banner211

KALBİN GÜCÜ VE HUZURU

Dünyada en acayip yaratık nedir, diye sorulsa hiç tereddüt kalptir diyebiliriz; zira dünyanın salah ve helaki ona bağlıdır.

KALBİN GÜCÜ VE HUZURU

Dünyada en acayip yaratık nedir, diye sorulsa hiç tereddüt kalptir diyebiliriz; zira dünyanın salah ve helaki ona bağlıdır.

 

Dünya, milyonlarca kilometrelik araziden oluşan bir gezegendir. Ne var ki, huzur ve kurtuluşu, hacmi birkaç santimetre ve ağırlığı yaklaşık 300 gram olan kalbin ıslahına bağlıdır. Kalp bedenin sultanı, Allah Teâlâ’nın nazargâhıdır.

 

Kalp kâinatın en acayip varlığıdır. Kimileri onu vicdan, kimileri “bilim” olarak tanımlarken, İslâm ona “kale” der. İnsan, kalp sayesinde ya diri ya da ölüdür. Çok hassas ve latiftir, rüzgârın önündeki yaprak gibi hareket eder, devamlı değiştir.

 

Kalp, sağlam olunca, beden; beden sağlam olunca, insan; insan sağlam olunca da yeryüzü sağlam olur, ıslah bulur. Dünya katı ve soğuk ise,  kalpler de soğuk ve katıdır. Dünya virane ise kalp de virâne demektir.

 

Bazı kalpler cennet bahçelerini andırırken, bazıları cehennem çukurlarını andırır. Bazılarında peygamberler, veliler ve kahramanlar ikamet ederken, bazılarında çakallar ve tilkiler cirit atar. İman, ihlas, tefekkür, haset, nifak, küfür hep orada gizlenir.

 

Hz. Ebubekir’i, ümmetin önüne geçiren odur. Onun içendeki imandır. Ebu Leheb’i lanete müstahak kılan da kalbin içinde gizlediği küfür ve şirktir.

 

Akıl ve düşünce beyinde, iman, sevgi ve merhamet ise kalptedir. Kalbin ağırlığı  300 gram civarında olduğu hâlde, etkisi atom bombasından fazladır. Allah’ın nazargâhı, üstünlük ölçüsüdür. Resûl-i Ekrem’in ifadeleriyle, “Dikkat edin!

 

Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (Buhari, İman, 39.)

 

Kalplerimiz var; ancak çalışmıyor, harabe olmuş, içinde takva yok, Allah korkusu yok, muhabbet yok. Dillerimiz harabe olmuş, onlarda zikir yok, tilavet yok. Gözlerimiz, harama bakmaktan dolayı harap olmuş virane olmuş. Kulaklarımız haramı dinleye, dinleye sağırlaşmış, harabe olmuş. Hayatımız sönmüş dünyaya tapar olmuşuz.

 

KALPLER ÜÇE AYRILIR:

 1. Sağlam ve sıhhatli kalp; iman, ilim zikir ve irfanla beslenir.

 2. Hasta kalp; içinde nifak, haset, kin, düşmanlık olan kalp.

 3. Ölü kalp; şirk ve küfrü taşıyan kalptir. Her günah kalbe saplanan bir ok ve kurşun gibidir. Kalp, günahlara devam etmekle darbe ve mikrop alır ve neticede ölür.

 

Buna göre, insanın iki çeşit ölümü vardır. 1. Hücre ve beyninin; yani bedenin ölümü, 2.  Kalbin ölümü. Birinin ölümü, sünnetullahtır.

 

Her canlının tattığı bir olaydır, olağandır. Asıl ölüm ise kalbin ölümüdür. Kimi insan, hareket etmektedir, canlıdır, gözü, kulağı, dili işlevini görmektedir; ancak Allah katında kör, sağır, dilsiz ve ölü konumundadır.

 

Kalbe şeref olarak Allah Teâlâ’nın nazargâhı olması yeter. Nitekim hadiste, “Allah suret, biçim ve mal, nesep ve mevkiye bakmaz, kalbe bakar,” buyrulmuştur.

 

O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah temiz bir kalple gelenler müstesnadır (o günde fayda bulur.” (Şuara, 19/88-89.) âyetlerinin de dikkat çektiği gibi, Allah’ın huzurunda hesap verirken fayda verecek tek şey sağlam; yani vahiyle beslenmiş ve dirilmiş kalptir. Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket, kalbinin ölmesidir.

 

Daha da vahim olanı kalbinin öldüğünden habersiz olmasıdır. Nitekim bazı kişiler kanser hastası oldukları hâlde kendilerinden habersizdirler, zıplayıp, eğlenmekte ve herhangi bir çare ve tabibe başvurmamaktadırlar.

 

Asıl ölüm, kalp ölümü olduğu gibi, asıl zindan kalbin esir olmasıdır. Yani kalbin şehvete, günaha, harama esir olmasıdır. Gerçek hürriyet de kalp ve vicdanın hür olmasıdır.

 

Küfür, kalbin ölümüdür; şirk kalbin parçalanmasıdır, nifak kalbin hastalık ve tutulmasıdır. “İşte böylece sana da emrimizle ruhu/Kur’an’ı indirdik.” (Şûrâ,42/52.) âyetinin de ifade ettiği gibi, vahiy, zikir ve dua ölmüş kalbe hayattır. Vahiysiz kalpler “ölü” mesabesindedir.

 

Diri kalbin belirtisi zikir, ibadet ve Kur’an’dan doymaması, ahirete yönelmesi; zikir, tilavet ve namazsız kalınca sıkıntı ve üzüntü içine girmesidir. Kalbin zikirsiz kalması insanın havasız, balığın susuz kalması gibidir.  

           

Allah Teâlâ, ruh ve kalplerimizi iman ve Kur’an’la diriltsin, kalp ve ruhlarımızı ölümünden korusun. (Âmin)

 

(Abdulcelil Candan’ın İlmi ve Güncel Hutbelerle Minberin Gücü adlı kitabından alınmıştır.)


Hazırlayan: Muhammed İkbal Candan

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2017, 09:30
YORUM EKLE