banner186

Vanlı sanatçı Emrullah Çakay: “Bala, peynire verdiğimiz değeri insanımıza da verelim”

Son dönemlerde Çukur, Söz gibi dizilerle ve ardı ardına ödüller alan filmlerle adından söz ettiren, kısa sürede büyük başarılara imza atan Emrullah Çakay Şehrivan’a konuştu. Bir dönem çok büyük sanatçılar yetiştiren son dönemde öne çıkan geleceği parlak sanatçılarından birisi olarak gösterilen Çakay, Van’ın, kentin kültür ve sanatını ve kültür sanatın kalkınmadaki yeri, gençliği ve daha birçok konuyu Şehrivan aracılığı ile değerlendirdi.

Vanlı sanatçı Emrullah Çakay:  “Bala, peynire verdiğimiz değeri insanımıza da verelim”

ŞEHRİVAN ÖZEL SÖYLEŞİ: ÖMER AYTAÇ AYKAÇ

Öncelikle size dair bir soruyla başlamak istiyorum. Son zamanlarda sizin de sıkça karşılaştığınız bir sorudur muhtemelen. Emrullah Çakay kimdir? Vanlı mıdır?

Bu soru herkesin sorduğu bir soru. Evet Vanlıyım. Biz aile olarak 60 yıldır Van’dayız. Bu da bence Vanlıyım demek için yeterlidir bence. Vanlı olup olmadığım tartışma babamın görevi nedeniyle başlayan bir süreç. Ben öğretmen çocuğuyum. Ben ve kız kardeşim babamın Mardin’de görev yaptığı zaman doğmuşuz. Onun dışında Van’a dönmüşüz, babam Van’da görev yapmış. Ben Vanlıyım haliyle. Ailemiz, akrabamız da burada yaşıyor. Hayatım boyunca da sorular sorulara hep bu şekilde cevap verip ben Vanlıyım dedim. Çok şükür Vanlıyız. (Gülüyor)

Kariyer sürecinizden bahsederseniz bir de…

Dediğim gibi Van’da büyüdüm. Çocukluğum İskele’de geçti. Ben İskele YİBO’dan mezunum. Lisede yine Atatürk Lisesi’ni yatılı okudum. Orada da diyebilirim ki Van’ın en zeki çocukları ile yatılı kaldım. Türkiye’deki en önemi festivallerden birisi olan Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği’nde başladım tiyatro kariyerine. Her okul bir tiyatro kapsamında benim gibi birçok sanatçı buradan yetişti. Ben de 6’ıncı sınıfta başladım bu şenlikte yer almaya. Hatta burada ilk rolüm sadece patlayan bir silah sesini el ile çıkarmaktı. Bunun dışında rejide, arka planda duruyordum. Sonra her yıl devam ettim. Lisede de bu şenliklere katıldım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi’nden Şevket hocam ile tanıştım. Onun desteği ile Devlet Tiyatrosu’nda sözleşmeli olarak çalıştım. Bir süre sonra tiyatrodaki kadrolu oyunculara “Ben bu işin okulunu okumak istiyorum. Nedir bu işin okulu?” diye sordum. “Var” dediler ben de en iyisinde okumak için Ankara’yı hedef olarak belirledim. Daha sonra da Bilkent Üniversitesi’ni tam burslu kazanıp oraya devam ettim. Ama işin fitili Akdamar Tiyatro Şenliği’dir diyebilirim. Ben oradan yetişmeyim. Festivalin yetiştirdiği Vanlı çocuklardan biriyim.

Üniversite sonrası kariyer nasıl oluştu?

Üniversite bu işin en önemli süreci. Çünkü oyunculuk üzerine İngilizce veren tek okul olan Bilkent’te okudum. Hocalarım hep yabancıydı. Okulda çok çalıştım, çok fazla etkinliğe katıldım. Çokça tiyatro oyununda yer aldım. Bitirir bitirmez o birikim ile hemen bir sahne açtık. İyi eğitim mezuniyete etki etti. Hemen mezuniyet sonrası bir menajer ile anlaştım. İlk zamanlar küçük işlerde yer almaya başladım, daha sonra büyük roller gelmeye başladı.

