Çocukların karnesinde ne eksik?

Abone Ol

Cuma günü çocuklara karnelerini verdik. Kimi sevindi, kimi başını eğdi, kimi sessizce çantasına koydu. Rakamlar vardı karnelerde; beşler, dörtler, üçler… Ama bana göre asıl mesele, o kâğıtta olmayanlardı. Çünkü bazı çocukların karnesinde nottan çok daha fazlası eksik.

Bir çocuğun karnesinde “uykusuz geçen geceler” yazmaz. Gece geç saate kadar soba başında oturup sabah erkenden okula gelen çocuk görünmez. Kardeşini uyutup ödevini yarım bırakanın, sabah gözleri kızarık gelenin hikâyesi o sayfada yoktur. Oysa biz not verirken, bazı çocuklar çoktan yorulmuş, hayata karşı günün ilk mücadelesini vermiştir. Bu yorgunluk bazen derse odaklanamamak olarak çıkar karşımıza, bazen sessiz bir dalgınlık olarak. Ama bu hâlin adı hiçbir zaman konmaz, sadece fark edilmeden geçilir.

Karnede “devamsız” yazar ama neden devamsız olduğu yazmaz. Kışın yollar kapandığında, ayakkabısı su aldığında, evde hasta bir büyük varken okul ikinci plana düşer. Aynı sınava girerler, aynı sorular sorulur ama şartlar aynı değildir. Buna rağmen sonuçlar tek bir rakamla özetlenir. O rakamın arkasında kaç sabah yarım kalmış bir yol, kaç kez “bugün gitmesem mi” tereddüdü olduğu bilinmez. Deftere yazılmayan bu nedenler, çocuğun yükünü daha da ağırlaştırır.

Bazı çocuklar sessizdir. Soru sormaz, parmak kaldırmaz, kendini göstermez. O çocukların karnesinde “içine atar”, “utanır”, “çekinir” gibi ifadeler yoktur. Oysa sınıfta arka sırada oturup dünyayı anlamaya çalışan, anlatılanları dikkatle dinleyen ama konuşmaya cesaret edemeyen nice çocuk vardır. Gürültü yapmadığı için fark edilmeyen, ama çok şey taşıyan çocuklar…

Karnede “özgüven” yazmaz. Yanlış yapmaktan korkan, güldürülmekten çekinen, denemeye bile cesaret edemeyen çocukların iç sesi okunmaz. Bir kez hata yaptığında yüzüne bakılan, bir kez etiketlendiğinde o etiketi yıllarca taşıyan çocuklar vardır. “Başarısız” denir, “yapamaz” denir ama kimse “kendine inancı kırılmış” demeyi düşünmez.

Bence en büyük eksiklerden biri de şudur: Karnede çabanın notu yoktur. Defalarca deneyip yine de zorlanan çocukla, hiç zorlanmadan yapan çocuk aynı kefeye konur. Oysa bazı çocuklar için sınıfa gelmek bile başlı başına bir başarıdır. Emek görünmeyince, çocuk da kendini görünmez hisseder. Halbuki takdir edilmesi gereken bazen sonuç değil, vazgeçmemektir.

Biz öğretmenler karneleri verirken içimizden çok şey geçer. Bir rakamla bir çocuğun yılını özetlemenin ağırlığını taşırız. Çünkü biliriz ki o kâğıt, çocuğun tamamı değildir. Hayat uzun, çocuklar büyüyor ve her biri kendi hızında ilerliyor.

Velilere düşen büyük bir sorumluluk var. Karnedeki nota değil, çocuğun gözlerine bakmak gerekiyor. “Elinden geleni yaptın mı?” sorusu bazen “Kaç aldın?” sorusundan çok daha değerlidir. Çocuklar anlaşılmak ister, karşılaştırılmak değil.

Bu karne döneminden sonra kendimize şu soruyu soralım: Çocuklardan ne bekliyoruz? Mükemmel notlar mı, yoksa sağlam bir yürek mi? Bana göre asıl başarı, çocuğun okula güvenle gelmesi, kendini değerli hissetmesi ve yarına umutla bakabilmesidir.

Çünkü günün sonunda şunu çok iyi biliyorum: Karneler unutulur ama çocukların hissettikleri uzun süre kalır. Ve bazı eksikler, bir sayfaya sığmayacak kadar büyüktür.