Bugünün ekmeği

Abone Ol

Tanrım, bize yalnızca bugün yiyebileceğimiz kadar ekmek ver.

Bu duada taze bir itiraz var. Ekmek her gün yeniden yapılır; anlamı da öyle. Dünün kurumuş endişelerini değil, bugünün kokusunu çağırır. Geleceği plan dosyalarına hapseden zamana karşı, sessiz bir fısıltıdır: “Bugün bana yeter.”

Kanaat, vazgeçmek değil; fark etmektir. Ekmeğin dokusunu, çiğnerken çıkan sesi, ağza yayılan tadı… Sonra bunu büyütmektir: Bir bakıştaki sıcaklığı, akşam ışığını, sıradan bir nefesi zenginlik sayabilmektir. Belki de sorun, daha fazlasını istememiz değil; elimizde olanı gerçekten görmeyişimizdir.

Endişe geleceği stoklar, dua ise onu her sabah yeniden pişirmeyi kabul eder. “Ne olacak?” diye düşünen zihin, sofradaki ekmeğin tadını alamaz. Anın içinde durmak bir kaçış değil; zihni şimdiye sabitleyen sağlam bir duruştur. Stoacılar “günü yakala” der. Bu dua ise daha sessiz konuşur: “Günü, verildiği kadarını bilerek ye.”

Bugün bir dakika dur. Nefesine bak. Bir lokmayı acele etmeden ye. Akşam, sana verilmiş üç küçük şeyi hatırla.

Gelecek planların hangi korkuyu yatıştırıyor? Ve onları kurarken, bugünün hangi sessiz zenginliğini kaçırıyorsun? Belki bolluk, daha büyük ambarlarda değil; önündeki ekmeği hissederek yemekte saklıdır.
Bazen yeterli olan, tek bir nefes…
Tek bir lokma…
Tam da şimdi.