Okuduğunuz okulun bunda etkisi oldu değil mi?

Elbette. Ben şu an İsviçre’de yüksek lisans yapıyorum ve bu imkânı da yine Bilkent sağladı. Oradaki etiketten dolayı çok rahat kabul edildim. Netice eğer sanat alanındaysanız, kesinlikle gittiğiniz okuduğunuz şehirin sanatla işleyen bir şehir olması çok önemli. Ben Van’da bir oyunu 30 defa izliyordum. Ankara’da bir gecede 8 sahnede 8 farklı oyun oynanıyordu. Ben de bir tiyatrocuydum ve bundan çok faydalandım.

Ciddi bir kariyeriniz var ama son zamanlarda Emrullah Çakay deyince akıllara hemen Çukur dizisi geliyor. Çukur’daki Fatih karakterinden dolayı çok tanınıyorsunuz. Bu süreç nasıl gelişti?

Bu çok karşılaştığım bir durum. Sokakta beni gören çocuklar da bana soruyor: “Abi nasıl girdin o diziye? Biz de girebilir miyiz?” diye. Şimdi dışardan göründüğü gibi değil. Siz bir oyuncusunuz. Yapım şirketi sizin menajerinize rol talebinde bulunuyor. Bunun için de size teklif gelir siz videolar çeker gönderirsiniz. Onlar da beğenirse olur. Benim Çukur dizisi ise şöyle oluştu. Ben Ay Yapım firmasına birkaç çekim göndermiştim. Birkaç çekim verdikten sonra bekledim en nihayetinde Fatih karakteri için verdiğim odisyon beğenildi. O dönem İsviçre’deydim menajerim davet edince geldim, çekim boyunca da gidiş geliş yaptım ve 13 boyunca çekimlere katıldım.

Daha çok Çukur ile öne çıktınız ama bu iş Çukur’la başlamadı değil mi? Daha birçok projede yer aldınız. Onlardan da bahsetmek gerekiyor bence.

Elbette. Ben profesyonel olarak abim Bilal Çakay ile bir filmde yer aldım. 2010 yılında “Ölü oğullar” diye bir oyun yönetti ve o oyun Yılmaz Güney jüri özel ödülü aldı. Ardından Kelebekler filminde rol aldım. Daha sonra Saf diye bir filmde kısa rol aldım. Üçüncü filmim Gölgeler İçinde adlı film oldu. 2018 yılında çektik bu filmi. Ki bu film geçtiğimiz haftalarda hem Moskova’da hem de Antalya Film Festivali’nde 5 kategoride ödüller aldı. Bu film ana kastında olduğum bir film. Yine bunun dışında Soluk filmi var. Orda da başroldeyim. Onun dışında Netflix için çektiğimiz 50 metrekare diye bir dizi var şu an kurgusu yapılıyor. Yani sadece Çukur yok. Ama daha çok popüler dizilerle biniyorsunuz maalesef bu böyle.

Başka?

Söz dizisinde de 4 bölüm rol aldım. Bu da benim için de iyi tecrübeler oldu. İki dizisinin iki firması aracılığı ile de çok ünlü ve iyi oyuncularla tanıştım. Ama şunu söyleyebilirim ki en büyük tecrübelerim Soluk filminde ile Uğur Polat ile, Çukur’da da Nejat İşler ile oldu. 8 hafta onunla çalıştık, benim için güzel ve özel bir tecrübe oldu. Çukur dizisinde Aras Bulut’lar, Cihangir Ceyhan’lar ve tüm ana kast oyuncularından çok faydalandım. Çukur dizisi ve Ay Yapım genel olarak çok kaliteli ve yetenekli insanları bir araya getiriyor.

