Platonun ünlü mağara alegorisi;

Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.

Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.

Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.

Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar…

Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar...

Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.

Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.

Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur… Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak cesaret ister.

...

BİLET KESMEYİ SEVEN KIZ

Yarınlar için türlü hayallere dalıp sevginin keçeli kalemleriyle yaptığımız onca resim vardı hatırlıyor musun?

Sen, bir türlü beceremezdin elimi nasıl tutacağını

Bense hiç oralı olmazdım senden başka bir çift göze

Zengin gönüllerimizin fakir sofralarında

Bazen tuzu

Bazen şekeri katık ederdik.

Nefeslerimizin bile donduğu soğuk mart aylarında

Biz yarı çıplak dans ederdik

Kâh Alpay şarkısında

Kâh dansa bahane nağmelerde.

Sen ayağıma basmamayı

Ben seni incitmemeyi ilke edinirdik o zamanlar!

Ah ağzı süt kokan tazem!

Ah çobanların dağlarında çiçekler arayıp kat be kat derinliklerinden çıkardığı çiçeğim!

Yoluna engeller mi serildi şimdi?

Yoksa yolundaki eşkıyalar mı korkuttu seni?

Dört mevsim,

Yedi iklim,

Türlü bakışlı,

Türkü ezgili

Ve illaki huzur verendin sen.

Dizimde ağladığın tam zamanlı hüzünleri yok etmek adına ben,

Gözyaşlarını yere düşmeden içerdim.

Tenimde terinin tuzu kurumadan daha

Ben gizli köşelerinde yeni kıtalar keşfederdim.

Söylemedim daha önce sana

Son zamanlarda aldığın kiloların sana ne kadar yakıştığını

Ağırlığınca sevdim oysa ben seni

- Mecazi

Her kavuşmanın yine,

Yeniden

Ve ısrar edercesine bana getireceği gitmelerini bilmeme rağmen,

Usanmadan,

Yorulmadan,

Korkmadan,

Eğilip bükülmeden daha çok sevdim her keresinde.

Her zerremde varsın derdin,

Her günümde ve her yerimde

N'oldu şimdi peki?

Günler geceye, zerreler kuraklığa mı kavuştu?

Daha kurumadı birlikte boyadığımız dresuarın boyası

Kulplarını takamadık bile henüz.

-Yarım kalan o kadar çok şey var ki-

Sonumuzun olmadığını bilerek

Çınar ağaçlarını kökünden budadın

Ellere inat, ayağımızı yerden keserek varken yaşamı

Sen,

Gizlice

Sessizce

Bencilce

Ve

Bensizce biletini kestin kendi küçük dünyana...

( İyi yolculuklar )

...