Van ile ilgili güzel bir şeyler bahse konu olduğunda siyasilerin, kurum amirlerinin ve STK’ların hep kullandığı bir cümle vardır:

“Afeti fırsata çevirdik…”

Bu cümle 2011 yılında meydana gelen depremden sonra girdi hayatımıza. Afeti ne kadar fırsata çevirebildiğimiz konusunu bir başka tartışmaya bırakıp şu sıralar ülke gündemine damga vuran gelişmelerin Van için nasıl bir etki yarattığına bakalım.

Kimine göre yolsuzluk kimine göre itibarsızlaştırma ‘operasyonları’ olarak ifade edilen 17 Aralık operasyonları sonrası bilindiği gibi bakan değişiklikleri yaşandı. Van özeline indiğimizde şu sıralar Van üzerinde etkisi olabilecek Çevre ve Şehircilik Bakanı ve Ekonomi Bakanı değişti. Bu iki bakanlığa yeni isimler getirildi.

Bu isimlerden birisi Van’ın içinde bulunduğu imar çıkmazı ile, diğeri ise şu sıralar yerel bir ekonomik kriz yaşayan ekonomi çıkmazımız ile muhattap olan bir isim. Ben kabine değişiminde şahsen bu iki ismi görünce aklıma hemen imar belirsizliği, vergi ve SGK ertelemeleri, KOSGEB ödemeleri geldi. Bilindiği gibi depremden sonra adeta Van’a karargah kuran ve Van’a çok büyük paralar aktaran hükümet depremin yaralarının silinmesi noktasında ciddi bir rol oynadı. Barınma, ekonominin kısa süreli de toparlaması ve o krizin geçici süreyle püskürtülmesi anlamında yapılanlar hiçbir zaman unutulmayacak nitelikteydi.

Zira geçici çözüm üretilen mevzularda gün geldi çattı. KOSGEB ödemeleri başladı, SGK ve vergi ertelemeleri sona erdi vs… Gerekli kurum ve kuruluşlar diyemeyeceğim ama bu zamana kadar Van’ı kendisine az da olsa dert eden bazı kişi ve kuruluşların erteleme ve borçların silinmesi konusunda çabalar sarfettiğini biliyorum. Ama daha önce olumsuz cevaplar veren bakanlıkların bence bu kabine değişikliği sonrası kapıları bir kez daha çalınmalı. Kentteki dinamikler Van’ın yerel bir krizde olduğunu, ya da STK’lar kendilerine bağlı esnafın büyük bir çıkmaza girdiğini kendi aralarında konuşmak yerine bir kez daha bu bakanlıklara taşımalılar. Hükümetin yüzüp yüzüp kuyruğuna getirdiği deprem sonrası acil müdahale ve yeniden yapılanmada yüzüldü yüzüldü kuyruğuna gelindi. Ama kuyruk bölümünde şerit koptu.

Şöyle ki:

-Hükümet 17 bini aşkın konut yaptı, ama yüz civarında depremzedenin grevleri, tepkileri yüzünden bu yatırımın büyüklüğü ve sayısı gölgede kaldı.

-Hükümet elektriğinden, suyuna kadar herşeyi sonuna kadar ödedi vatandaşın yanında oldu ama kesilen elektrikler yüzünden sanki hiçbir şey yapılmamış gibi bir algı oluşturuldu.

-Hükümet tüm ödemeleri iki yıl erteledi, faizleri cebinden ödedi ama ne zamanki KOSGEB ödemeleri başladı, ertelemeler bitti “Neden borçlar silinmedi de ertelendi” yaygarası bu kolaylığı da gölgeledi.

-İşkur bünyesinde işe alınan 7 bin kişi iki yıl güllik gülistanlık çalıştı, evlerine ekmek götürdü. Van deprem sonrası süreçte on binlerce ailenin yoksulluk hikayesini önlendi. Ama son dönemlerdeki alımlarda işin için siyaset girince homurtular başladı.

