banner95

DTK, Van’da ‘yerel yönetim’i konuştu

DTK, Van’da ‘yerel yönetim’i konuştu

Yerel Yönetimler ve Ekoloji Çalıştayında konuşan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik: Süreci birlikte örelim Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Muş Milletvekili Demir Çelik, oluşturdukları yerel yönetimler modelinin önemine değinerek, “Türkiye formatı içerisinde 'ortak vatan' diyen halkların özerk yönetimlerle birliğine, onların ortaklaşmasına fırsat verebilecek bir süreci birlikte örelim, örgütleyelim istiyoruz” dedi.  Demokratik Toplum Kongresi tarafından bir otelde gerçekleştirilen 'Yerel Yönetimler ve Ekoloji Çalıştayı' konulu program düzenlendi. Etkinliğe BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Van Belediye Başkan Vekili Sabri Abi, Bostaniçi Beldesi Belediye Başkanı Nezahat Ergünüş, BDP PM Üyesi İhsan Çoşkun, Nejla Yıldırım, BDP İl Başkanı Musa İtah ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı. Çalıştayın açılış konuşmasını Van Belediye Başkan Vekili Sabri Abi yaptı. Ardından Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın F Tipi Cezaevi'nde gönderdiği mesaj okundu. Daha sonra konuşan Muş Milletvekili Demir Çelik, çalıştayın amacı ile ilgili bilgi verdi. TÜRKİYE FORMATI İÇERİSİNDE ORTAK VATAN Yerel yönetimlerin oluşturmak istediği modellerden örnekler veren Çelik, “Yerel yönetimleri demokrasinin hayat bulacağı yeni bir algı, yeni bir zihniyet, topluma yeni bir seçenek olarak sunacaksak devlet dışını esas alan, devletin yanı başında aslında toplumun öz gücüne dayalı, demokratik normalitesini, demokratik bilincini ortaya çıkaran ve onu fırsata dönüştüren bir algı anlayışıyla yaklaşmamız gerekiyor. Bu çerçevede 2014'ü, sadece ve tek başına BDP hakları üzerinde birkaç belediyeyi kazanmak, birkaç ilde yerel yönetimleri ve il genel meclisini kazanmak ile sınırlandırarak ona indirgenecek bir süreç olarak değerlendirmiyoruz. Bu yönüyle de biz seçimden bağımsız, seçimlerin ötesinde, Kürtlerin meşru demokratik taleplerinin demokratik barışçıl çözümüne fırsat verebilecek, bu anlamıyla da Kürtlerin demokratik özerklikten kendini demokratik Türkiye formatı içerisinde ortak vatan diyen halkaların özerk yönetimlerle birliğine, onların ortaklaşmasına fırsat verebilecek bir süreci birlikte örelim, örgütleyelim istiyoruz. YENİ MODELLERDEN ÖRNEKLER VERDİ Yerel yönetimlerin oluşturmak istediği modellerden örnekler veren Çelik, “Yerel yönetimleri demokrasinin hayat bulacağı yeni bir algı, yeni bir zihniyet, topluma yeni bir seçenek olarak sunacaksak devlet dışını esas alan, devletin yanı başında aslında toplumun öz gücüne dayalı, demokratik normalitesini, demokratik bilincini ortaya çıkaran ve onu fırsata dönüştüren bir algı anlayışıyla yaklaşmamız gerekiyor. 2010 Nisan ayında bunu modeli kamuoyu ile paylaşmıştık. Gerek 2010'nun Nisan'ından itibaren geçen 3 yıllık süreç, gerek 14 yıllık mevcut var olana yerel yönetimlerimizin modelinden bağımsız el yordamıyla kendimizi de kentimizi de nasıl yöneteceğimize yönelik bir arayışı devreye soktuğumuz pratik uygulamaları eleştiriye muhtaç konumdadır. Bu çerçevede 2014'ü, sadece ve tek başına BDP hakları üzerinde birkaç belediyeyi kazanmak, birkaç ilde yerel yönetimleri ve il genel meclisini kazanmak ile sınırlandırarak ona indirgenecek bir süreç olarak değerlendirmiyoruz. Bu yönüyle de biz seçimden bağımsız, seçimlerin ötesinde, Kürtlerin meşru demokratik taleplerinin demokratik barışçıl çözümüne fırsat verebilecek, bu anlamıyla da Kürtlerin demokratik özerklikten kendini demokratik Türkiye formatı içerisinde ortak vatan diyen halkaların özerk yönetimlerle birliğine, onların ortaklaşmasına fırsat verebilecek bir süreci birlikte örelim, örgütleyelim istiyoruz. Ama aynı zamanda küresel kapitalizme karşı, küresel demokrasi hareketinin de yerel yönetimlerden özerk demokratik yönetimlerden başlanarak bir emperyalizm kuşatmaya