banner211

Sosyal Medya ile Altın Çağını Yaşayan ‘’NARSİSİZM’’

Her zaman gündemde olan ‘’narsisizm’’ konusu psikolojide popüler yerini koruyor. Narsisizm, bir kişilik bozukluğudur. Kelime anlamı özseverliktir. Sosyal medyanın aktif kullanımı ile altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Sigmund Freud’a göre narsisizm kişinin aşırı şekilde yeterlilik, güç, prestij ve kendini üstün görme ile zihinsel olarak meşgul olup, bu durumun kendisine ve başkalarına verdiği yıkıcı hasarı görmemesine neden olan kişilik bozukluğudur. İlk kez 1968 yılında formüle edilen bu rahatsızlık ‘’megolomani’’ olarak da adlandırılır. Günümüzde maalesef bu megalomanlık birçok kişide üst seviyede görülebiliyor. Peki narsisizmin görülme sıklığının her geçen gün artmasının sebebi nedir?

Birçok sosyal medya hesaplarında yapılan, tamamen beğenilme arzusuyla yapılan paylaşımlarda bunu görebiliriz. Şimdi gelelim çevremizde narsist özellik taşıyanları bulmaya... Belki de kendimizde de bulacağımız narsistik kişilik özellikleri şunlardır; Narsist kişiler sınırsız yetenekleri olduğu, her şeyin en doğrusunu kendilerinin bildiğine inanırlar. Karşılarındaki insanı dinlemez, konuşmasına izin vermez çünkü onlara göre doğru budur. Kendi davranışlarını sorgulama alışkanlıkları yoktur. Eleştiriye tahammül etmezler, çevrelerindeki insanlara üst perdeden konuşurlar. Beğenilmeme veya reddedilme söz konusu olamaz. Eleştiren veya reddeden insana suçlama eğilimi taşırlar. Kendi sorunları ön plandadır. Başkalarının ne yaşadığı onları kesinlikle ilgilendirmez. Üstün niteliklere sahip olduklarını düşündükleri için, üstün niteliklere sahip insanlarla ilişki kurmaya çalışır, övgü ve iltifatla beslenirler. Bir işi başaramadıklarında asla kendilerini suçlamaz, kendi çıkarları için insanları kullanırlar. Konforu sevdikleri için herkes onlara hizmet etmelidir, kıskanıldıklarını düşünürler. Oysa megaloman oldukları için en fazla kıskanan onlardır. Enerjilerini sınırsız güzellik ve güç için harcarlar. Sürekli insanlardan şüphe duyarlar, yeni şeyler söz konusu olduğunda temkinlidirler. Empati yönleri yoktur. Başkalarına vakit ayırmazlar, çünkü sadece kendi mutlulukları önemlidir. Başkalarının sorununu dinlemek anlamak sadece onlar için yüktür. Benmerkezcidirler. Konuşmalarında benli cümleleri sık sık kullanırlar. Bu özelliklerini kapatmak için yüzlerine maske takıp bu yönlerini kamufle ederler, bu da onları çok yorar. O yüzden çok yorgundurlar. İş yapmasalar bile yorgun olduklarını ifade ederler. Sürekli gelecek planı yaparlar, bu planların hiç sonu gelmez. Abartılı şekilde kendine hayrandırlar.

Bu kişilik bozukluğuna sahip kişilerin çocukluklarında maalesef narsist bir ebeveyn vardır. Ebeveynlerin çocuğa karşı soğuk, mesafeli davranışları ya da ailenin tek çocuğu, tek torunu olması gibi örnekler buna sebep olur. Ailelerin koşullu sevgi ve çocuklarının kişilik duygusunu değiştirmeye çalışmasından da kaynaklanır. Aile danışmanı Kathy Caprione, narsist ebeveynleri 2 ye ayırıyor.

