RİCCİARDONE, AZ BİLE SÖYLEMİŞ!

Amerika Büyükelçisi Ricciardone… Pazar günü her bir uğraş ve telaşesini bir köşeye bırakmış emekçi basın mensubu arkadaşlarımızla elde makinalarımız adım adım takip ettiğimiz, Van temaslarını an be an paylaştığımız zat-ı muhterem.

RİCCİARDONE, AZ BİLE SÖYLEMİŞ!

Başımız gözümüz üstüne geldi, gelişi her ne kadar bizleri azami ölçüde şaşırtmış olsa dahi, sonrasında özellikle “Gezi Parkı” denen zulmete dair gelen sorulara şirin bir Türkçe telafuzla “Siyaset Ankara’da kaldi, biz burada Van’i konuşmaya geldik” cevabını vermesi bu şaşkınlığı gururlanacak bir hisse bıraktı.

 

Kolay olmadı, hem de hiç olmadı. Bugüne dek sayısını en baba Vanlı hemşerimizin dahi bilemeyeceği türlü gömlekler yakıştırıldı Van’a ama emin olun  hiçbiri “Güneşin Kenti Van” sloganı gibi içten ve sıcak olmadı. Ve hiçbir sıcaklık yabancılarda bu denli derin etki bırakmadı. Haliyle böyle bir beğeni, böylesi bir ifade bana hiç şaşırtıcı gelmedi.

 

İşi esasında güzel ve anlamlı kılan, ilinize gelen Amerika Büyükelçisi’nin siyaset ve ona dair her şeyi bir kenara bırakıp ziyaretinize gelmesi, tarihi ve turistik yerlerinizi gezmesi, ülkenizin en temel gündem maddesi olan “Çözüm Süreci” konusunu desteklediğini söylemesi. Dahası da var, aynı Ricciardone, ortak müttefik Türkiye ile şiddet ve terör konularında mutabık tavır içinde olduklarını önemle ifade ettikten sonra sözü turizme getiriyor, Van’ın güzelliklerine getiriyor ve başlıyor methiyeler dizmeye…

 

Ne diyor Büyükelçi? Van Güzel diyor, bu güzelliklerin burada olması, kültür ve inanç turizminin bu coğrafyada, kadim medeniyetlere ev sahipliği yapan bu güzide Anadolu kentinde olmasından bahsediyor. Barış, huzur ve kardeşlik var diyor, kendi vatandaşlarını Van’a çağırıyor, Amerika’yı birbirine katıp uluslar arası lobileri bize kışkırtan Ermenilerin dahi buraya gelmesinin gerekliliğini anlatıyor ve konuşmasını buralara yatırımın gelmesi gerektiğini hatırlatarak bitiriyor.

 

Yetmiyor, aynı Büyükelçi bu kez bizim basın mensubu arkadaşlar yokken kendisine mikrofon uzatan ve adada tevafukken bulunan bir Amerika Televizyonuna da çok güzel, yerinde açıklamalar yapıyor ve kendi ülkesinin medyası aracılığı ile mesajlarını tekrarlıyor. Bu güzel söyleşiye o an orada bulunan Vali Yardımcısı Sn.Mehmet Yüzer de tanıklık ediyor ve memnun kalıyor.

 

Bu gerçekleri; Van’ın güzel bir kent olduğunu, turizmin can damarı olduğunu, güneşin kenti olduğunu, festivallerle, güzel haberlerle, flamingosuyla, balık bendiyle, şelalesiyle, dört bir yana serpiştirilmiş farklı medeniyetlerin can alıcı miraslarıyla dolu olduğunu bu ile daha ilk geldiği günden beri boğazını paralayarak söyleyen bir Vali vardı zaten.

 

Bu Vali, Halkın Valisi olup da ısrarla bunları söylerken, dört bir yanda tanıtımla, mesajlarla insanları getirirken, birileri ısrar ve aynı kararlılıkla yola taş döşeme derdindeydi. Deprem bahanesine sığınarak Van’ı hak etmediği ithamlarla kaderine baş başa bırakanları, kendi ilini kötüleyenleri, felaket senaryolarıyla halkı kandıranları da gördük.

 

Ama bu il anvcak turizm ile kalkınır diyenler vazgeçmediler, Van Kalesi’ne çıkan o yolları da yaptılar, tepesindeki Süleyman Han Camii’ni de ibadete açtılar, Hüsrevpaşa Külliyesi ayakları üzerinde doğrulurken, şelale yeni köprüsüyle onlarca insanı ağırladı. Uçan Balıklar suda en güzel danslarını sergilerken, flamingolar Erçek Gölü’nde süzülüp durdu. Yüzlerce tekne, binlerce insan sayısız sefer yaparken Tamara’nın Turkuaz renkli denizinden Akdamar Kilisesi’ne, akıllara bir tek söz mıh gibi çakıldı; iki kelime, tek hece: Van Güzel, Van!

