banner166

DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ-2

Özlü Söz: Biz medeniyete karşı değiliz, ithal medeniyete karşıyız. İthal malı medeniyet bizi bu hale getirmiştir. İMAM HUMEYNİ

DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ-2

Özlü Söz: Biz medeniyete karşı değiliz, ithal medeniyete karşıyız. İthal malı medeniyet bizi bu hale getirmiştir. İMAM HUMEYNİ

 

Geçen yazımda İslam'ın ve demokrasinin anlaşılması hususunu işlemiştim. Şimdiki yazımı sonuç bildirgesinde beyan edilen düşünceler üzerine yazmaya devam etmeye çalışacağım.

 

Bildirgede Emevilerle başlayan bir sürecin sonucunda devam eden hatalar ve özden kopuşlar neticesinde günümüze kadar olan yansımaları işleniyor. İslam'ın özünden bir düşünce ile hareket edilmeyince tıpkı Müsteşrikler yani şarkiyatçılar gibi bir yaklaşım görüntüsü veriliyor.

 

Müslümanlar Hilafetin hile ile Hz. Ali'nin elinden alınmasıyla başlayan hatalar sonucunda hakkın yerine gücün geçtiğini biliyor. Ümmet birliği yerine ırkçılığın bir şubesi olarak kabilecilik hükmünün hakim olduğu devrelerin varlığı zaten Müslüman tarihçiler tarafından incelendi ve günümüze kadar aktarıldı.

 

Biz Müslümanlar İslam'ı incelerken kendimize Hz. Peygamberin ve dört raşit halifenin dönemini örnek alarak hareket ederiz. Saltanata dönüşümler bize örnek teşkil etmediği gibi bu devreleri eleştirisel bir bakışla inceleyerek hata etmemeye gayret ederiz.

 

Demokratik İslam Kongresinde işlenen bu konular yeni keşfedilmiş gibi sunulurken sanki kendileri bunu düzeltecekmiş gibi bir görünüm vermeleri gerçeklerle örtüşmemektedir. Çünkü bugün İslam adına ortada olan ve adlarına "İslam Devletleri" denilen hiçbir devletin yönetim ve uygulamada İslam ile hiçbir alakaları yoktur.

 

Çünkü bugünkü sınırlar ve yönetimler saltanat hilafetinin ortadan kaldırılmasından sonra batı emperyalizmi tarafından dizayn edilmiştir. O halde batı emperyalizmi Müslümanlara yeniden yol ve yordam biçemez biçmeye de yetkili değildir. İslam'a yeniden yöntem belirmeye kalkan her sistem ve işbirlikçi Müslüman Kuranla ters düşer ve batılın kölesi konumuna düşer.

 

Bundan dolayı Allah Maide Suresi 51. Ayetinde şöyle buyurur; "Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları kendinize veli edinmeyin, onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o onlardan olur. Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez"

 

Kuran ve Hz. Peygamberin hayatı en ince ayrıntılarına kadar incelenmeden İslam adına kalkıp konuşmak ve kendi ideolojik kavramları ile İslam'a rol biçmek tek kelime ile safdilliktir.

 

Sonuç bildirisinden alıntıya devam ederek meseleyi inceleyelim;

 

"Emevilerle başlayan ve sınırlı kalmayan bir yandan Haricilik, Neoselefilik, Vehabilik, İŞİD seyir çizgisiyle; bir yandan Fars-İslam, Arap-İslam ve Türk-İslam gibi sentezlerle günümüzü de etkisi altına almıştır. Din adına yürütülen bu yönetim biçimleri Müslümanların coğrafyasında kan, gözyaşı ve yıkım dışında hiçbir şey getirmemiştir. İşte Demokratik İslam Kongresi böyle bir çarpık ve sapkın anlayışa dur deme ve "Medine Sözleşmesini" tekrar gündeme getirip güncelleme ihtiyacından ortaya çıkmıştır."

 

Bu söylemi dillendirenler sosyalist bir kültürden gıdalanmış ve Kurana dönüşlerin başladığı bir dönemde gelişen İslam karşında yerlerini almak için "doğrusunu biz size sunarız" iddiasında olanların söylemidir.

 

Bu beyler Kuranı açıp içini ya hiç okumamışlar ya da onlara rehberlik eden alim müsveddeleri korkularından seslerin çıkaramamaktalar. Korkulması gereken sadece Allah'tır. Allah onlardan korkulmaması gerektiğini beyan buyuruyor.

 

Allah Müslümanları uyarıyor ve onlara düşmanlarının kimler olduklarını beyan buyuruyor.

 

İşte Maide Suresi 82. Ayet; "İman edenlere düşmanlıkta en ileri olanlar Yahudiler ve Müşriklerdir"

 

Hilafetin saltanatının başlangıcında ortaya çıkan haricilik "Hüküm Allah'ındır" ayetini kendilerine rehber edinirken kendileri dışında herkesi kafir kabul eden bir anlayışı ortaya koydular. Vahhabilik ise Osmanlı Devletinin hakimiyeti içindeki Hicaz bölgesinde önce İslam'a sonradan katılan bidatlerle savaşmak için ortaya çıkan hakiki İslam'ın hayata tatbiki için çalışan bir hareket olarak ortaya çıktı. Gerek haricilik ve gerekse vahhabilik ilk çıkışlarından sonra amaç ve yollarından saparak bugünkü sapık düşünceleriyle kaldılar.

