Büyü dükkanı aradım bir zamanlar. Raflarında mucizeler, köşelerinde kurtarıcı cümleler olacağını sandım. Oysa içeri girdiğimde ne parlayan nesneler vardı nede yüksek sesli vaatler. Sadece sessizlik ve bana bakan bir ben.
Anladım ki büyü acıdan kaçmak değil, ona yumuşak bir yer açabilmekmiş. Kendini sertçe yargılayan kalp, kimseyi iyileştiremiyor. İnsan önce kendine merhamet etmeyi öğrenmeden, dünyaya iyi gelemiyor.
Büyü denilen şey bir anda değişmek değil. Küçük bir fark ediş, içten bir nefes, kendine söylenen dürüst bir cümle. Hepsi bir araya gelince hayatın dili değişiyor.
Büyü, büyük kırılmalarla gelmez. Çoğu zaman sessizdir ve iddiasız insan bir sabah bambaşka biri olarak uyanmaz. Ama bir gün bir kelimeye eskisi gibi inanmaz. Bir bakış eskisi kadar masum gelmez. Bir suskunluk ilk kez ağır gelir. İşte büyü tamda burada başlar.
Bir davranışı sorguladığında, bir hayır dediğinde, bir sınır çizdiğinde insan değişmez uyanır. Büyü hayatı bir yerden görmeye başlamaktır. Aynı sokakta yürürken başka şeyler fark etmek, aynı aynaya bakarken başka bir yüz görmek.
Artık biliyorum, büyü dükkanı bir yer değil, zihin sustuğu, kalbin konuşmaya cesaret ettiği o ince aralık. Ve oraya girebilmek için tek anahtar var. Kendine nazik olmak.