BU COĞRAFYANIN ÇOK BÜYÜK İSİMLERİ VAR

Çukur’la öne çıktınız, diğer filmlerinizdeki rolleriniz hep ciddi, katı ve öfkeli tipler. Buna rağmen sizin çok iyi bir komedi oyuncusu olduğunuzu okumuştum…

Evet, bu çok tuhaf. Ben en çok komedi oynadım konservatuvarda. Ben daha çok komedi çalışmayı da seviyorum. Ama kamera ile sahne yüzü çok farklı. Tiyatro da komedi daha iyi olsa da kemarada farklı roller olabiliyor. Özetlersek benim en çok içinde bulunduğum projeler kara mizah dediğimiz projelerdir.

Anladım. Şahsınızla ilgili sorulardan çıkıp biraz kente dönmek isterim. Bildiğiniz üzere bu topraklarda Yaşar Kemal, Ruhi Su gibi sahiplenemediğimiz isimler çıktı. Ha keza Uğur Yücel’lerin, Sinan Çetin’lerin ve daha birçok ismin çıktığı topraklar. Bakıyorsunuz bu isimleri başka kentler sahipleniyor. Neden böyle bir noktadayız? Onların kente daha çok anlam katacağı, kenti daha çok öne çıkaracağı işler olamaz mıydı?

Burada bir örnek vereyim. Geçenlerde ‘Arıza’ diye bir dizide Van bahsi geçti ki orada kullanılan bir cümle çokça gündeme oturdu. O bölümleri geçelim bu dizide Van deyince bir Van Kalesi, bir Van evi gösterilip geçiliyor. Yine geçmişteki dizilerde de böyle oldu. Bu kent çok büyük bir kent, çok iyi sanatçılar çıkarmış bir kent. Öyle isimler duyuyorsunuz ki Vanlı olduğunu duyunca şaşırıyoruz. Sorun şu biz yeni Yaşar Kemal’ler, Ruhi Sular’ yetiştiremiyoruz. Yılmaz Erdoğan’ı yaptığının en az iki mislini yapacak birçok senarist, yazar çıkarabilirdik. Bizim kabul edilebilir hikayelerimiz yok mu? Fazlasıyla var…

“VAN’I GÖRMEDEN VAN’A DAĞ BAŞI DİYEMEZSİNİZ”

Bu konuya tekrar döneceğim. Fakat unutmadan sormak isterim: Van için bahsettiğiniz dizide kullanılan ‘Dağ Başı’ ifadesine ne diyorsunuz? Biz kızmalı mıyız yoksa bu tür diziler katkı mu sunar bir kente?

Ben bölgeden biri olarak Van’ın verdiği tepkiyi çok haklı buluyorum. Adamlar Vanlı karakter diye bir karakter yazıyor ama hiç görmediği, tanımadığı insanlar yazıyor. Eğer dert bura ile ilgili bir hikâye yazmaksa gelip buradan birkaç bölüm çekilir, bu kente katkı sunulur ve kentin havası da solunmuş olunur. Bunu yapsalar anlarım. Ama hiç gelmeden, yalandan görüntüler ile kenti kötü göstermek doğru değil.

Kentin geçmişte film ve dizilerde öne çıktığı konu da hep uyuşturucu olmuştu. Buna ne dersiniz?

Şirketler, ajanslar bir yerden insanların dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Bu da illegal bir şey olunca, uyuşturucu ve benzeri konular dikkat çekiyor. Ama bu farketmeden yine bizle ilgili algıyı kötüleştiren bir şey. Gelip burada eroine değinilecekse değinilir ama bunun da bir yolu var. Bir aşk hikayesi işlenir arada buna değinilir ama “Buradaki herkes uyuştucu satıcısı” algısı oluşturursa “Yaptığı iş yanlış” derim. Zaten hale bir Doğulu-Batılı kavgası var. Ki ben de bunun çok kavgasını yaşadım ve önümüzde böyle bir gerçek var. Ben defalarca “Sen nasıl Vanlısın? Hiç Vanlılar’a benzemiyorsun” yorumu ile karşılaştım. Maalesef zihniyet böyle. Çeksinler, çekince de düzgün bir film çeksinler.

FİLM ŞİRKETLERİ NEDEN VAN’A GELMİYOR?

Peki bu filmi kim çekecek? Kim böyle bir projeye girecek?

Şöyle anlatayım: Bir bölümlük bir dizinin bütçesi 500 bin ile 1 milyon TL arası. Oyuncusu, kastı, hareketi, dekoru bu kadar paraya mal oluyor. Bunu Van’a getirince iki misli oluyor. Maliyet artıyor. Haliyle ticari yapımlar buna girmiyor. Bu firmalar bu masrafı göze almıyor. Bunun dışında işin kurgusu oluyor. Bir problem olduğunda hemen ilgilenen şirketler, firmalar, kurgu şirketleri ile muhatap olunuyor. Bu taraflara gelmektense İstanbul’da ya da daha yakın bölgelerde çekiyor. Bunun dışında devlet destekli olarak bir tek TRT maliyete bakmadan diziler yapabiliyor. Şu an bunu yapacak tek kurum da TRT. Ötekiler şu aşamada böyle bir maliyete girmiyor maalesef…

Virgül bıraktığımız konuya tekrar döneyim… Peki ne yapmak lazım? Mardin gibi kentler gibi sadece aşiret dizi mi çekmek lazım? Popüler dizilerde yer almanın tek yolu çat-pat filmler çekmek mi?

Şu an tutan işlere baktığımızda mafya dizileridir, aşiret dizileridir. Çukur da dahil olmak üzere bu dizilerde bolca adam öldürme, yaralama var. Gerçek bu. Reşat Nuri Güntekin’in bir eseri hiç bu kadar popüler olmuyor. Her bölümde 30 kişinin öldüğü diziler gayet normalleşti. Bizim normalimiz çok farklı. Estetik kaygılar yozlaştı. Vizontele 1-2 çekilen bu topraklarda siz 3’ü çekmek isteseniz ilk filmler gibi kaliteli çıkmaz. Çünkü popüler bir şeyler katıp ilgi çekmek zorundalar. Haliyle neyin üstüne oturttuğumuz önemli. Bunun yanında nankör bir piyasa var. Her dönem popüler kültürü besleyen farklı bir iş tutuyor.

“ÖNCE GEÇMİŞİMİZLE BARIŞACAĞIZ…”

5 bin yılı aşkındır yaşamın sürdüğü bu topraklarda hikâye bulmak imkânsız olmasa gerek? Biz neyin sıkıntısını yaşıyoruz?

Bizim en büyük problemimiz geçmişimizle barışık olmamamız. Bunu hem birey hem de bir sanatçı olarak söylüyorum. Biz geçmişimize ile çok barışık değiliz. Geçmişimizi çok iyi bilmiyoruz. Ben kendi adıma da bunun özeleştirisini yapayım: Türkiye’nin en iyi yapım şirketleri ile çalışıyorum. Gördüm ki herkes belli başlı hikayeleri bekliyor ama kimse bu topraklardaki gerçek zenginliği, hikâyeyi görmeyi çok istemiyor. Ya da bununla uğraşmıyor.

Van’a biz kimi nasıl getireceğiz? Bu iş için de ciddi bir lobi gerekmiyor mu?

İnanmayacaksınız ama, şu anki popüler senaryoları çeken isimlerin büyük bölümü Doğu kökenli. Yani bizden isimler. Bu sektöre yön veren isimler bu bölgelerin çocukları. Bu bölgenin hikayeleri yazılıp ana medyada izlettiriliyor. Ve bu lobi oyuncusundan tut yapım şirketinin reklam alacağı işe kadar her yerde işliyor. Herkes kendi adamını çalıştırıyor. Yani dediğiniz gibi lobi olmadan olmuyor. Yönetmenler hep aynı isimlerle çalışıyor, kanallar belli şirketlerle çalışıyor. Bizde de kültür-sanat anlamında sadece Yılmaz Erdoğan’a kalan bir durum var. Onun dışında bölgeyi temsil eden ya da ediyor gibi görünen kimse yok. Böyle olunca da TRT dışında kimse çok da gelmeye yanaşmıyor. Biz aslında burada bir iş yapabilsek arkası gelecek ama bizim de arkamızda birilerinin durması lazım.

“İNANIYORUM, BU KENTTE BÜYÜK İŞLER YAPACAĞIZ”

O zaman kültürün, sanatın da bir sahiplenmeye ihtiyacı var…

Elbette. Ben şahsen yıllardır bu konuda bir mücadele veriyorum kendimce. Biz kentimizi sahipleneceğiz, kentimiz de bizi. Şunu da biliyorum ki herkesin, her şeyin bir zamanı var. Ben inanıyorum ki 5 yıl sonra 10 yıl sonra kente bir şeyler katacak bir noktaya geleceğim. Buna inanıyorum. Çünkü güçlü olmayınca siz yapımcılara söz geçiremiyorsunuz. Onları ikna etmek için de bizlerin kendisini kanıtlaması gerekiyor. Netice olarak bizim biraz daha büyümemiz lazım.

Sizin bir kaygınız var. Ama sizin kaygınız yetmiyor bunu herkesin yaşaması gerekiyor bence…

Tabi. Ben mezuniyet konuşmamda şöyle bir söylenti oldu: Kadro sınavı açılacak dediler. Ben de kalktım şunu dedim. İnşallah Van Devlet Tiyatrosu kadro sınavı açar benim sınıf arkadaşlarımdan da 7-8 kişi ile gidip orda görev yaparız. Ben bunu neden söyledim? Çünkü ben ömrümün büyük bir süresi Van’da geçeceğini biliyorum. Ama bu sürenin nasıl, ne şekilde geçeceği önemli. Ben bu sürede kente çok büyük şeyler katmak istiyorum. Çocuklara, gençlere bir şeyler öğretmek istiyorum. Sorumluluk almak istiyorum. İmkânım, olanağım olsa. Bugün bir şehir tiyatrosu olsa bu kentte ben kendim de geleceğim, diğer sanatçıları da getireceğim. Ama bakıyorsunuz böyle bir durum yok. Devlet Tiyatrosu’nun durumu ortada. Onun dışında iki tane özel işletme var. Gelecek, insanları getirecek çok ciddi bir ortam bulamıyorsunuz. Sonra insanlar sürekli “Neden gelmiyorsun?” diye soruyor ama buradan giden insanların geri gelmesi noktasında yerel imkanların da sağlanması lazım. Bunu ben tek söylemiyorum. Müzisyeni de sanatçısı da edebiyatçısı da bunu söylüyor. Bir orkestra var da sanatçı mı gelmiyor. Bir Şehir Tiyatrosu var da Vanlı oyuncular mı gelmiyor. Bu diğer kentlerde böyledir. Diğer birçok kentte belediye tiyatrosu, orkestrası, sanat merkezleri var. Belediyeler bu işin bir tarafında olmalı.

EN BÜYÜK SORUMLULUKLARDAN BİRİ YEREL YÖNETİMELER DÜŞÜYOR!

O halde bu noktada en önemli görevlerden birisi yerel yönetimleri düşüyor…

Kesinlikle. Mesela Mersin Şehir Tiyatrosu var. Her 4 yılda bir sınav yaptılar. Bu sene de yaptılar. Aldığı 12 sanatçının 8’i Mersinli. Gidip konservatuvar okuyanlar yine kendi şehrine dönüyor. Bunu belediye yapıyor, teşvik ediyor. Bu çok basit bir şey. Her şeyi devletin yapmasını beklememek lazım. Belediyelerin de ciddi imkanları var. Bunu da dediğim gibi yaparsa, kendi sanatçısını sahiplenirse insanın da memleketine dönüyor. Biz nereye gidersek gidelim bir şekilde buraya dönüyoruz çünkü. Bizim yuvamız burası. Buraya gelmek zorundayız. Memleket, büyüdüğün sokaklar, evin çok başka. İnşallah Allah bizlere de nasip eder biz de kentimize hizmet ederiz. Çünkü bu benim boynumun borcudur. Bunu yapmam için de bana bir çalışma alanı sağlanması gerekiyor. Yerel motiflerde de en önemli nokta Şehir Tiyatroları’dır.

Sizden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Siz kendi mücadelenizle, doğru yönlendirmelerle yolunuzu çizdiniz. Peki ya şimdi bu işe meraklı gençler ne yapmalı? Hayallerini nasıl gerçekleştirmeli?

Tecrübeyle yola çıkarak cevap vereyim. Bilkent’te ben iki sene erken çocuk ve müzik eğitimi diye bir eğitimde yer aldım. Biz çocukları 2 saat boyunca erken tiyatro eğitimine tabi tutuyorduk. Bunlar arasında egzersizden tiyatro eğitimine kadar her şey vardı. Çocuğun özellikle 6-10 yaş arası kültür ve sanat ile bir şeyler ile haşır neşir olması lazım. O çocuğun kendisini keşfetmesi lazım. Müzik enstrümanları mutlaka denetilmesi lazım. Bunu da az önce bahsettiğim kurumlar yapar. Erken çocuk eğitimi diye bir şey var. Ben eğer şehir tiyatrosunda, devlet tiyatrosunda olsam bunu yapardım. Hikâye bir şekilde dönüp dolaşıp ‘Doğduğun yer kaderindir’e dönüyor. Sadece iki haftalık beden eğitimi dersiyle de bu olmuyor. Bazı kurumlara ihtiyaç var. Bunun dışında gençlerimize de sorumluluk düşüyor.

“NE İŞ YAPARSANIZ YAPIN BU İŞİN EĞİTİMİNİ ALIN”

Mesele gidip bir dizide bir rol oynamak değil. Bu da öyle rastgele olan bir durum değil. Bir ajansa kayıt yapıp dizide oynamak diye bir şey yok. Bu dizilerde, filmlerde oynayan isimler çok ciddi mücadeleler veriyor. Dışarıdan bakınca insanların sete gidip rolü aldığı gibi bir izlenim var. Bu bir meslek. Orada çalışan insanların yüzde 80’ninden fazlası okullu. Bu insanlar bu işin eğitimini alıyor. Her işin temelinde olduğu gibi bu işin temelinde de eğitim var. Bu işin eğitimini alsınlar. Bu işin eğitimini almak için mücadele versinler. Belki zor olacak ama peşini bırakmasınlar.

“GENÇLERİMİZE DOKUNMAMIZ LAZIM”

“Benim tiyatrocu olmak noktasında babamı -eğitimli bir insan olmasına rağmen- ikna etmem zor oldu. Ama bu olaya daha sert bakan insanları ikna etmek daha zor. Benim bu sürecimi başlatan bir çocuk oyunu oldu. 6’ıncı sınıfta izlediğim bir tiyatroda bir oyuncunun bana göz kırpması benim bu işin peşine düşmem için yeterli oldu. Bu hayalin de peşini bırakmadım. Ben bunu başardım. Ama ilkokulda, lisede arkadaş çevremde çok yetenekli arkadaşlarım vardı. Çok iyi sporcular çıkabilirdi. Ama devam etmediler. Fakat ben şanslıydım hayatıma dokunan isimler oldu. Fakat bu herkese nasip olmuyor. Haliyle birilerinin size dokunması için bu kültür-sanat, spor, müzik gibi alanların sayısını artırmak lazım. Bu her alanda böyle.”

“PEYNİRE, BALA VERDİĞİMİZ DEĞERİ İNSANA DA VERMEMİZ LAZIM!”

Biz Vanlılar’a da bir rol düşüyordur elbette. Kent olarak, Vanlılar olarak ne yapacağız?

Şahsen beni en çok üzen durum şu: Aslında kentin çok bilinçli, çok kaliteli isimleri var. Önemli yazarları, sanatçıları, müzisyenleri var. Ama çok göz önünde olmayı sevmiyoruz. Böyle bir şey yapınca çok da sahiplenilmiyoruz. Garip bir durum var. Oysa Peynire, kediye, bala verdiğimiz önemi insana versek kimsenin bir şeye ihtiyacı kalmaz. Tamam kedimizi tanıtalım, kahvaltımızla öne çıkalım ama insana yatırımı eksik etmeyelim. Ama yapmıyoruz. İşin fiziki mekanlarını da ihmal ediyoruz, beşerî sermayesini de. Bir de kentin kültür ve sanat konusunda da isteğini bu işin inşasına da yansıtması lazım. Bizim sahiplenmemiz de eksiklikler var. Eski Tekel Binası bir sanat galerisi olsa ne güzel olur. Van’ın eski binalarından birisidir. Dediğim gibi bir beşerî sermaye zaten var. Van’ın gençleri çok yetenekliler. Ben de bunu mahallemden biliyorum. Ben İskele YİBO’dan biliyorum. Köyden gelen arkadaşlarla okuduk. Lisede yine Atatürk Lisesi’ni yatılı okudum. Orada da diyebilirim ki Van’ın en zeki çocukları ile yatılı kaldım. Amatör tiyatro yaptım, o tiyatroda hep çocuklarla yan yanaydık. Oradan da biliyorum, çok iyi arkadaşlar vardı... Gençlerimiz harcanıp gitti..

Kentin dününü, bugününü biliyorsunuz. Şimdi sizin çocukluk, gençlik yıllarınızdaki o Van imajı ile şimdiki Van imajı arasında nasıl bir fark var?

Ben üniversiteye gittiğimden bu yana her yaz da gelirim. Çok fazla gidiş geliş yaparım. Bu yüzden de Van’daki değişimleri çok çabuk fark ediyorum. Benim için en büyük kırılma noktası deprem öncesi-sonrası oldu. Bir diğeri de hendek olayları-öncesi sonrası oldu. İki olay da çok yıprattı kenti. Ama hendek olayları en çok Van’ın belini büken olaydı. Çünkü Van’ın kendine has bir yapısı var. Bu yapı da göçlerle ciddi anlamda bozuldu. Van’da Vanlı kalmadı neredeyse. Bunun dışında insan yapısı, kentlilik olgusu da değişti. Aşırı politize olma hali yerel yönetimleri, bu kentin aldığı/alması gereken hizmetleri bile etkiledi. Şu an olması gereken, alması gereken şeylerden çok farklı bir yerde Van. Bu böyle olmamalı. Bu kentin oturup kalkınmayı konuşması lazım. Bize düşen kalkınmada bu kentin kültürünü, sanatını, edebiyatını, müziğini konuşmak. Biz buna katkı sunalım. Geriye kalanlar da diğer konularda sorumluluk alsın. Biz kendi elimizle bir kalkınma modeli oluşturup bu kenti bir yerlere taşımazsak, birilerini bekleyerek bu iş olmayacak. Bir kez daha tekrarlamak gerekirse, hikaye dönüp dolaşıp yine bize, bizim yaptıklarımıza geliyor…

Son olarak… Ufukta ne var? Gelecek için neler planlıyorsunuz? Şu sıralar ne ile meşgulsünüz…

Pandemi dönemi biraz sekteye uğrattı. Süreç en çok sahne ve görsel sanatları etkiledi. Sanatın tüm kolları ikinci planda. Bir etkinlik yok. Setler çok aktif çalışmıyor. Böyle bir süreçte de hiçbir şey yapmadan geçirmek daha mantıklı. Buna rağmen pandemi süresince uğraştığımız bir dizi vardı. Onu çektik şu an hazırlanıyor. Bunun dışında çok fazla projeye dahil olmadım. Daha çok master eğitimine odaklandım. Benim bu süreci de yaşadıktan sonra kafama koyduğum en önemli şeylerden birisi kente dönmekle ilgili süreci şekillendirmek oldu. Bu sürecin sonunda bir şeyler yapıp -bu tiyatro olur, akademi olur- gelip kentime hizmet etmek istiyorum. Film, dizi, tiyatro devam edecek ama en büyük mücadeleyi bunun için vereceğim.

ŞEHRİVAN GAZETESİ

YORUM EKLE