 

IŞİD ise Kurana dönüşlerin başladığı bir dönemde İslam'ın yeniden siyasal platformda yerini almaması Kurani hükümlerin yeniden icraata dökülmemesi için batı emperyalizmi tarafından selefi-vahhabi sentezi bir oluşumdur. Bu oluşumu ortaya çıkaran batı emperyalizmi İslam coğrafyasında emelini gerçekleştirmek ve İslami gelişimin önüne set koymak amacıyla İslam'la alakası olmayan bu terör örgütünü kurmuştur.

 

Demokratik İslam Kongresi gölgesi altında dile getirilen bu oluşumlar Kuran ve Sünnet bağlamında bir yere oturmamaktadır. Yıllarca Müslümanlara GERİCİ diyen bu demokratikler bugün kalkmış İslami konularda görüş ve öneri ile kendilerine bir alan belirlemek suretiyle Müslümanlar yol gösteriyor.

 

Medine sözleşmesine gelince; bu sözleşme Medine'de bulunan Hz. Peygamberin başında bulunduğu yeni İslam devleti ve Yahudiler arasında olan bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye bakarak taraflar hesaba alındığında acaba hangi taraf kimi temsil edecek. Müslümanları kim Yahudileri kim temsil edecek. Herkes kendini Müslüman olarak ortaya koyacak Yahudileri temsil edecek ortada kimse olmayacak. Hani o zaman Medine Sözleşmesinden ders alma ilke ve yaptırımları...

 

Eğer Medine Sözleşmesinden yararlanarak bir barış ortamı hedefleniyor ve her iki tarafta kendini Müslüman olarak kabul ediyorsa Kurana gitmek en akıllı ve en çözüm getirici yoldur. Türkiye Cumhuriyeti yönünü batıya çevirmiş önceleri Osmanlı döneminde uyguladığı İslam hukuku yerine Batı Avrupa'nın köhnemiş Hıristiyan hukukunu kendine hukuk olarak benimsemiştir. Kürtlere gelince halkının kurtuluşunu yine bir batı düşüncesi olan sosyalizmde arayarak bugüne birçok bedeller ödeyerek gelmelerinde İslam'a hiç yer vermemeleri düşündürücü. Medine Sözleşmesinin ilkelerini benimser görünen sosyalist Kürt tarafı bununla barışın sağlanması ve kanın dökülmemesinin yanı sıra hak iadelerinin de ödenmesini hedeflemekte.

 

Tarafların her ikisi de İslam'a dayanmayan düşüncelerine bakmaksızın aralarında Medine Sözleşmesi için adımların atılmasını ve buna uyulması için taraflara çağrı yaparlarken İslam'a yön verici önerilerde de bulunmaları İslam'ı hiç Allah'ın murat edip razı olduğu şekli ile anlayıp yaşamaya yanaşmamaktadırlar.

 

Sonuç bildirisinde Bakara Suresi 208 yerine 206 yazarak ayeti hiç incelemedikleri çok belliyken bu ayete vurgu yapılarak temennilerde bulunarak şunu söylemekteler; "Ey iman edenler, hep birlikte barış dairesine girin..." denilerek ayetin mana ve kapsamı çarpıtılıyor.

 

Bakara Suresi 208. Ayetin meal tefsiri şöyledir;

 

"Ey iman nimetine kavuşanlar, hepiniz barış, selamet ve emniyet sağlayan dine girin, İslam'ın esaslarının ve hükümlerinin tamamını uygulayın, kamil bir Müslüman olun da, Şeytanın ve şeytani güçlerin peşinden gitmeyin. O sizin apaçık bir düşmanınızdır" (Ahmet Tekin Kuranın Anlaşılmasına Doğru - Meal Tefsir)

 

Aynı ayetin bu defa Ali Bulaç'ın mealinden nakledelim; "Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır."

 

Demokratik İslam Kongresi sonuç bildirisinde verilen Bakara Suresi 208. ayetinin meali çarpıtılarak verilirken doğrusu yukarıdaki meallerden de anlaşıldığı gibi barışa girin derken "İslam'a" girin deniliyor. Çünkü İslam barış dinidir. Oysa taraflardan biri ırkçılık diğeri sosyalizm üzere bina etmişler kendilerini. Şimdi barış isterlerken bunu ayete dayandırıp çarpıtmak yerine Allah'ın dinine girin demeyi kendilerine yediremiyorlar galiba...

 

Selam SLM kökünden türemiş olan ve aslının barış ve esenlik dini İslam'ın adı "barıştan ziyade savaşla anılır olmuş" derken batı emperyalizminin ve evveliyatında da Yahudilerin İslam'a ve Müslümanlara karşı işlemiş oldukları bütün oyun, desise, savaş ve zulümlerden hiç bahsedilmiyor.

 

İsimleri Kuranda en çok geçen Yahudiler ve diğer adlarıyla İsrailoğulları ile ilgili hiçbir vurgu ve düşüncenin bildiride yer almaması düşündürücüdür. Sanki bugünkü olaylar tamamen Müslümanlardan kaynaklanmış gibi bir yaklaşımla hareket edilerek emperyalizmden ve Siyonizm'den hiç bahsedilip onların katliam ve zulümlerin müsebbibi olduklarının üstü örtülmüş gibi kapatılmaktadır.

 

Bütün suç Müslümanlarınmış gibi onları eleştiren ve Medine Sözleşmesinin nimetlerinden faydalanmak isteyenlerin sosyalist düşüncelerinden hiç taviz vermemeleri İslam'a olan bakışlarının en net göstergesidir,

 

Konumuza 3. yazımla devam etme dileğiyle...

 

Selam ve dua Allah yolunun yolcularına...

Güncelleme Tarihi: 26 Ocak 2016, 11:30
YORUM EKLE