-Van Belediyesi yapamadığı imar için Çevre ve Şehircilik’in kapısını çaldı. Bakanlık kabul etti imarı Van Belediyesi için yaptı. Bakanlığın öyle ya da böyle yaptığı imar ne kadar geciktiyse Van Belediyesi’nin imarı teslim aldıktan sonraki çözümleri de o kadar gecikti. Kent için büyükşehire layık koca bir imar çizildiği söylendi ama belediye bile son imarı değil önceki imarlardan birini kabul ederek topu yine bakanlığa attı. İmar bakanlık ve belediye arasında heder olup gitti. Bunca emek karşılığında imar için de alınan dua değil beddua oldu.

Kopuş o kopuş… İşte tüm Türkiye’nin Van’a yapılanları hayret, hayranlık ve şaşkınlık içinde izler ve konuşurken Van’da ise insanlar yapılmayanlar üzerinden yaşanan şu duruma hayret ediyor…

Sebebi ne?

İlgisizlik, takipsizlik ve boşvermişlik.

-Şu anda yaşanan ufak ama büyük görünen sorunlar ilgisizliğin neticesi.

-Söz verilip de yapılmayan ve yapılması öngörülen tüm yatırım ve vaatler gerekli kişi ve kuruluşların takipsizliğinin göstergesi.

-Yapılan milyonluk yatırımların ve sayısız yatırım ve yardımların hiç sayılması ise siyasilerin “Hükümet neler yaptı neler” cümlesine sığınarak gerisini boşvermelerinin sonucudur.

Yoksa Vanlıların değimiyle, “Özümüzü Allah’tan etmeyelim.”

***

SEN UYURSAN HERKES ÖLÜR!

Bu memlekette ciddi anlamda çözüm önerileri üzerinde konuşabileceğiniz sayılı kurum, kuruluş ve STK var. Gerisi teferruat…

Varsa iyi bir şey, paylaşmak için yarışanlar memleketin karına olabilecek sorunların aktarılması bahse konu olunca kış uykusuna yatıveriyorlar. Maalesef ki, halk arasında yorum yapmanın, topluma açık yerde hizmet etmenin zor olduğu bir memlekette yaşıyoruz. Biz de ülkeler arkadaş ortamlarında kurulur, sistemler kahvelerde çökertilir, seçimler arkadaş grupları arasında kazanılır/kaybedilir. Memleket meseleleri de yine efkarlı sohbetlerden öteye taşınamaz.

Mevzu haydi konuş demeye geldiğinde herkes ‘yakan topu’ bir birlerine atmaya çalışır.

Çok iyi hatırlıyorum depremin hemen sonrasında Van ile en çok ilgilenen bakanlardan birisi olan Cevdet Yılmaz bile aynı konuyu dile getirmiş, Van’daki STK’ların küçük çaplı taleplerinden dolayı ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığını söylemişti. “Acaba Vanlılar benden neler isteyecek.” Korkusuyla içeri giren Yılmaz, “Bize bir çadır/konteyner ver Sayın Bakanım” talepleriyle ayrılıvermişti. Tam anlamıyla fiyasko…

Şu an da o durumdan çok uzak değiliz ya, o da ayrı bir mevzu. Mesela herkes kentte ciddi bir kriz olduğunu bilir ama bunu twitter üzerinden yazmaktan öteye geçen sayısı çok azdır. Olayı twitter ile sınırlamayıp dile getiren cesur insanlardan birisi ile konuşuyoruz önceki gün. Emlakçılar Derneği Başkanı Orhan Özdek. Konuştukça adeta ibretlik cümleler dökülüyor ağzından. Tespitlerini ve kent ile ilgili söylediklerini dinleyince bir tanesini bile kaçırmamak için ilgiyle dinliyorum:

-Bakan Erdoğan bizi kandırdı. 8 ay sonra imar hazır olacak sözü vermişti. 1 yılı çoktan geçtik imar yalan oldu!

-Bizim vekillerimiz Van milletvekili değil Ankara milletvekilliği yapıyorlar!