Birincisi, ihmalkâr narsistler. İkincisi, aşırı düşkün narsistler. İhmalkâr ebeveynler, bencil oldukları için çocuklarının hayatlarına çok az dahil olurlar. Tehdit olarak görürler ve yetiştirirken az çaba harcarlar. Aşırı düşkün ebeveynler ise takıntılı bir şekilde çocuklarına karışır. Çocukları kendilerinin bir uzantısı olarak görür ve kendilerine benzetmek isterler. Olmadığında ise hüsrana uğrar, kendilerini çocuktan ayırmakta güçlük çekerler. Katy Caprione gözlemini şöyle dile getiriyor. ‘’Bir narsist tarafından yetiştirildiğinizde, çocukluğunuzdan itibaren onların davranışlarına, ruh hallerine ve yaşadıklarına maruz kalırsınız. Bu yüzden bunu son derece normal görmeniz ve önceden olduğu gibi davranmanız normaldir’’. Bu tarz muamelenin etkileri yetişkinlik döneminde farklı şekillerde kendini gösterecektir. Düşük özsaygı, izolasyon, terk etme, aşağılık kompleksi, depresyon, konuşamama, öz yıkım, aşırı hassaslık, sınır koyamama, ilişkilerde bağımlılık, zayıf öz bilinç, kronik suçluluk ve aşırı rekabetçilik şeklinde örnekler verebiliriz.

Sözü geçen bu özellikler den bazısının bulunduğu kişilerde narsisist kişilik bozukluğu olamayacağı gibi, olmaması da bozukluğun olmadığı anlamına gelmez. Tanısal değerlendirme de iyi bir klinik gözlem yanında projektif testler veya aile görüşmeleri faydalı olur.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülbahar Akbal
Gülbahar Akbal - 4 hafta Önce

Yazılarınız çok beğenerek okuyorum

Necla kadem
Necla kadem - 4 hafta Önce

Çok başarılı bir yazı yazı olmuş gerçekten

Samet
Samet - 4 hafta Önce

Harika açıklamışsınız

Okur
Okur - 4 hafta Önce

Yine bana çok şey katan bir yazı tebrik ederim.

Isil
Isil - 4 hafta Önce

Harika...

Ahmet Cemil Deliçay
Ahmet Cemil Deliçay - 3 hafta Önce

Sayın İclal Önay, öncelikle yazıtlarınızdan ötürü kendim adına ve yaşıtlarım adına sizlere fazlasıyla teşekkür ediyorum. Yazılarınız bizler için hem geliştirici hem düşündürücü. Bu husus da düşündürücü olan kısıma özellikle değinmek istiyorum çünkü günümüz yazarlarının en büyük hatası bu. Siz yazıtlarınızda düşündürüyorsunuz, okuyucu ve yazar arasında bir bağ kurup kendi içlerinde birer pay bulmalarına imkan tanıyorsunuz. Yazıtlarınızı büyük bir içtenlikle okuyor ve değerlendiriyoruz. Kaleminize olan hayranlığımı anlatacak olmam kelimelerinin yetersizliğiyle ölçülür ancak. Bu yazınızda da ''Narsist'' kavram olarak şahsım için çok derinlemesine bazı olgular fark ettim. Kaldı ki bu olguları genç yaşımda görüp şimdiden değerlendirmeme imkan sunduğunuz için tekrardan bir şükran borcumu dile getiriyorum. İçerik anlamda seçtiğiniz konu başlıkları zamanımız içerisinde 7 den 70 e her yaş aralığına hitap ettiğinden ötürü bulunduğumuz sosyal alanlarda tartışmamıza olanak tanıyor. İstanbula kadar gelen sesiniz , Vanın yeni yeni keşvedilmeye başlamış olan incisi size, borcumuzu sevgimizle sunmak bizim için bir onurdur. Yeni yazılarınızın takibindeyiz. İyi bir gün geçirmeniz dileğiyle.

İclal Önay
İclal Önay @Ahmet Cemil Deliçay - 3 hafta Önce

Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

banner201