 

Demek insanların şaşırması, bazı gerçekleri görmeleri için bu şehre 6 ayda bir büyükelçilerin gelip, değişimi bizzat onların söylemesi gerekirmiş. “Meğerse bu ilin geleceği turizme bağlıdır” nidaları ancak elin yabancısı söyleyince kıymete biniyor, ancak o vakit insanlar “Yahu ne oldu da değişti devran, ne oldu da elin Amerika elçisi ülkesinin vatandaşlarını, turizmcileri Van’a çağırıyor, daha dün biz değil miydik bu şehrin gölgesine ölü toprağı serpip ruhuna Fatihalar yollayan, bu şehre ne oldu da yetişemiyoruz bu hızlı gidişata?” deyip olanı biteni anlamaya çalışıyor.

 

Olsun güzel kardeşler, insanlar anlamış olsunlar da, bu ilin, çocuklarının, gelecek nesillerinin kaderinin turizmin gelişmesine bağlı olduğunu, bu ilin potansiyeliyle yakın dönemde bir güneş gibi doğacağını bilsinler de varsın bunu kim söylerse söylesin, başımız üstüne yeri var! Ama dönüp bakınca geriye doğru, Van’ın yaşadığı o süreçlere, içinden geçilen cenderelere, kaybedilenlere, yitirilenlere, milyon dolarlarla ölçülen değerlere, hayıflanıyor insan, azıcık, biraz daha, az daha erken olaydı da bu değişim, Van tahayyül bile edilemeyecek noktada olacaktı o vakit.

 

Ricciardone az bile demiş! Konuşmuş, iki çift kelam etmiş ama güzel demiş, iyi demiş, hoş demiş. Ancak daha önemli olan bu sözlerin içini doldurmak, bu söze uygun hareket etmek.  Sezar’ın Hakkı Sezar’a. Komutasını turizm işinden anlayan bir Vali’nin yürüttüğü ve güzel bir ekip çalışmasının ürünleri olan bu güzellikler taa Amerikalardan böyle beğeniler alıp, sonuçları bu kadar da güzel oluyorsa, konuşulan her muhabette, söylenen her sözde Van geçiyorsa o vakit sevinme vaktidir. Daha çok çalışma, daha güzel işler başarma vaktidir, birler, ikiler yetmez, onlar yüzler binler gelsin deme vaktidir.

 

Huzur ve sükûnet şehri Van’da kamu kurum ve kuruluşlarıyla, başkanlarını yeni seçmiş sivil toplum kuruluşlarıyla, yerel idarecileriyle, üniversitesiyle, sektörün her alanından temsilcileriyle artık geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Van bu yolda kaybetmeyecek ama hedef kaybetmemek üzerine değil, mevcuttan daha fazlasını kazanma üzerine kurulmalı, stratejiler buna uyarlanmalı. Mesele, basit düşünen ve turizmi sadece anlık iş ve para kazanma hırsıyla yapan simsarlara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseldir çünkü.

 

Ricciardone’ye güzel düşünceleri ve Van Güzel’e dizdiği methiyeleri için teşekkür ederken, bu güzelliklerin bu derece güzel görünmesini, etkilemesin, sağlayan Valimize ve ekibine de teşekkür ediyoruz.

* * *

Ancak son söz mahiyetine eklemek istediğim önemli bir husus var; büyükelçi ziyareti resmi bir ziyaret. Elbetteki Valilik bu durumu gözeterek en yüksek ilgi ve alakayı sundu, misafirini en iyi şekilde ağırladı. Ama geçmişten bu döneme hiç değişmeden gelen, devletçi memur zihniyetin en büyük ayıbı olan bir hata yine tekrarlandı.

 

Büyükelçiye rehberlik etmesi için yine ve her zaman olduğu gibi Müze çalışanı bir memur, bir sanat tarihçi görevlendirildi. Yasal olarak artık müze ve ören yerlerinde anlatım, tanıtım faaliyetlerinin bu işte liyakati olan ve bu liyakati Bakanlık onaylı belgesiyle gösterme zorunluluğu olan rehberlerin yapması gerekiyor ancak pratikte yerleşmiş bu tabuyu yıkmak zaman alacak gibi görünüyor. Oysa bu ilin rehberleri, iyi ve donanımlı yetişen insanları bir tarafta beklerken işgüzarlık eden birilerinin müzeden birini görevlendirerek –belki aklına gelmedi veya rehberler para isterler diye düşündü- büyükelçiye mihmandar yapmak en hafif tabirle ayıptır. Bir taraftan ilin turizmine bu denli yatırım yapılacak, bu kadar güzel iş yapılacak, öte yandan Büyükelçi ilinize gelip onca güzelliği anlatarak ilinizin turizmini methedecek ama siz dalga geçer gibi bu işin eğitimini almış ve anlatma yetkisi olan rehberleri çağırmak yerine tutup bugüne dek yaptığınız gibi yine müze görevlinizi heyetlerin önüne koyacaksınız. Umarım kısa bir süre önce Van Turist Rehberleri Derneği ziyaretlerinde bu konuda gereken bilgilendirmeyi kurum amirlerine yapacağı taahhüdünü veren sayın Valimiz, bu ince, önemsiz gibi görünen ama mantığa aykırı duruma da el atar ve gerekeni yapar.


Analiz: M.Emin TOKTAŞ

 

Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2013, 13:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER