Belediye nedir, ne değildir?

Türkiye kanunlarına göre belediye, idari vesayet denetimine tabi, özerk bütçeli yerinden yönetim birimleridir.

Belediye nedir, ne değildir?

Türkiye kanunlarına göre belediye, idari vesayet denetimine tabi, özerk bütçeli yerinden yönetim birimleridir.

Peki, Belediyeler neyi yönetir?

Elbette mahalli olan ve bizim yaşam standartlarımızı ilgilendiren hizmetleri yönetir. Bence eğer belediyeleri bu şekilde görürsek, siyasi çizgi ve amaçlarımızı da bu temele yaslayabilirsek o zaman bu kadar kendi mecrasından kopuk siyasi ikirciklerden daha kolay kurtulabiliriz.

Ne demek istiyorum: Yani belediyecilik “Mahalli müşterek” hizmetlerin vatandaşa bir kamu kuruluşu tarafından verilmesidir.

Bu kadar basit.

Bir kavga veya tartışma alanı değildir. Bir ulusal mücadele alanı da değildir. Peki nedir ya da ne değildir?

O zaman iki soru sorup, soruların altına da aklımıza gelen ve işin mantığına da uygun cevapları yazalım. Birinci sorumuz “Belediye ne değildir?”, İkincisi de “Belediye Nedir?” olsun.

Belediye ne değildir?

Belediyeler (zabıta hizmetini saymazsanız) birer kolluk veya adli merci değildir.

Yani o muhitte yaşayan insanları kanuna ve nizama uymadıkları için hapse atmak veya adli müeyyide uygulamak gibi bir görev tanımları yoktur. Fırının, berberin kapısını mühürlemek dışında tabi.

Belediyeler birer siyaset müessesesi değildir. Daha doğrusu birer siyasi parti değildir.

Eğer öyle olsaydı partilerin birer il başkanı ve birer belediye başkan adayları olmaz, il başkanları aynı zamanda belediye başkan adayı da olurdu. Çok şükür ki öyle değil.

Mesela belediyelere bağlı siyaset akademileri olmaz. Daha çok el işi kursları falan açarlar.

Belediye başkanları siyasi birer parti üyesidir ancak karar verirken hangi malalleden daha fazla oy aldıklarını düşünerek karar veremezler.

Belediyeler birer istihdam kapısı değildir. Yani belediyenin kurum olarak kendisinin istihdam yaratmak gibi bir derdi olamaz. Ancak istihdamın artmasına yönelik proje geliştirirler.

Belediyeler birer siyasi veya mülki reform mercii değildir. Ülkenin mevcut anayasal düzenini düzeltmek, yıkmak, daha güzelleştirmek, bunlar için çalışma yapmak gibi bir yetkileri veya görevleri yoktur. Belediye kendi işine bakar. Belediye başkanı da bu tür tartışmaları kendi partisindeki milletvekillerine bırakır.

Belediyeler ideolojilerin müesseseleri değildir. Örneğin: falanca arkadaşın halkımızın bilinçlenmesine çok katkısı var deyip, onu imar müdürü, asfalt müdürü vs. olarak atamak ideolojik davranmaktır. Bunun yerine böyle kişiler Parti İl teşkilatlarında hizmet vermelidir.

İnsanlığın çok uzun onyıllardan ve ağır sancılardan sonra öğrendiği bir şey var; ideoloji tekniği köreltir!

İdeolojinin kafesine kendini hapsetmeyegör, sonra imar planını bile ideolojiyle tartıp biçmeğe başlar insan (maazallah).

Bunlar benim aklıma gelenler. Başkası buna başka şeyler de ekleye bilir. Önemli olan; meramımız anlaşılsın.

***

Peki, Belediye nedir?

Mahalli-müşterek dedik, hizmet dedik, yerinden dedik, özerk dedik... Bunları dedikten sonra altına neler yazılmaz neler:

1.Su, 2.Kanalizasyon, 3.İmar planlaması, 4.Yol (3 cm kalınlığında asfalt olmasın ama), 5.Kaldırım, 6.Park – bahçe, 7.Kültür merkezleri (siyaset merkezleri değil), 8.Spor tesisleri, 9.Barınak, 10.Sulama tesisatları, 11.Temizlik, 12.Kadın yaşam alanları, 13.Çocuk yaşam alanları, 14.Kent estetiği, 15.Sıhhi denetim, 16.Atık yönetimi, 17.Arıtım, 18.Çevre politikaları, 19.Turizm politikaları, 20.Turistik altyapı projeleri, 21.İstihdam kursları ve atölyeleri, 22...23...24...n..

Bu liste uzadıkça uzar. Hele büyük kentleri görmüş olanlar buna çok daha fazla madde ekler. Malesef nüfusu bizden az olup bize göre “büyük kent” olan onlarca şehir var Türkiye'de. Şu yukarıda saydıklarımı da çok görmeyin lütfen. İnanın o kentlerin hepsinde bunlar sıradan hizmetlerdir.

Gelelim sadede, bu soruları niye mi sorduk?

Şunun için, belediye yönetimlerinin performanslarını bu iki soruya ve cevaplarına göre değerlendirelim diye sorduk. Bu şekilde düşününce görüntü sizce de pek hoş değil, öyle değil mi?

O zaman bir de şöyle bakın olaya: Soruların yerlerini değiştirin, alttaki cevaplar sabit kalsın. Üstteki soru alttaki cevapların üstüne, alttaki soru da üstteki cevapların üstüne gelsin.

Nasıl bir manzarayla karşılaştınız?

Tahmin edebiliyorum. Doğrusu ben de şok oldum. Meğer her şeyi tersinden anlamış ve öyle yapmışız.

Yazık olmuş...


Devran MERVECİ yazdı...

 

Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2014, 13:38
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER