Bizde alışkanlıktık.

Çoğu musibet “Geliyorum” diye uyarı verdiğinde tedbir almayız.

Ama gelince de…

Ah vah edip dururuz!

Bu musibetlerden çok büyük biriyle karşı karşıya olduğumuzu üzülerek söylemek durumundayım.

Ama bunu sadece ben söylemiyorum.

Aylardır hatta yıllardır söyleniyor.

Van’ın bir iklim değişikliği, bir kuraklık, bir susuzluk süreci ile karşı karşıya olduğu gerçeği dillendiriliyor.

Çok çok uzun zamandır böyle.

Fakat ne gariptir…

Ne tuhaftır…

Hala hatırı sayılır önlemler alma adına doğru düzgün adımlar atmış değiliz.

Bakınız Van Gölü’nde müthiş çekilmeler var.

Her gün kentin bir yerinde gölün bir sahilinde ortaya çıkanlardan söz ediliyor.

Mikrobiyalitler, tarihi yapılar falan.

Birçok yerde sular kilometreyi bulan oranlarda içeri doğru çekilmiş durumda.

Derinlik anlamında ise yine aynı onlarca metrelik derinlik kayıplarında söz ediliyor.

Sadece bu mu?

Değil.

Kent genelindeki göletler, barajlar da kuruyor birkaç yıldır.

Yok olan göletler, barajlar var.

Kalmadı, sadece adı kaldı yani.

Şimdi biz sadece Van Gölü’nü konuşuyoruz.

Sadece gölde sıkıntı varmış gibi düşünüyoruz.

Ama değil.

Tamam göl çok önemli.

Van denilince akla gelen en büyük değer.

Ama sonuçta su sadece Van Gölü’nde azalmıyor.

İçme suyumuz da tükeniyor!

Bitiyor.

50 yıl sonrasında bu kente yetecek su var mıdır yok mudur şeklinde tartışmalara şahitlik ediyoruz artık.

Şaka değil ha…

Gerçekten değil.

Bu kentte son iki yılda birkaç önemli sempozyum, çalıştay, konferans oldu.

Van’daki bu kuraklık, iklim değişikliği, su azalma meseleler çokça tartışıldı.

Fakat bu buluşmalara en az Vanlılar katıldı.

Dışardan bilim insanları, bu alanda çalışan hocalar işin vahametini anlattı.

Ama Vanlılar çok umursamadı.

Suyu bitecek, susuz kalacak biz değilmişiz sanki.

Ya da Van Gölü bizim elimizden gitmeyecek sanki…

Koca bir göl resmen gözümüzün önünde eriyor.

Ama hiçbirimiz bu anlamda bir şey yapamıyoruz.

Son birkaç yıldır kirliliği ile meşgulüz.

Bir koruma kanunu, bir kirlilikten kurtarma formülü ortaya konulmaya çalışılıyor.

Son bir yılda bu anlamda önemli adımlar atıldı.

Hatta bakanlıklar nezdinde kararlar da alındı.

Ama…

Yetmiyor.

Çünkü kirlilik bir tehdit.

Kuraklık ve iklim değişikliği başka bir tehdit.

Gölün hala dört bir koldan kirletiliyor olması ayrı bir tehdit.

Bu kirliliği net bir şekilde de göl çekildiği alanlarda görüyoruz zaten.

Gölün 50, 100, 150, 200 metre gibi içerilere doğru çekildiği alanlara şöyle bir gidip göz atın kıyıya vuran dip çamuru, katı atıklar, lağım, çöp, pisliği göreceksiniz.

Mesele sadece göl çekildi tekneler karaya oturdu meselesi değil.

Göl çekildi kirlilik ortaya çıktı.

Göl böyle bitiyor, böyle yok oluyor işte.

Bununla yeterli bir mücadele veriyor muyuz?

Bence belediyenin yaptığı dip çamur temizliği dışında ortada çok büyük bir eylem planı yok.

Orada bir temizlik var.

Yılların kirliliği temizleniyor.

Ama iklim değişikliği ve kuraklık ile ilgili uygulamada olan bir plan da yok.

Yani bu kuraklık ile mücadele konusu, yeraltı suların azalması gibi bir çok konuda halen bir yol haritası olmayan bir kentiz.

Mesela tasarruf konusunda ne yapılıyor?

Suyun bu kenti yüzlerce yıl daha götürmesi için ne önlemler alınıyor?

İklim değişikliği ile mücadele konusunda ne gibi adımlar atılıyor?

Bence çok yok.

Ne genelde, ne özelde.

Olması gereken ne peki?

Bireysel eylemlerden başlayarak olayı genele taşımak.

Mesela bir sorgulamak gerek.

Normal hayatımızda bu kirlilik sürecinin neresindeyiz?

Günlük ne kadar su tüketiyoruz?

Atıklarımızın suya karışmaması anlamında bir tedbirimiz var mı?

Su israfını önlemek için bireysel ya da ailesel adımlar attık mı?

Kuraklık ve iklim değişikliğinin küresel ve genel anlamdaki etkilerinin daha çok büyümemesi için iklim değişikliği sürecine hiç kafa yorduk mu?

Şunu söyleyeyim.

Biz yormayınca.

Sorgulamayınca.

Dert etmeyince.

Yönetenlerin, idare edenlerin, çalışanların da çok bir şey yapma şansı olmuyor.

Bu bir talebe dönüşmeli ve kentin ortak kaderine sahip çıkma süreci şeklinde ilerlemeli.

Geç olmadan.

Çok kaybetmeden.

Gölümüze,

Suyumuza,

Kentimize sahip çıkmanın vaktidir.

Yoksa…

Halimiz hal değil…

Benden söylemesi…