Bir aşk mevsiminde yitirdim senli yüzümü. Bütün yitirmeler bir bakıma toprağın ünlemkavi kokusu. İçime çektikçe, yitirmeler bir cam buğusuna dönüşür.

 

Cam…

 

Adın…

 

Yüklemi eksik cümle…

 

Ben seni çok…

 

Yağmur sonrası gelip dilime kondun, sözcüktün. Dilimdeki ıslaklığını içime çektim, cümle oldun. Şimdi, tek kelimelik cümlesin: Aşk…

 

Sonra güldün, gülcenin tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Gözlerin, gözlerimde eridi bu kış. Baktı ellerin avuçlarıma, ısındık, üşüdük sonra…

 

Geceydi, seni vermişti bir vahdet. Dudağı çatlamış hayatın memelerinden emmek gibiydi gece. Sonu, ünlemle biten herhangi bir cümle kadar abartılı; virgül kadar gerekliydi…

 

Gece, merhametin örtüsü; ölümün, ıslak yüzüydü. Kutsallığına sığındığım gecelerin birinde, seni bir düş versin diye düşeyattım. Bitmelerin, bitmek tükenmek bilmeyen çokluğunda düşümde, senli bir yüzle uyandım…

 

Gece, benim koynumdaydı; ben gecenin koynundaydım…

 

Hitap etmede aciz kaldığım adınla, sana sesinle seslendim. Bir gülüş gibi adın yayılırken dudak kıvrımlarıma, sana ait, dar zamanlardan kalma bir söz gelip kondu dilimin ucuna. Ey sevgililer sevgilisi; ey gönlümün kır çiçeği; ey sevgisinin açlığıyla gönlümün yanıp kavrulduğu; ey kalbimdeki kadim sözcük..!

 

Aşk, bir nefes üflesin diye yüreğime, Bilali dudaklardan bir ney istedim. Ney ve nefes…

 

Nefes, adınla başlasın adınla bitsin istedim ki adın, alnıma nakşolsun; aşk olsun sonra tüm cümle…

 

Çünkü sen, bende’sin.

Kalemimden damlayan zerre mürekkeple adının kenarına adımı iliştirip muska gibi taşısam diye yürek üzre, çok kereler bir belaya hazır bulmuşumdur kendimi. Güzelliğinin zulümden çok gül’e çaldığı demlerin çoğunda, güllere kondurduğun eflatun busede ben olsam diye, boş caddelerde dolaşmışlığım çok olmuştur. Oysa farkında değildi güller, güzelliklerini senin dudaklarından aldıklarının. Ben ki o gül bahçesinde, gül yetiştirenlerin alnından süzülen damla ter olup düşmek istedim yüreğine sevgi üzre…

 

Ey aşk..! Ey gönlümün sebebi…

 

Kandilimdeki çerağ ve deniz kokulu gözlerinin esareti engel olabilirdi ancak benim, kalbini ilhak hazırlığındaki şiirime. Sen ki nur ve nardan bir zehri damıtıp duruyordun gözlerime. Yemin olsun ki zeytine ve incire; gözlerindeki maviyeşile; yeryüzündeki bütün yeşilllerde hatta ki bütün mavilerde seni aradı durdu gözlerim. İlk bakıştan son bakışa; ilk sözcükten adına, Yakup yanımla harfler çiziktirdim.

 

Yüreğimdeki mukaddes harfim, canıma bedel gözlerinde bana ait bir bakış görmek istedikçe mekanötesi alemlere kapılıp gittim. Gözlerin ki kainatın en güzel yeri… Sen ki aşkı, aşka aşık ettirecek aşk gibi güzelsin. Gülüşünle yüzünde açılan papatyalara, radyodaki hüzzam makama inat ferahnak makamındaki sesinle eşlik ediyorsun. Gidilebilen en uzun yolum, dürr-i yekta’m; boyna asılan muskam, bırak ıpıslak ol aşktan; bırak saçın dantel dantel yağmurla örülsün. Sen ki dilime dolanan kutsalsın, duasın: Yeşil değilse de kalemimin mürekkebi yeşil bir gecede sana uyansam; çıplak baksam gökteki azizeye, aya…

 

Ayı, ikiye bölse yüreğim… Sözün,cümlem olsa… Son sözüm sen olsan…

 

(…) ünlem’im!