“BATI BARIŞ SESİNİ YÜKSELTMELİ”

Zor günlerin biteceğini anlatan Demirtaş, “Oy uğruna, başkanlık adı altında kendi iktidarını güçlendirmek için uyguladıkları politikalar sona erecek. Fakat bizim vicdanlı insanların desteğine ihtiyacımız var. Batıdan da kardeşlik ve barış sesinin yükselmesi lazım. Barışı savunmak için HDP'li olmaya, Kürt olmaya gerek yok. Türk olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterlidir. Zor bir şey değil. Asla umudumuzu yitirmedik. Yarın barış olacakmış gibi heyecanımız umudumuz dipdiridir. Çılgınlaşmış bir iktidar, ne yapacağı belli olmayan bir iktidar karşısında da dimdik durmamız da gerekiyor. Bize başka seçenek bırakmıyorlar. Biz barış çağrısı yaptıkça her gün hakaretlerle tehditlerle karşılaşıyoruz. Bekir Kaya başta olmak üzere Van'da çok sayıda arkadaşımıza ceza verdiler. Kendi kanununa aykırı davranıyor mahkeme. Çatak Belediye Başkanımız Evin Keve, öz yönetim talep etme ihtimali var diye tutuklandı. Bunların kime faydası olur ya. Barış olsun 15 yıl yatalım. Barış gelmez böyle. Yoksa biz yatarız. Parlamentodan atmak mı istiyorsunuz. Ben kendim istifa ederim. Yeter ki barış olsun. Ama bunlar barış getirmiyor. Bunlar sadece gençleri siyasetten uzaklaştıracak. Siz 15 yıl hapis cezası verince 15 bin genç siyasetten uzaklaşıyor. Adalet çökerse ki Türkiye'de enkaza dönüşmüş durumda, herkes adaleti başka yerde arar. Kimi dağda, kimi silahta, kimi mafyada arar. Yanlış yapıyorsunuz. Nasihatimizi dinler misiniz bilemem. Bütün olacakları görüyoruz ve buna göre uyarıyoruz. Siyasi sorumluluklarımız var. Biz seçilmişler olarak sizlere çözüm yolunu göstermek zorundayız” dedi.

 


“GELİN EL ELE VERELİM”

Tank ve topların şehir merkezlerinde kullanılmasının sorunu çözemeyeceğini belirten, Demirtaş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Çok öldürebilirler, tankı topu şehir merkezlerinde kullanabilirler ama bunlar sonuç getirmez tam tersine büyütür. Ben Başbakana samimi bir şekilde sormak istiyorum. Sur’da Silopi’de, Cizre’de tam olarak ne yaparsanız biz kazandık diyeceksiniz? Orada zaferden anladığınız nedir? Yaptınız diyelim. 500 kişiyi, 10 bin kişiyi öldürdünüz, buna zafer mi diyeceksiniz? Nasıl bir çıkmaza girdiğinizin farkında değil misiniz? Gelin el ele verelim, hendekten, barikattan başlayarak sorunlarımızı tartışarak çözelim. Tankın, topun var ama milyonlarca insanı öfkeyle kinle karşında bulursun. Zaten sen o kan deryasında böyle boğulursun. Bu yanlış politikanın sonu yoktur. Biz hendek barikat normaldir demiyoruz. Ama senin saldırıların anormaldir. Gel konuşalım diyoruz. Canlı yayına çıkalım. Başbakanla canlı yayına çıkalım. Sen başkanlığı anlat ben özerkliği anlatayım. Ne zararı var? Niye korkuyorsun neden çekiniyorsun. Defalarca çağrı yaptım. Sen Genelkurmay Başkanını Cizre'ye göndereceğine sen git Cizre'de insanları sen dinle. Seçime giren Genelkurmay Başkanı değil sensin. İnanırsın inanmazsın ama kendi yurttaşınla diyalog kurabildiğini göster. O bizi tehdit ediyor. Hala bizi oradan vatan hainliğiyle itham ediyor. Ben bunu Van halkına anlatıyorum ama istiyorum ki Karadeniz, Ege duysun. Van halkı bizim nelerle uğraştığımızı iyi biliyor zaten. Hepinizden ricam şudur: Zahmetli zorlu günlerden geçiyoruz. Esnaf, köylü, işçi ev kadını sıkıntı yaşıyor. İşsizliği var yoksulluğu var bir de ekstradan ekonomik yükler var. Bunların hepsinin farkındayız. Bizim kabul edeceğimiz şeyler değil. Bunların hepsi çözülmesi gereken sorunlardır. Ne yapmamızı istiyorlar, önümüzü ilikleyip önlerinde eğilip özür mü dileyelim? Asıl onlar özür dilemeli. Ama bunların savaşa, oya ihtiyaçları var. Polis ve askerlerin cenazeleri gittiğinde milliyetçilik artacak ve Ak partiye oy olacak. Biz çatışmanın, gözyaşının ölümün insan doğasına aykırı olduğunu biliyoruz. Sonuna kadar barış diyeceğiz.”

 

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2016, 10:09
YORUM EKLE