banner33

İnanç: Kürt meselesinde daha makul bir sürecin işleyişine inanıyorum

Başbakan Başdanışmanlığı görevlerini yürüten, başbakanlığı Doğu ve Güneydoğu’daki programlarında önemli bir misyon üstlenen Adnan İnanç, sürece, seçimlere ve bölgede yaşananlara dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İnanç: Kürt meselesinde daha makul bir sürecin işleyişine inanıyorum

ŞEHRİVAN ÖZEL RÖPORTAJ: YUNUS E. AYKAÇ - Ö. AYTAÇ AYKAÇ - Uzun bir süredir Başbakan Başdanışmanlığı görevlerini yürüten, başbakanlığı Doğu ve Güneydoğu’daki programlarında önemli bir misyon üstlenen Adnan İnanç, sürece, seçimlere ve bölgede yaşananlara dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kürtlerin inancı, kültürü, folkloru, geleneksel dokusu ile oynandığına vurgu yapan İnanç, PKK’nın yaptığı eylemlere de vurgu yaparak, “Örgütün eylemleri en çok Kürt halkına zarar verilmiştir ve hala vermektedir.” Dedi. İnanç, çözüm süreci de başta olmak üzere çok farklı meselelerde çarpıcı değerlendirmelerini Şehrivan aracılığı ile paylaştı. Çözüm sürecini örgütün bozduğuna değinen İnanç: “Süreci örgütün zehirlediğinden ve yok saydığından şüphe yok.” İfadelerine yer verdi. İnanç, Ak Parti döneminde Kürt halkının elde ettiği kazanımları da tek tek sıralarken bu anlamda son seçimler de dahil ortaya çıkan sonuçlar için: “AK Parti, Türk ve Kürtlerin buluştuğu tek partidir. Bu ortak zemin kaybedilirse işte o zaman korkmanın vakti gelmiş demektir.” Yorumuna yer verdi. İnanç, Ak Parti’nin MHP ile ittifak gibi önemli konularda da görüş bildirdi.

 

Başbakan Başdanışmanı Adnan İnanç, Şehrivan’a önemli açıklamalarda bulundu. Ülkenin, bölgenin ve Van’ın durumuna dair yaptığı açıklamalara ek olarak siyaset kavramı üzerine önemli yorumlarda bulunan İnanç, bu noktada seçim sonuçları, alınan oylarla bir kez daha gündeme gelen Kürt meselesi üzerine de çarpıcı yorumlar ve örnekler verdi. Kürt meselesi üzerine değerlendirmelerine çözüm süreci gibi kaçırılan fırsatlar üzerinde değerlendirmeler yaparak başlayan İnanç, yaşanan kayıplara şu sözlerle dikkat çekti: “Bölgenin terör ile anılması sebebiyle turizmin bitme noktasına gelmesinin de yine kaybedeni bölge insanı Kürt halkı olmuştur. Zorla alınan paralar, yol kesmeler, tamamen bölge halkı olarak bizim zararımıza olan girişimlerdir. Bölgesel yatırımlarda devletin teşvik uygulamaları da örgütün girişimleri sebebiyle sonuç vermemiş ve yine kaybeden Kürt halkı olarak biz olmuşuz. Nereden bakarsak bakalım, kaybeden Kürt halkı olmuştur. Örgütün eylemleri en çok Kürt halkına zarar verimiştir ve hala vermektedir. PKK ve diğer terör örgütlerinin yapmış olduğu eylemlerden sonra meydana gelen zararın yüzde sekseni Kürt halkı görmüştür. Bu apaçık gerçekliğin mutlaka görülmesi gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde silahlı bir guruba devlet müsaade etmez. En liberal devletler bile müsamaha göstermez. Devlet aygıtı, kendi içinde silahlı bir yapıya müsaade etmez. Bu kural dünyanın her yerinde aynıdır. Bence bunun görülmesi ve mücadelenin şiddetten uzak tamamen siyasi zeminde sürdürülmesi gerekir. Kaldı ki siyaset, mücadelenin şiddet ve terörden uzak, özgür ve sivil zeminde yapılması değil midir?” diye sordu.

