Diyaliz...

Diyaliz...

 Ömer Aytaç zaman zaman düzeltmem için bana köşe yazılarını ya da yaptığı röportajları gönderir. Pazar sabahı gazetede otururken önüme yeni yaptığı bir röportajı bıraktı. “Senin de ilgi alanına giriyor ağabey” dedi… Röportaj, Van’da diyaliz hastalarının tedavi gördüğü özel bir merkezin yöneticisi ile yapılmıştı. Van Özel Diyaliz Merkezi’nden Dr. Selim Özbilir ile… Benim ilgi alanıma girmesinin nedenine gelince… Rahmetli babamı böbrek yetmezliğinden kaybettik geçen ilk baharda… Tam 10 yıl boyunca diyalize girdi. 2002 yılında başladı bizim diyalizle olan hikayemiz, 2012 yılında babamın hayatını kaybetmesiyle son buldu. Geçen o on yıllık sürede öyle hikayelerle karşılaştım ki diyaliz hastalarına dair, bazen diyorum; film yapsan kimse inanmaz… 2002 yılında ilk diyalize başladığında babam, Van’da Yüksek İhtisas Hastanesi ile YYÜ Tıp Fakültesi’nde vardı diyaliz makineleri sadece… Ne makineler ama? Hastayı hayata bağlamaktan çok, bazen hayattan alan makinelerdi… Diyaliz makinesine bağlıyken ölen çok hasta biliyorum ben… Yapacak bir şey yoktu… Eldeki imkanlar bunu gerektiriyordu. Makineden çıkan bir hastanın düşen tansiyonu mu dersiniz, düşen şekeri mi dersiniz… Bu yüzden bayılanları mı, hayatlarını kaybedenleri mi… Eski, bozuk makineler ile hastalarına sağlık dağıtmaya çalışan fedakâr sağlık personelleri… Bizim çok şükür imkanımız vardı, ne gerekiyorsa yapabiliyorduk… Ancak, ne yapsak, o bozuk ve tarihi eser makinelerin babamı mahvetmesine engel olamıyorduk… Bu nedenle 9 ay sonra ‘periton diyaliz’ denen diğer tedavi biçiminde karar kıldık… Evde kendimiz yapıyorduk… O makinelerden kurtulduk yani… 9 yıl boyunca uzak kaldık… Böbrek yetmezliği, bilmeyene anlatılabilecek bir hastalık değil… Aslında şöyle açıklamalıyım: Ne öldürür ne de yaşatır… Dr. Selim Özbilir’in de bugün Şehrivan’da yayınlanan söyleşisinde okuyabileceğiniz gibi, hastanın geri kalan yaşam ömrünü 3’te 1 oranında azaltır… Bir de işin psikolojik tarafı var… Hep içimde kalmıştır: babamla aynı sofrada değişik yemekler yerdik… Onun yemekleri tatsız, tuzsuz olurdu… Suyu sadece ağzını ıslatmak için alırdı, çok az içerdi… Susadığında kana kana su içememenin ıstırabını anlatabilmek mümkün değil… Periton diyalizi de artık işlev görmeyince babamın, yeniden makine yolu gözüktü… Çok yaşamadı babam, bir ay sonra hayatını kaybetti. Vücut yorulmuştu artık… Böbrek yetmezliği diğer bütün organları da beraberinde alıp götürdü… … Periton bozulduktan sonra normal diyaliz için bize de önerildi Özbilir kardeşlerin merkezleri… Geçen senenin Nisan ayının ortaları gibi Van Özel Diyaliz Merkezi’ne gittik… Babam yaklaşık bir ay burada diyalize girdi. Açıkçası makinelerden dolayı hiç rahatsız olmadı… Vücudu bitmişti artık, daha fazla yaşayamadı… … Ömer Aytaç’ın röportajının tamamında söz ettiği bütün o güzellikleri ben de orada gördüm. Eksik bile yazmış diyebilirim… 10 yıllık deneyimimden sonra şunu açıkça söyleyebilirim ki; diyaliz tedavisi devlete bırakılmayacak kadar ciddi bir şeydir. Bu işleri gönüllü özel teşebbüslere bırakmalı devlet ve destek olmalı… Çin malı ihalelerine verdiği para, zaman ve emeği özel sektöre devretmeli… Ya da adam kişileri bulup onlarla bu işi götürmeli… YYÜ Araştırma Hastanesi dışında diyalizden anlayan hekim yoksa devlet hastanelerinde, neden bunları söylediklerimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2013, 01:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER