Sürüden ayrılan penguen, yalnızca bir hayvan değildir. O bilincin metaforudur. Çünkü sürü, güvenliği temsil eder. Alışkanlığı, çoğunluğu ve normali… Hayatta kalmanın adıdır sürü. Penguenin buzullara doğru yürüyüşü, biyolojik bir hata değildir, varoluşsal bir karardır. Çünkü o öleceğini bilerek yürür. İşte bu bilgi hikayeyi içgüdüden çıkarır, bilince taşır. Ölümün farkındalığıyla atılan adım, sıradan bir hareket değil bir eylemdir. Bilinçli bir fark ediştir.
Sürü ona geri dönmesini fısıldar” burada kalırsan yaşarsın.” Ama penguen başka bir hakikati duymaktadır. “ burada kalırsan kendin olamazsın.”
Gerçeğin yumuşak olmadığı yerlerdir buzullar. Konforun bittiği yükleşmenin başladığı. İnsanda tıpkı bu penguen gibi, bazen bildiği hayatı terk eder. İlişkisini, ailesini inançlarını, alışkanlıklarını, hatta kendine dair inşa ettiği kimliği…
Ve herkes aynı şeyi söyler: “gerek var mıydı?” “orada ne bulacaksın ki.” Ama bu soruların hepsi sürü dilidir. Bireyin dili farklıdır. “ burada kalırsam içim ölecek.”
Penguenin yürüyüşü, kahramanlık yürüyüşüdür. Çünkü bazı insanlar yalan bir hayatta yaşayamaz. Ve belki de asıl cesaret, yaşamayı seçmek değil, kendin olarak ölmeyi göze almaktır. Buzullara giden penguen, bize şunu fısıldar. Hayatta kalmak herkesin kaderi olabilir, ama kendin olmak, cesaret ister.