 

 

İNANÇ: KÜRT MESELESİ HALA ÖNEMİNİ KORUMAKTADIR…

 

Her zaman dile getirilen Kürt meselesine vurgu yapan İnanç, “Kırk yıldır coğrafyamızda kan akıyor. Bu kan tramvatik bir toplum olmamıza neden olmuştur. Bunu hafife alamayız. Ne var ki travmatik toplumlar sağlıklı tepkiler veremezler. Zira yaşanan acılar toplumun sağlıklı düşünmesine ve karar vermesine imkan vermez.  Bu konuyla ilgili çözüm süreci bir umut olabilirdi. Süreç sağlıklı yürütülebilirdi. Ancak süreci zehirleyen unsur PKK/HDP olduğu tartışmaya bile gerek olmayan açıklıkta bir gerçektir. Bunlar enine boyuna konuşulabilir ve tartışılabilir. Çözüm sürecinin en sadık koruyucusu tarihi tecrübenin aksine devlet olmuştur. Devlet hasbi, örgüt hesabi davranmıştır. Sadece Çözüm sürecinde yaşanan 6-8 Ekim olayları bile sürecin nasıl örgüt tarafından zehirlendiğinin kanıtıdır.”

 

İNANÇ: SÜRECİ ÖRGÜT ZEHİRLEDİ

 

Bu anlamda sürecin bozulduğu noktalara da değinen İnanç, verdiği örneklerle sürecin nasıl bozulma sürecine girdiğine de vurgu yaptı: “Çözüm sürecinde tünel yapımı sırasında kaçırılan mühendisleri mi sayalım, yakılan tırları ve iş makinalarını mı, basılan şantiyeleri mi sayalım. Dağdan eli silahlı militanların şehirlere inerek gövde gösterisi yapmasını mı, bahar şenlikleri adı altında kitlesel örgüt propagandası yapılmasını mı, silahlı örgüt elemanlarının bu organizasyonlarda boy göstermesini mi sayalım, İki polisin evinde katledilişini mi, ‘Rojava’da kurulan devletimizi çözüm sürecine kurban edemeyiz’ beyanlarını mı? 13 Oy alınca şımaran HDP/PKK üyelerinin kazma kürek ile çukur kazmaya ve sonra da polis ve asker avına çıkışını mı sayalım? ‘Kobani düşerse süreç biter’ açıklamalarını mı sayalım? Süreci örgütün zehirlediğinden ve yok saydığından şüphe yok. 

 

 

LEYLA ZANA’NIN PKK YORUMU ÖNEMLİ!

 

“Bu konuda çok önemli gördüğüm bir olayı aktarayım” diyerek sözlerine devam eden İnanç, “Ağrı valisi Leyla Zana’ya diyor ki: ‘Sayın Zana, 80 tane milletvekili çıkardınız. Türkiye’nin her bölgesinden oy almaya başladınız. Önünüz açık ve gelişme imkanına sahipsiniz. Ama hala örgüt, Doğubeyazıt’ta tırları yakıyor, hala mühendisleri kaçırıyor, hala şantiyeleri basıyor; neden hala iş makinelerini yakıyorlar. Neden siz siyasiler örgütün karşısına çıkarak direnmiyor, bırakın da siyaset yapalım demiyor ve örgütün şiddet içeren eylemlerine engel olmuyorsunuz? Halk bize siyaset yapabilme gücü ve kabiliyeti verdi 13 oy aldık. Bırakın siyaset yapalım; neden bu eylemlerle siyasi yürüyüşümüzün önünü tıkıyorsunuz, siyasi meşruiyetimizi yok ediyorsunuz diye örgüte tavır koyun deyince. Leyla Zana şu tarihi gerçeği itiraf etmişti: Sayın Valim PKK’yı kullanan 20 tane devlet var. PKK yalnız başına hareket eden bir örgüt olmaktan çoktan çıkmıştır.’ Bu gerçeğin Leyla Zana’nın dilinden duymak önemlidir ve dikkate alınmalıdır; bence sürecin can yakıcı yanı tam da burasıdır.” şeklinde konuştu.

