Bir Doğa Nöbeti: İklim-Der

Abone Ol

Günümüzde dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri iklim değişikliği ve buna bağlı olarak doğadaki canlıların yaşam alanlarını kaybetmesidir. Her geçen yıl biraz daha değişen mevsimler, azalan yağışlar, kuraklaşan topraklar, çekilen göller ve yok olan canlı türleri aslında bize aynı şeyi söylüyor: Doğa alarm veriyor.

Bu alarmı duymak için dünyanın başka bir ucuna bakmaya gerek yok. Van'a bakmak yeterli.

Van Gölü'nün kıyılarında yaşanan değişimler, kuraklık, su kaynaklarının azalması, tarım alanlarının giderek boş kalması ve kırsaldan kent merkezlerine yaşanan göç, aslında birbirinden bağımsız sorunlar değil. Bunların tamamı doğayla, insanla ve yaşam biçimimizle doğrudan ilişkili.

Bir zamanlar köylerde toprağın başında olan insanlar bugün farklı nedenlerle şehir merkezlerine göç ediyor. Su eskisi kadar yok, topraktan istenilen verim alınamıyor, iklim yozlaşması, insanın tembelliği… Tarlalar daha az işleniyor, hayvancılık geriliyor, bazı köylerde üretim neredeyse durma noktasına geliyor. Toprak işlenmeyince yalnızca ekonomik bir değer kaybolmuyor; insanın toprakla kurduğu bağ da zayıflıyor.

Van'ın doğası açısından baktığımızda önümüzde çok önemli iki değer daha duruyor: Van Gölü ve Erçek Gölü.

Van Gölü yalnızca Van'ın simgesi değil, aynı zamanda kendine özgü canlıları ve ekolojik yapısıyla korunması gereken büyük bir doğal miras. Aynı şekilde Erçek Gölü de başta kuşlar olmak üzere pek çok canlı için önemli bir yaşam alanı. Her yıl göç yolculuğuna çıkan kuşların bu topraklarda konaklaması, aslında bize doğanın sınır tanımadığını gösteriyor. Bir kuşun yaşamını sürdürebilmesi için yalnızca bir ağaca değil; suya, sulak alana, temiz havaya ve güvenli bir yaşam alanına ihtiyacı var.

Peki biz bu yaşam alanlarını gelecek kuşaklara bırakabilecek miyiz?

İşte bu noktada geçtiğimiz günlerde Van'da kurulan İklim ve Doğa Gözlemcileri Derneği – İklim-Der önemli bir sorumluluk üstleniyor. Derneğin bir grup öğretmen ve farklı meslek alanlarından gönüllü insanların bir araya gelmesiyle kurulmuş olması da ayrıca anlamlı.

Çünkü doğayı korumak yalnızca bilim insanlarının, kamu kurumlarının veya çevre kuruluşlarının görevi değildir. Öğretmenin de çiftçinin de esnafın da öğrencinin de bu konuda söyleyecek bir sözü, yapacak bir işi vardır.

Belki de İklim-Der'in en önemli görevi doğayı yalnızca korumaya çalışmak değil, insanlara doğayı yeniden sevdirmek ve fark ettirmek olacaktır.

Çocuklarımızı doğaya götürmek, kuşları tanımalarını sağlamak, bir gölün yalnızca sudan ibaret olmadığını anlatmak, toprağın neden önemli olduğunu öğretmek, suyun değerini kavratmak… Bunların her biri geleceğe bırakılacak büyük bir mirastır.

Çünkü doğaya karşı daha nazik olmak zorundayız.

Bugün attığımız bir plastik şişenin, israf ettiğimiz bir damla suyun, yok ettiğimiz bir ağacın ve kirlettiğimiz bir yaşam alanının bedelini belki biz ödemeyeceğiz. Ama çocuklarımız ödeyebilir.

Onlara yalnızca evler, arsalar, paralar ve makamlar bırakmayacağız.

Onlara bir Van Gölü, bir Erçek Gölü, işlenebilir topraklar, temiz hava ve üzerinde kuşların uçtuğu bir gökyüzü de bırakmak zorundayız.

Çünkü gerçek miras budur.

Van'ın doğasını korumak bir tercih değil, geleceğe karşı borcumuzdur.