-Van AK Parti ve BDP’nin ideolojisi arasından sıkışıp kaldı!
-Van Belediyesi Bakanlık ne yaptıysa aynısı yaptı. İmar konusunda yetersiz kaldı. O da mağdur etti…

-Van şu anda sahipsizliğinin bedelini ödüyor. Kime sahip çıkmadı, şimdi ise ekonomik bir krizle boğuşuyoruz…

Ve daha neler neler…

Bunları ve bunları dile getirme nedenlerini de bilince, “Adam haklı beyler” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu yüzden diyorum: Halk olarak tepki vermeyi öğrenemediğimiz, sorunlarımızı bizi temsil edenlerle üst mercilere aktaramadığımız, yöneticilerimizi kendimiz seçemediğimiz, vekillerimizi kendimiz belirlemediğimiz sürece tüm bu sorunları yaşamaya mahkumuz…

Bugün her defasında kendimize örnek gösterdiğimiz ve “Van neden Gaziantep olmasın.” Şeklinde temenniler dizdiğimiz bir Gaziantep, “Fatma Şahin milletvekilimiz olacak” deyince oluyorsa ve bu istek anında Başbakanlık nezdinde kabul görüyorsa, daha 10-15 yıl önce Van’dan pek bir farkı olmayan Konya bugün sanayi kenti olarak anılıyor ve her haliyle Van’dan üstün bir profil çizip bir de yerel seçimlerde AK Parti’ye ağabeylik yapıyor, kurum ve kuruluşlarımızla kardeşlik kuracak düzeye geliyorsa bu kentteki her bireyin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor:

“Neden?” diye…

***

SİYASET BİR HASTALIKTIR…

Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri, Risâle-i Nûr hizmeti gereği siyâsete bilfiil karışmamıştır. Fakat siyâset kurumunun cepheleşmelerden, çekişmelerden, ideolojilerden ve menfaat takipçiliğinden uzak; millet ve memleket hizmetinde sâde bir hizmet kurumu olmasına yönelik, güçlü ve ahlâkî normlar tesbit ve beyan etmiştir.

Üstelik bu dönem bile siyasetçilere ders kitabı olacak niteliklerde sözlere yer veren Üstad Bediüzzaman, “Neden siyâsete karışmıyorsun?” sorusuna ise şöyle “Siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” diye cevap veriyor.

Siyâsetinin bir hastalık olduğunu, fikri hezeyanlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını beyan eder ve siyâsetin ancak vatan ve millet için yapılması halinde hizmet olacağını söyler. Aksi durumda ise hizipleşmelere ve kısır çekişmelere zemin hazırlayan bir siyâset anlayışının hizmete değil, milletin işe yarayan potansiyelini bölmeye ve gücünü zaafiyete uğratmaya yarayacağını; bundan dolayı millet ve memleket meselesinde siyâsî gurupların hareket ve çıkış noktalarının siyâsetçilik veya tarafgirlik olması hâlinde bunun milletin birliği için ciddî tehlike doğuracağını nakleder.

Mevzuya dönelim

Bir kaçını geride bıraktığımız ve önümzde kent adına önemli olacağını düşündüğümüz bir çok oda seçimi var. Bakkallar Odası, Demirciler Odası vs… Tabi Van Ticaret ve Sanayi Odası ve Van Ticaret Borsası dışında en çok önem arzeden odalar Van Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği bünyesindeki Van Şoförler ve Otomobilciler Odası.

Siyaseti temsiliyette ve sorunların çözümünde az, menfi işlerde çok kullanan bir kentin siyasetçileri de onların alt yüklenicileri de oda seçimleriyle fazlaca ilgileniyor şu sıralar. Bunu VATSO ve VATBO seçimlerinde bariz bir şekilde gördük. Ne kadar inkar edilirse edilsin, ne kadar ‘yok’ denilirse denilsin oda seçimlerinde Ak Parti de vardı BDP de. Yani odaya siyaset karıştı.

Şimdi ESOB ve Şoförler Odası Başkanı Faruk Alpaslan, yarınkı seçim öncesi tekrar tekrar bir mücadele veriyor: “Odaya siyaset karışmasın” diye. Alpaslan’ın açıklaması ne derece etki eder bilmem ama üzülerek belirteyim ki bulaşıcı bir hastalık olan ‘siyaset’ çoktan kentteki oda, borsa, dernek, vakıfları sardı bile. Daha düne kadar liyakatın arandığı bu seçimlerde şimdi ‘siyaset’ etkileyici, ‘parelel’ yapılar belirleyici oluyor.

O yüzden yarınki seçim sonucu ne olursa olsun, Van siyaset bulaşmış bir seçime daha giriyor yarın. Seçimlere siyaset bulaştığını bilmemize rağmen: Hayırlısı olsun, ne diyelim…