 

“TÜRKİYE’NİN EN DİNDAR HALKI KÜRTLERDİR”

 

Türkiye’nin en dindar halkının Kürtler olduğuna vurgu yapan İnanç şunları söyledi: “Bugün Kürt meselesi bir örgütün diline pelesenk olmuş bir etnik kimlik retoriği olmaktan öteye bir anlam ifade etmiyor. Örgütün zaten Kürt kültürü, folkloru, geleneği ve örfü ile dini algıları ve kabulleri, geleneksel ilişki biçimleriyle bir ilişkisi kalmamıştır. HDP’de, Kürtlerin inanç dokusuna, geleneğine ve duyarlılıklarına dair ne bulabilirsiniz. Ne dini inancına ne folkloruna ne geleneğine, ve ne de ilişki biçimlerine dair bir şey bulamazsınız. Bilinmeli ki Kürtler Türkiye’nin en dindar halkıdır. Ancak bugün örgüt vasıtasıyla dinleri ile sıcak ilişkileri bozulmak isteniyor. HDP/PKK’nın üst düzey yetkililerinin dilinde, hayat biçimlerinde ve dünya görüşlerinde dine dair bir şey göremezsiniz. Dinlediğim bir belediye eş başkanının, konuşmasında din temalı ve din ile ilişkili ifadelerden özenle kaçınması dikkat çekiciydi. Sorun ille dine mesafeli durmada değil, Kürtlerin dini kabullerine yabancılaşma ve dine dair her şeyden özenle kaçınmada görülmelidir. Şaşırtıcı olan, seküler bir dil kullanmaya ve dinden tamamen bağımsız bir algı ve düşünce ile konulara yaklaşım biçimiydi.”

 

 

İNANÇ: KÜRT HALKININ GENLERİ İLE OYNANIYOR

 

HDP’nin siyasetçilerinin kullandığı dile de değinen İnanç, seçilen cümleler, verilen mesajın mahiyetine dair önemli ipuçları vermekteydi. İnanç konuyla ilgili olarak: “Bütün referanslarını İslam öncesine hafızaya dair veren, garip ve uyduruk bir hafızayı diriltmeye çalışan HDP/PKK’lıların dili, Kürt halkının genleri ile ilgili bir sosyal mühendislik girişimine işaret ediyor.” diyerek konuşmasını sürdüren İnanç, “Newroz etkinliklerinde, yetkili bir hatibin, ‘ey güneşin çocukları, ey ateşin evlatları sözleri” Kürt halkının kültürel kodları ile oynandığını gösteriyor. Bugün Van’da Mardin’de ve diğer doğu illerinde Avesta gibi isimlerle açılan işletmeler, ticarethaneler, farklı bir hafızaya işaret ediyor, fikri bir sapmaya zemin hazırlıyor ve en çok da gençliğimizin düşünce dünyasını vurmayı amaçlıyor. Bu kavramlar, biz Kürtlerin inanç ve kültür dünyamızda ne ifade ediyor. Aslında düzenli okumaya çalıştığım Öcalan’ın kitapları en tahripkar ifadeleri ve dini, örfü, geleneği, adap ve ahlakı toptan hedef alan muhtevaya sahiptir. Burada anmak istemediğim ancak meraklılara Öcalan düşünce yaklaşımlarını okumalarını öneririm, talep edenlere yardımcı da olurum. Şeklinde konuştu.

 

İNANÇ: TAVANI İLE TABANI ARASINDA BU KADAR UÇURUM OLAN BİR HAREKET YOKTUR

 

İnanç konuşmasını şöyle devam ettirdi: “PKK/HDP ile oy veren ve destekleyen Kürt halkı birlikte düşünüldüğünde, tarih boyunca tavanıyla tabanı arasında bu kadar uçurum olan bir hareket yoktur. Bu kadar hem değerlerine yabancı olan ve hem de temsil etme iddiasında bulunan bir hareket görülemez. Dedim ya Kürt halkı en dindar halktır ve Kürt halkı geleneğine çok bağlı bir halktır. Kürt halkının bütün geleneğini yok etti. Mesela birkaç yıl önce Van’da yetmiş yaşındaki Hacı Latif amcayı öldürdüler. Bahse konu 70’lik hacı amcayı öldürenler 20 yaşındaki Kürt gençlerdi. Dağdan aldığımız emir üzerine öldürdük demişlerdi. Oysa Kürtler, her türlü farklılığa rağmen yaşlılara hürmet ve saygıda kusur etmez, evine sığınana dokunmaz, kimseyi arkadan vurma kalleşliğini göstermez, kendisinden büyükler yanında sesini bile yükseltmez, yaşlıya hürmette kusur etmezdi. Ne var ki örgüt disiplini (!) ahlak, adap tanımaz, din iman bilmez, örgütün kazanımından başka kural tanımazdı. Gereği (!) ise örgüt emriyle yapılmıştı.

