Acemi şoför kaza yapmaz!

Bir arkadaşım yıllar önce bana şoförlüğü öğretirken şöyle demişti: “Şehirlerarası yolda araba kullanırken çok dikkat et; kaza geçirirsen bir daha kaza geçirme şansın olmayabilir!” Daha arabayı sürmeyi yeni öğreniyordum. Bu sözü çok kavrayamamıştım. Çünkü şöyle bir tespit vardır: Acemi şoför kaza yapmaz. Aslında bu sözün tam tersinin doğru olduğunu düşünüyoruz. Ama şu açıdan bakınca bu sözün doğruluğu ortaya çıkıyor. Yeni şoför kurallara uymada titiz davranır. Arabasını mevsim koşullarına göre uyarlar ve öylece kullanır. Biraz ustalaşınca kendine güveni artar. Çoğu kimsenin de kurallara uymadığını görünce kendisi de uymamaya başlar bu suretle kazaya davetiye çıkar. Aslında usta (!) sürücüler yola çıkınca kendinden o kadar eminler ki hiçbir şekilde kaza yapmayacaklarını düşünürler. Hâlbuki her yola çıkan sürücü iki risk altındadır; kendinden kaynaklanan ve karşıdan kaynaklanan riskler. İstediğimiz kadar dikkatli olalım her zaman karşıdan gelen risk vardır. Bu riski azaltmak mümkün. Uzun yol şoförü bir abimiz bana şöyle tavsiye etmişti: Araba 100 km hıza kadar senindir (senin kontrolün altındadır), 100 den sonra senin değildir. 24 yıldır araba kullanıyorum. Birçok risk atlattım. Bu riskleri karşıdaki sürücünün dikkati ve hız yapmam sayesinde kazasız atlattım. Aracımızı gittiğimiz yol için belirlenen hızda kullandığımız zaman riski azaltırız. Trafik kazaların çoğu aşırı hızdan kaynaklanır. Buna dikkat edersek kazaların birçoğunun önüne geçebiliriz.

Şehirlerarası yolda gittiğim zaman şöyle bir senaryo kurarım: Dikkatsizlik veya hız ve trafik kurallarına riayet etmediğim için kaza geçirirsem ne olur? Öncelikle arabadaki eşim ve çocuklarım zarar görürse benim kusurumdan kaynaklanacak. Bunun acısını da ömür boyu çekeceğim. Diğer taraftan eş, dost ve akrabaları üzecek ve onları sıkıntıya sokacağım. Yakın akrabalar kaza mahalline intikal etmeye çalışacak. Şehirlerarasında olduğumuz için yabancı yerde olacağız. Muhtemelen orada tanıdık olmayacak. Gelenler yabancı yörede şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Bunu düşündüğüm zaman ayağımı gazdan çekip direksiyonu iki elle kavrıyorum. (Bazı sürücüler trafiğin her zaman normal akacağını düşünüp direksiyonu tek elle kullanıyor. Normal seyirde sorun olmayabilir. Ama trafikte olaylar saliselik oluyor. İki ele ihtiyaç duyulduğu zaman ikinci elin direksiyona gitmesi için yeterli süre kalmayabilir.)

Şimdi konuyu sağlığa çeviriyoruz. İnsanlar her zaman hastalanabilir. Ancak sağlığına dikkat eden kişiler daha az risk altındadır. İnsanlar sağlıksız bir şey yiyip içince veya sağlıksız yaşamayı sürdürdüğü zaman kendilerine bir şey olmadığını görür. Mesela bir sigara ne kadar zararlı olabilir ki? Veya sağlıksız bir yemek ne kadar zararlı olabilir ki? Bu durum insanları yanlış davranışlara sürükler. İlk sigara veya ilk zararlı maddeyi kullanınca (ilk günah gibi) zararını hemen görürsek bu davranışı sürdürmeyiz. Bir sigaradan, bir… ne çıkar deyip yıllarca sürecek sigara tiryakiliğine veya başka bir şeye adım atmış oluruz. Sağlığımız ihmal veya kusurumuzdan dolayı hayati tehlike oluşturacak şekilde bozulursa en başta yakınımızda olan dost ve akrabaları üzer ve işlerini güçlerini bırakıp bizimle ilgilenmek zorunda bırakırız. Diğer taraftan ekonomik ve sair nedenlerle aile bireyleri başka başka şehirlerde hatta ülkelerde olabilir. Bunlar bizim hayati tehlikeye sebep olacak hastalığa yakalandığımızı duyunca şartları (maddi-manevi) zorlayıp bizim yanımıza gelmeye çalışacaklar. Düşünün ben Van’da oturuyorum. Yakın akrabalarımız İstanbul, İzmir vs uzak şehirlerde. Benim ihmalim yüzünden hepsi işini gücünü bırakıp yanımda olmaya çalışacaklar. Bunu yapmaya hakkım olduğunu sanmıyorum. Elbette Allah’tan gelen şeyler istisnadır.

Gerçekten akraba, eş ve dostlarımızı seviyor muyuz?

YORUM EKLE