karşı enternasyonal bir ruhla, küresel demokrasiyi bölgemizden demokratik konfederal ilişkilerle, Orta Doğu halkalarına, oradan da bütün dünya halkalarına demokratik konfederal ilişkilerle bir küresel demokrasi hareketinin kendi yerel dinamiklerimiz üzerinde harekete geçmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı. Yapılan açıklamanın ardından toplantı basına kapalı olarak devam etti. SONUÇ BİLDİRGESİ OKUNDU, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNULDU Öte yandan, kongrenin ikinci gününde açıklanan sonuç bildirgesinde ise demokratik özerkliğin ve Demokratik/Ekolojik/Cinsiyet Özgürlükçü yaşamın hayata geçirilmesi sürecinde, kendi sistemini inşa etmede yerel yönetimlerin çok önemli bir işlevi bulunduğu açıklandı. “Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü toplum; var olan pozitivist ideoloji temelinde yükselen dünya küresel sistemi içinde, farklılığımızla yaşayacağımız bir yaşam modeli olarak bizlere bir şans sunmaktadır. Zira Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü toplum mücadelesi merkezi hegemonik iktidar aygıtı olan devletle ahlaki toplum yaklaşımının mücadelesidir.” Sözleri ile tamamlanan çalıştayda Katılımcılık, Kentleşme, Sosyal Politikalar Ve Ekoloji başlıklarında yürütülen çalışmalar ile ilgili olarak ön plana çıkan hususlar şu şekilde ifade edildi: “KENT NÜFUS ARTIŞINA AYAK UYDURAMADI” Demokratik katılımı sağlayacak organların oluşturulması ve savunulması toplumun kendini savunması olarak değerlendirilmesi gerektiğinin ve h üretiminde katılımcı süreçlerinin gelişimi ve katılımcılığın güçlenmesi için demokratik kitle örgütlerinin ve emekçilerin hizmet sunumuna katılımı önem arz ettiğinin belirtildiği bildirgede, “Egemen sistem kentleşme politikaları aracılığı ile tek tip insan yaratmaya çalışarak toplumlara biçim vermeye çalışmaktadır. Küresel sermayenin kentleri pazar, insanı tüketimin bir unsuru, toprağı metaya dönüştürdüğü günümüzde, birbirinden ayrık, devasa, görkemli, kimliksiz ve tek tip kentsel çevreler ortaya çıkmış, büyük bir kargaşanın ve tüketimin merkezi haline gelen kentlerde birçok kentsel ve sosyal sorun baş göstermiştir. Kentlerimizde ise zorunlu göç dalgasının, kentsel sorunlarımızın boyutlanarak artmasına neden olduğu aşikârdır. Kürt Sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmemiş olması nedeniyle ortaya çıkan zorunlu göçlerle köylerinden göç eden insanların, kentlerin varoşlarında çok zor koşullarda yaşam mücadelesi vermeye çalışması bir taraftan çok hızlı, plansız ve çarpık bir kentleşmeyi beraberinde getirmiş, öbür taraftan ise zorunlu göç mağdurları ile birlikte bütün bir kentin sosyal travma yaşamasına neden olmuştur. Kentlerimiz, hızlı nüfus artışına süreç içinde ayak uydurmakta zorlanmış ve kentleşme açısından ciddi problemler ortaya çıkmıştır. Kentlerimizin içinde bulunduğu durum itibariyle planlama konusu ön plana çıkarılmalıdır. Planlama meselesinin ideolojik bir mesele olduğu unutulmamalıdır. Halkçı, toplumcu bir bakış açısıyla üretilen planlarla, rantçı yaklaşımlarla üretilen planların kamuya dönüşü arasında ciddi karşıtlıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda, imar planlarında yeni yerleşim alanlarının planlanması, yoğunluk artışı v.b. kararlarla belediyeler tarafından yaratılan rant artışının kamuya geri dönüşü ve toplum yararına kullanılmasının yöntemleri geliştirilmelidir. Mülkiyet esaslı planlama anlayışı terk edilmelidir. Belediye meclislerinde görüşülen konuların çok büyük bir kısmının plan değişiklikleri olması, ya planın yanlışlığından ya da plana uygun hareket etmemekten kaynaklanmaktadır. İki durum da bir problemin varlığına işaret etmektedir. Problemli durumun ortadan kaldırılması için planlama süreçleri açık, şeffaf ve katılımcı bir mantıkla yeniden değerlendirilmeli, kent bilgi sistemleri geliştirilmeli ve bu çerçevede dinamik bir planlama anlayışı temel alınmalıdır. Planlama sürecinden sonra ortaya çıkan imar uygulamalarında planın mantığına sadık kalınmalıdır. Bölgedeki siyasi bütünlükle halk dayanışması ve desteği büyük bir şans olarak görülmeli ve yerel yönetimlerin ülkenin diğer kentlerindeki rant merkezli planlama çalışmalarından farklı modeller denemeleri için bu destekten güç alınmalıdır. İmar uygulamalarında kent rantının topluma/kente dönmesi sağlanmalıdır. Bununla birlikte yerel yönetimleri etkisizleştiren, onları karar alma süreçlerinden dışlayan, çok parçalı, dayatmacı sektörel planlama yaklaşımlarına karşı mücadele edilmelidir.” Sözlerine yer verildi. “KENT PLANININ YAPIMINA DİKKAT EDİLMELİ” Bildirgede kent planı ile ilgili olarak ise, “Kent kimliğinin koruması için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. Günümüzde farklı kentlerde hiç bir özgün kimliği olmayan yapılarla karşılaşılmaktadır. Yerel yönetimlerin bu konuda kültürel farklılıkları koruyarak kent kimliğini öne çıkartan mimari üsluplara öncelik vermesi yerinde olacaktır. Kentlerimizdeki kültürel mirasın korunmasında koruma-kullanma dengesi gözetilerek ele alınmalı, turizm endeksli bakılmamalıdır. Kentsel hafıza korunmalı ve geliştirilmelidir. Bu bağlamda kent planlarının yapımında, yerelin bilgisine sahip olmayan merkezi kurumlarla işbirliğinin yeterli görülmesinin ve halka danışılmamasının yarattığı sorunların aşılmasını sağlayacak yaklaşımlar geliştirilmelidir. Kentsel alanların hızla genişlemesiyle kentsel saçaklanmanın artışı değerli tarım topraklarının yitirilmesine neden olmaktadır. Kent planlarının yapımında bu konuya dikkat edilmeli, kent çeperlerinde organik tarım yapılması teşvik edilmelidir. Kentleşmenin yol açtığı yapılaşma ile yitirilen doğa parçalarını geri kazanmak için kentlerde ekolojik ayak izleri aranmalıdır. Kentlerde doğal alanlara yapılan tahribatın giderilmesi için önlemler alınmalıdır. Organize Sanayi Sitesi, Küçük Sanayi Sitesi v.b. çevre sağlığı açısından kentin dışında olması gereken kullanımlara kent içinde yer verilmemelidir. Kent merkezinde halk sağlığını bozan ve tehdit eden benzin istasyonu ve baz istasyonlarının yer seçimi iyi yapılmalı ve denetlenmelidir.” Denildi. “KİRACILARIN HAKLARI GÖZARDI EDİLMEMELİ” Kentteki vatandaşların ikametlerinin ön plandaı tutulması gerektiğinin ve afet hazırlık çalışmalarının tam teşekküllü olarak yapılması gerektiğinin belirtildiği sonuç bölümünde, “Kentlilik hukuku ve kentli hakları kavram ve anlayışı geliştirilmeli ve desteklenmelidir. Kentte yaşayan dezavantajlı gruplarla engellilerin durumları gözetilerek kent bütününde gerekli önlemler alınmalıdır. Toplumun gerçek ihtiyaç sahiplerine çağdaş yaşama ve uygarca barınma koşullarını sağlayan konut üretimi ve halka sunumu politikalarında, sadece mülkiyet esaslı konut anlayışının temel alınması yerine, kamu olanakları ve projeleriyle “kiralık konut” kavramının da yeniden anımsanması ve yaşama geçirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Kent sağlığına yönelik olarak gerekli önlemler alınmalı, kentte bu konuda yerel yönetimlerin de girişimde bulunması sağlanmalıdır. Atık yönetim politikaları geliştirilmelidir.Kentlerimizde yapı envanterleri çıkarılmalı, afet riskini azaltmaya yönelik sakınım planları hazırlanmalıdır. Mahallelerdeki ve köylerdeki halkla, afet öncesinde, afet sırasında ve sonrasında etkili müdahale amacıyla, afet hazırlık çalışmaları yapılmalıdır. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu sürece aktif katılmalıdır. Yerel yönetimleri ve halkın katılımını dışlayan kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı yerel yönetimler sosyal adaleti, eşitliği, yaşam ve mekân kalitesini rantın önüne koyan kendi özgün kentsel dönüşüm modellerini geliştirmelidirler. Kentsel dönüşüm projeleri ile oluşturulan rantın öncelikle bölgede yaşayan halka, sonrasında kamuya dönüşünü sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Dönüşüm projelerinin geliştirildiği alanlarda yaşayan halkın bu yaşam alanlarından uzak, sağlıksız başka bir ortamda yeniden iskan edilmesinin karşısında durulmalıdır. Dönüşüm bölgelerinde ev sahibi olmayan, kiracıların da barınma hakkı göz ardı edilmemeli, onların da barınma haklarını gözeten düzenlemeler yapılmalıdır.” Denildi. “SOSYAL POLİTİKALAR” Bildirgenin sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi, “Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak merkezi düzeyde planlanan ve uygulanan sosyal politikalar, neoliberal politikaların etkisiyle küçültülen devletin ilgi alanından hızla düşmüştür. Günümüzde, sadece oy kapmak üzerinden yapılan yardımlar dışında bir sosyal politika üretmeyen merkezi yapılanmaya karşın, yerel yönetimler bu konuyu daha fazla kendi gündemlerine alarak, toplumun ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda kendi süreçlerini işletebilme şansına sahiptirler. Günümüzde sosyal politikalar yerel yönetimlerin en önemli çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Kentlerimizin aldığı yoğun göç ve hızla artan kentsel nüfusla birlikte kentlerimiz bu akışı kaldırmakta zorlanmış, işsizlik, yoksulluk gibi sosyal sorunlar ortaya çıkmış, bu durum da yerel yönetimlerin bu konulara ilgi göstermesini zorunlu kılmıştır. Bir taraftan yoksulluk, işsizlik, dezavantajlı gruplar, bunların ekonomik ve sosyal olanaklara erişimi, kültürel çalışmalar gibi konular yerel yönetimlerin gündemi haline gelmeli, diğer taraftan planlama, konut, kentleşme, yol, su, kanalizasyon gibi kentsel hizmetlerin toplumun ihtiyaçları dikkate alınarak üretilmesini sağlayacak toplumcu bir bakış açısıyla hareket edilmelidir. Yerel yönetimler yasasında yapılan değişikliklerle birlikte, yerel yönetimlerin daha net bir sınıfsal tavır alması, kırsal politikalar konusunu da gündemine alması gerekmektedir. Kentlerdeki konut politikaları netleşmelidir.” “KIRSAL ALANLARIN REHABİLİTESİ SAĞLANMALIDIR” “Barınma hakkının mülkiyet hakkı üzerinden çözümlenmeye çalışılmasıyla, dezavantajlı kesimlerin barınma hakkına ulaşması engellenmektedir. Buna alternatif olarak, kiracılık politikasının değerlendirilmesi, sosyal konutlarda bunların uygulanabilirliğinin araştırılması gerekir. Sosyal konut projeleri geliştirilirken hassas olunmalı, insanların hayatlarına tüm yönleriyle etkileri analiz edilmelidir. İnsanların sosyal konut projeleri adı altında kentle ve birbirleriyle bağlarının kopacağı alanlara yerleştirilmesinden ve böylece kentte sınıfsal ayrışmayı körükleyen gettolaşmaların oluşmasından kaçınılmalıdır. Hazine arazileri halkın arazileridir. Halkın malı olan bu kamusal alanların halkın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmesinin ve kamu arazilerinin elde tutulmasının yöntemleri geliştirilmelidir. 6360 sayılı yasanın getirdiği yeni düzenlemeler dikkatle irdelenmeli, yeni duruma uygun politikalar belirlenerek kır-kent dengesinin sağlıklı bir şekilde kurulduğu, bütünlüklü bir anlayışla yerel yönetim çalışmaları yürütülmelidir. Köy boşaltılmalarının yol açtığı zorunlu göç ettirme politikaları nedeniyle kentlerde mağdur olan ve geçim kaynaklarını yitirerek bir anda yoksul durumuna düşen halka, geri dönüş olanaklarını yaratmak için 6360 sayılı yasa kapsamında büyükşehir belediyelerinin il bütününde yetkili olması bir fırsat olarak görülmeli, kırsal alanların rehabilitesi sağlanmalıdır. Ancak köye dönmek istemeyen kesimler içinse kentsel yaşama adapte olmalarını sağlayacak her türlü sosyal ve mekânsal politikalar geliştirilmelidir. Kentin asli unsuru haline gelme beklentisi içinde olan bu kesimlere, bir köşede atılmış ve her an dönmeleri gerekiyormuş gibi bakan dışlayıcı, ayrıştırıcı yaklaşımlardan toplumsal düzeyde uzak durulmalıdır.” Haber: Orhan AŞAN / Şehrivan

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2013, 01:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER