Bana değil evrene iyi ol

İnsanları değerlendirip kıymet verirken özellikle toplumumuzda çok hatalı değerlendirmeler gördüm ve görüyorum.

Müdür olarak çalıştığım ilk görev yerimde bana gelenleri, aynı yerde görev yapan kıdemli bir müdüre "Abi ne kadar iyi bir insan, görüyor musunuz, derdim." Bu sözleri o kadar çok tekrar etmişim ki bir gün yine bu sözü kullandığımda abim bana şunu söyledi: “Murtaza bey, herkese iyi diyorsun. İyi dediğin şahısların çoğu işi sana düşmüş ve işini yaptığın şahıslar. İyi bir insan kötülük yapma kudreti varken iyiliği kötülüğe tercih edendir. Bu şekilde değerlendirmen sana zarar verir. İyi deme ancak kötü de deme…”

Bu konuşmanın ardından yaklaşık yirmi beş yıl geçti. Eskisi gibi değilim ama Müdür beyin dediği kıvamda da değilim. İnsanları iyi görmeye çalışıp bu davranışı onlara hissetirmeye çalışınca onların kendilerine verdiğim değere bürüneceklerini düşünürüm. Bu davranışımla bir çok kişinin davranışlarında gözle görülür iyileşmeleri de çok gördüm.

Genel olarak İyi-kötü değerlendirme anlayışı kişinin şahsımıza gösterdiği davranış ile değerlendirilir; bana iyi davranmışsa iyi, kötü davranmışsa kötüdür. Ancak bu doğru bir değerlendirme değildir. Bir şahsın iyi olma yani erdemli olma ölçütü çok farklıdır. Bir kere kişinin bize veya herhangi birine kötü davranması arasında bir fark görmemiz lazım. Kişinin herhangi birine kötü davranması onun kötü olduğunu gösterir. Çünkü hiç kimsenin diğer bir kimseye kötü davranmaya hakkı yoktur. Ne ahlaki ne dini ne de hukuki açıdan doğru bir davranış değildir.

Bir amir, bir patron mahiyetinde çalışanının sahibi değil (kaldı ki sahibi olsa da bu hakka sahip değildir) amiridir. Kişinin hata veya kusur yapması ona hakaret hakkı vermez. En iyi ihtimalle sözlü veya yazılı olarak uyarır veya hakkında gereken disiplin işlemlerini başlatır. Ancak disiplinsiz davranışın nedenini araştırmadan soruşturmadan keyfe göre daha kötü bir yere, kötü bir göreve vermek veyahut da kapıda bekletip eziyet etmek hiç kimseye verilmiş bir hak değildir.

İyilikle ilgili diğer bir anlayış "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışıdır. Bir kişinin size iyilik yapması onu iyi yapmaz. Buradaki temel ölçüt şu olmalı: Kişinin hiç tanımadığı birine iyilik yapması veya gücü yettiği kişiye, kötülük yapma kudreti olduğu halde iyilik yapmasıdır. (Bu konudaki en iyi örnek Hz Peygamberdir (sav.))

Geçmiş zamanlarda bir arkadaş ile görüşürken bana göre topluma kötü olan amirini iyi olarak değerlendirildiğini gördüm. Tahlil ettiğimde ona iyi davrandığı için bu tür değerlendirmeyi yapmış olduğunu gördüm. Üst kendisine iyi davranmış çünkü her dediğini onaylayınca ondan iyi muamele görmeye başlamış. Diğer taraftan kötü davrandığı insanların kötü davranışı hak ettiğine de kendisini inandırmış. Halbuki yiğit insanın kendisine değil diğer insanlara gösterilen davranışa göre değerlendirme yapması gerekir.

Sonuç olarak güçlü iken yapılan zulümlerin hesabının yüce makam tarafından görüleceğini düşünmek bizi zulümden / kötülükten alıkoyabilir. Ancak hangi davranışın zulüm olduğunu, hangisinin olmadığını salim bir kafa ile iyice öğrenmemiz lazım. Burada yüksek oranda doğru cevap veren bir ölçü var. Yaptığınız davranış bir başkası tarafından ciğerparenize / anne-babanıza vs uygulanacak olsa ve sizde o davranışı bu ölçüye göre onaylarsanız doğru yoldasınız demektir. Yoksa...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kendini hesaba çekmek...
Kendini hesaba çekmek... - 3 ay Önce

Acaba her yönetici/ amir/ müdür/şef vs. bu ince anlayışa sahip mi? Enaniyetle, bencillikle, kibirle, öfkeyle mi kararlar veriyoruz, yoksa hakkaniyetle mi karar alıyoruz? Hüküm verirken nefsimize mi dayanıyoruz yoksa hakikate ve hukuka mı uyuyoruz? Kul hakkına uyuyor muyuz? Helal- haram, doğru- yanlış, iyi- kötü şeklinde bir çizgimiz, bir ilkemiz, bir kaygımız var mı? Yaptıklarımızı kitabına mu uyduruyoruz yoksa hakikaten kitaba mı uyuyoruz? Fedakar mıyız, çalışkan mıyız, dürüst müyüz, doğru muyuz, adaletli miyiz, insaflı mıyız, vicdanlı mıyız, saygılı mıyız, iyi niyetli miyiz, konumumuzun hakkını veriyor muyuz? Mevkiler de, makamlar da, mal da, servet de, nüfuz da, kuvvet de, itibar da, şöhret de, hayat da gelip geçici...Biz iyi olan ne yaptık? Kötü olan nelerden uzak durduk? Bu kubbede hoş bir seda bırakabilecek miyiz? Hakkı ve hakkaniyeti haykırabiliyor muyuz? Aleyhimize bile olsa doğruyu müdafaa ediyor muyuz? Kalıbımızın ve konumumuzun hakkını iyilik yolunda veriyor muyuz? Yoksa aslında biz kötü müyüz, yanlış mıyız, zararlı mıyız? Bir düşünelim ve kendimizle yüzleşelim.