Bir fanusum vardı benim. Camdan duvarları olan, dışarıdaki kötülükleri susturan bir yer. Yıllarca orada yaşadım. Güvendeydim belki ama eksiktim. Çünkü insan bazen zarar görmemek için yaşamaktan da vazgeçiyor.
O fanusun içinde kimse bana dokunamıyordu ama bende hayata dokunamıyordum. Rüzgarın sertliğini bilmiyordum, insanların değişebileceğini bilmiyordum, kalp kırıklığının nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum. Çünkü ben korunuyordum. Hem de fazlasıyla.
Sonra bir gün çıktım. İlk başta afalladım. Nefes almak bile farklı geldi. İnsanların sesi fazla yüksek, hayat fazla gerçekti. Düştüm, kırıldım, şaşırdım… Ama ilk kez yaşadığımı hissettim.
Ve sonra sevdiğim biri bana dönüp dedi ki: “Sen tekrar fanusuna geri dön. Orada kal.”
İşte insanı en çok yaralayan şey bazen budur. Büyümeye çalışırken birinin seni yeniden küçülmek istediğin yere göndermesi. Cesaretini değil korkunu desteklemesi.
Ama artık biliyorum…
Fanuslar insanı koruyabilir ama büyütemez. Ben artık korksam bile gerçek hayatın içinde kalmayı seçiyorum. Çünkü dışarıdaki acı bile, içerideki eksik yaşamaktan daha gerçek.