 

 

“ANLATMAYA DİLİM DE, İNSAFIM DA EL VERMİYOR”

 

“Biz Kürt halkı olarak İslami örfün, sahih geleneğin insanlarıyız. Kürt halkı namusuna oldukça düşkün bir halktır. Ne var ki PKK/HDP, Kürt halkının bu hassasiyetini de yok etme eğilimindedir. Dağa çıkarılan genç kızlar, Diyarbakır başta olmak üzere birçok yerde ‘biz hiç kimsenin namusu değiliz’ şeklindeki ifadeler ve daha ileri düzeyde rahatsız edici ifadeler, Kürtlerin namus duygularını aşındırmaya matufdur ve insanlık vicdanının sinir uçlarına dokunmaktadır. Keza Diyarbakır’da asılan billboardlar, afiş ve pankartlar, Kürtlerin namus ile ilgili hassasiyetleriyle nasıl oynandığını göstermektedir. Doğrusu Örgüt ve Öcalan’ın kadın üzerinden geliştirdiği söylem ve politikalarını burada anlatmaya dilim de, insafım da el vermiyor” diye ifade etti.

 

İNANÇ: KÜRT HALKI DUYGUSAL ZEKÂSI YÜKSEK BİR HALKTIR

 

Sözlerine devam eden İnanç: “Kürt halkı duygusal zekâsı oldukça yüksek bir halktır. Söz konusu duygu yoğunluğu, Kürtlere sanatçı bir nitelik kazandırmıştır. Ne var ki biz Kürtler bu yönümüz ile çabuk ikna olabilen bir milletiz. Yaşayageldiğimiz birçok sorun, duygusal yönümüzden kaynaklıdır ve kararlarımıza duygularımızı karıştırmamız sebebiyledir” sözleriyle devam etti. Bugün HDP’nin milletvekili adaylarının büyük çoğunluğu Kürtlere entite açısından, inancı, kültürü, folkloru adet ve geleneksel ilgileri itibariyle de oldukça uzaktır.  

 

“AK PARTİ, TÜRK VE KÜRTLERİN BULUŞTUĞU TEK PARTİDİR”

 

Adnan İnanç sözlerine son 16 yılda Kürt meselesinde atılan adımlarla devam etti: “AK Parti, Türk ve Kürtlerin buluştuğu tek partidir. Bu ortak zemin kaybedilirse işte o zaman korkmanın vakti gelmiş demektir. Dolayısıyla Ak Parti’nin 2002 yılında iktidara gelişiyle birlikte tam bir sosyolojik devrim yaşanmıştır. Özellikle Türkiye’de Kürt meselesi üzerinde yaşanan inkar politikaları reddedilerek sorunlara neşter vurulmuştur. Aklımda kaldığı kadarı ile Kürt meselesinde atılan adımları sıralamaya çalışacağım” diyerek maddeler halinde söz konusu kazanımları anlatmaya çalıştı:

 

 

KÜRT MESLESİNİDE 16 YILLIK KAZANIMLAR

 

Ak Parti iktidarının daha 11’inci günde 30 Kasım 2002’de OHAL’i kaldırdı.

Hemen devamında Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) kaldırıldı.

Askeri mahkemeleri ve askeri hastaneleri sivilleştirildi.

TRT Kurdi İle büyük bir haksızlığa son verildi.

Örgütün provakasyonlarına rağmen, açılım politikaları ile çözüm yönünde kararlı bir irade beyan etti; ne var ki örgüt sabote etti.

Kürtçenin, okullarda seçmeli ders olarak okutulmasını sağladı.

Özel okullarda ana dilde ve değişik lehçelerde eğitimin önünü açtı.

Klavye de düzenleme yaparak, klavye yasası çıkartıldı ve X-W-Q harflerinin kullanımını sağladı.

Andımızı kaldırdı.

Değişik dil ve lehçelerde propagandanın önünü açtı.

Kürtçenin siyasi propagandada kullanılması yasalaştı.

Sürgündeki Kürt siyasetçilerin ülkeye dönüşü sağlandı

Yerleşim birimlerine Kürtçe isimlerinin iadesi yasalaşarak yöresel isimlerin verilmesine/iadesine imkan tanıdı.

Köylere geri dönüş yasalaştı.

Cezaevlerinde Kürtçe yasağı kaldırıldı.

Sosyal yardımlardan faydalanmada ‘arşiv kaydı’ şartı kaldırıldı.

TBMM’de Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti ilk kez ‘ben bilirim’ modundan çıkarak ‘Akil İnsanlar’ deneyimi yaşadı.

Jandarma genel komutanlığı içişleri bakanlığına bağlandı.

Emasya protokolü kaldırıldı.

Büyükşehir yasası ile yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde önemli bir adım attı.

Anadolu Ajansı Kürtçe yayına başladı. Çağrı merkezlerinde farklı dil ve lehçelere hizmet verilmeye başlandı.

Anadilde savunma hakkının, yasalarla koruma altına alınmasını sağladı.

Başta Artuklu ve Alparslan üniversiteleri olmak üzere, altı üniversitede Kürtçe eğitmen ve öğretmen yetiştiriliyor. Bunların devlet eliyle yetiştiriliyor olmasında temel amaç dikkate alınmalıdır.

Dersim bizim acılı tarihimizin en önemli halkasıdır ve bu tarihi haksızlıktan dolayı özür dilendi.

Şırnak havaalanının ismi Şerafettin Elçi ve Yüksekova havaalanlarının ismi ise Selahattin Eyyubi olarak belirlendi. Daha sıralanabilecek birçok adımdan söz edilebilir. Örgütün kuşatması ve bölgedeki tedhiş hareketleri olmasa sürecin çok daha güzel ve olumlu gelişeceğinden eminim…” şeklinde özetledi...

 

 “TESLİM EDİLEN HAKLAR VE HÜKÜMETİN TAKDİRE ŞAYAN TUTUMU”

 

Eğitim alanında çok daha iyi bir yerde olabilecekleri vurgusu yapan İnanç şunları belirtti: “Ne Kürtlerin ne de bir başka etnik aidiyetin haklarının elinden alınması elbette kabul edilemez. Eğitim alanında çok daha iyi bir yerde olabilecekleri vurgusu yapan İnanç şunları belirtti: “Ne Kürtlerin ne de bir başka etnik aidiyetin haklarının elinden alınması elbette kabul edilemez. Keza bir insan dilsiz de dinsiz de yaşayamaz. Ancak Ak Parti hükümeti, kimsenin baskı ve şiddetinden, terörist girişiminden dolayı haklarını iade etmiş değildir. Nitekim Dersim katliamı için devlet adına özür dilenmesi, Alevi ya da başkalarının baskısı sonucu değildir. Akdamar adasında Akdamar Ermeni Kilisesinin restore edilmesi ve ibadete açılması, Ermenilerin baskısı ve şiddet uygulamasının sonucu değil; silah zoru ile elde ettiği bir husus değildir. En doğal ve tabii hakları olduğu için bu imkân sağlanmıştır. Aynı durum Mardin için de geçerli… Süryani mabetlerinin daha önceleri haksız yere alınan vakıf arazileri, kendilerine teslim edilince, ekranlardan hatırlıyorum Süryani din adamları duygusal anlar yaşamıştı. Şimdi kim Süryanilerin silah zoru ile veya şiddet uygulayarak vakıf arazilerini geri aldığını söyleyebilir. Başörtüsü yasağının kaldırılma durumu da yine gasp edilmiş bir hakkın iadesi olarak görülmelidir. Kürt meselesindeki hakların iadesi sürecindeki olumlu adımlar da, yine doğal bir hakların iadesi olarak görülmelidir. Örgütün silah zoru ile aldık sözleri, sadece algı oluşturma ve yanıltma çabasından ibarettir. Oysa Örgütün şiddet eğilimi olmasa Kürt meselesinde çok daha makul ve hızlı sürecin işleyeceğinden şüphe duymuyorum” dedi.

 

 

AK PARTİ’NİN MHP İTTİFAKI BÖLGE HALKINI RAHATSIZ EDER Mİ?

 

İnanç, MHP ile ittifakı değerlendirirken, “Hükümet anayasa değişikliği için destek arayışını sürdürdü. HDP hiçbir konuda destek olmayacağını, görüşmeyeceğini, koalisyon ortağı olmayacağını, hiçbir dayanışma içine girmeyeceğini, hatta Ak Parti yetkililerinin ziyaret talepleri konuşulduğunda Sırrı Süreyya Önder, ‘gelir bir çay içer, çeker giderler’ diyerek nezaket kurallarını da hiçe sayan gayrı ciddi tutumu önemlidir. Ne var ki bir müddet sonra MHP anayasa değişikliğine destek vereceğini açıkladı ve sözünde de durdu. Bilindiği üzere anayasa değişikliği böylece gerçekleşmiş oldu. Bu durumda hiçbir HDP’linin mezkur ittifakı eleştirme hakkı bulunmamaktadır. Kaldı ki bölgeden oy alan HDP’ye büyük sorumluluk düşüyordu, ancak iradesini örgüte kaptıran HDP’den böylesine bir sorumluluk beklemek mümkün değildi. Kaldı ki S. Süreyya Önder’in referandumda MHP’nin hayır demesi halinde onlarla yol alabileceklerini ifade etmesini de bir yere not edelim.”

 

“PKK’NIN EYLEMLERİNDEN EN BÜYÜK ZARARI KÜRT HALKI GÖRMÜŞTÜR”

 

İnanç, “70’li yıllardaki sağ-sol davalarında önemli bir sayıda gençlerimizi kaybettik. 1980’de ASALA ile başlayan terör hareketi 42 önemli can aldı. 1984’de PKK’nın eylemlere başlaması ile ASALA’nın bütün eylemleri durdu; zira eylemlerde ihale PKK’da kalmıştı. Ve o günden bugüne PKK eylemlerinde kırk bin civarı insan ölmüştür ve maalesef dörtte üçünden fazlası bölge halkı Kürtlerden oluşmaktadır. Kepenk kapatma eylemlerinde, bölgeye yapılan yatırımların engellenmesinde hep kaybeden bölge halkı olan Kürtler olmuştur. PKK eylemleri sonucu bölgeden nitelikli insan göçü ve sermaye göçü sebebiyle yine kaybeden bölge halkı olan Kürtlerdir.”

 

“KAYBEDEN HEP KÜRTLER OLDU”

 

İnanç sözlerini son dönemlerde yaşananlarla yine Kürtlerin kaybettiğini vurgulayarak tamamladı. İnanç konuyla ilgili yorumunu paylaşıp: “Bölgenin terör ile anılması sebebiyle turizmin bitme noktasına gelmesinin de yine kaybedeni bölge insanı Kürt halkı olmuştur. Zorla alınan paralar, yol kesmeler, tamamen bölge halkının zararına olan girişimlerdir. Bölgesel yatırımlarda devletin teşvik uygulamaları da örgütün girişimleri sebebiyle sonuç vermemiş ve yine kaybeden Kürt halkı olmuştur. Nereden bakarsak bakalım, kaybeden Kürt halkı olmuştur. Örgütün eylemleri en çok Kürt halkına zarar vermiştir ve hala vermektedir. PKK ve diğer terör örgütlerinin yapmış olduğu eylemlerden sonra meydana gelen zararın yüzde sekseni Kürt halkına yapılmıştır. Bu apaçık gerçekliğin mutlaka görülmesi gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde silahlı bir guruba devlet müsaade etmez. En liberal devletler bile müsamaha göstermez. Devlet aklı silahlı bir gurup kabul etmez. Bu kural dünyanın her yerinde böyledir. Bence bunun görülmesi ve mücadelenin şiddetten/terörden uzak tamamen siyasi zeminde sürdürülmesi gerekir. Kaldı ki siyaset, mücadelenin şiddet ve terörden uzak bir zeminde yapılması için değil midir?” diye sordu. (DEVAM EDECEK)

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2018, 08:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner37