banner254

RAMAZAN BAYRAMI

Bayram, Arapçada dönüşüm anlamındaki “id” sözcüğünün karşılığıdır. Her yıl tekrarlandığı için bu ismi almıştır...

RAMAZAN BAYRAMI

Bayram, Arapçada dönüşüm anlamındaki “id” sözcüğünün karşılığıdır. Her yıl tekrarlandığı için bu ismi almıştır. “Bu gün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizde nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslâm’ı seçtim.”[1] âyetinin de ifade ettiği gibi, İslâm, mükemmel dindir. Her konuda olduğu gibi, bayram konusunda da bizi yabancı kültürlere muhtaç bırakmamıştır. İslâm’da “Ramazan” ve “Kurban” olmak üzere iki dinî bayram bulunmaktadır. İkisinin de kaynağı vahiydir. Bunlar dışında kalanlar şenlik, eğlence, karnaval ve festivallerdir. İslâm’ın iki bayramında, namaz, hutbe, tekbir, kurban, yardımlaşma, fıtır sadakası, şükür, sevinç, mutluluk ve meşru dairede eğlence sergilenir.

 

Bayram sabahı yıkanmak, güzel koku sürmek, bayram günleri süresince, dost ve ahbapları ziyaret etmek, namazlardan sonra, yollarda teşrik tekbirleri getirmek sünnettir. Hz. Peygamber, Kurban Bayram’ında ilk olarak camiye gider, eve geldikten sonra iftar ederdi. Ramazan Bayram’ında ise, oruçlu olmadığını göstermek bağlamında evde hafif bir şey yer, sonra camiye giderdi.

 

İslâm’ın iki bayramı, ilahî ziyafet ve toplantılardır; Müslümanlar, bu ziyafetlere katkıda bulunmaya davet edilirler. Bid’atlerin hakim olduğu bayramlarda ise şehevî arzuların tatmini, gaflet ve israf öne çıkar.

 

Bayram namazları Müslümanların bir araya gelmesi, muhaliflerine birlik ve beraberliklerini htirmek içindir. Ashap, bayramlarda camide ve Hz. Peygamber’in nezaretinde çeşitli etkinlikler sergilerlerdi.

 

Bayramlarda meşru daireler çerçevesinde eğlenmeye ruhsat verilmiştir. Hz. Ayşe şunu nakletti. “Bir bayram günü ensardan iki küçük kız şarkılar söylüyorlardı. Tam bu esnada Ebû Bekir içeri girdi. Kızları engellemeye çalıştı. Orada hazır bulunan Resûl-i Ekrem, ‘ya Ebû Bekir! Her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır.’ buyurdular.”[2] İslâm’ın her iki bayramı da ibadetle ihya edilir, ibadette sosyal dayanışma ve yardımlaşma öne çıkar. Cahilî ve bidî bayramlarda ise gaflet, günah ve isyan sergilenir.

 

Günümüz dünyasında matem ve yas tutulması gereken birçok gün bayram ilan edilirken, melekler gökte yas ilan ederler. Sadece Hindistan’da bir yılda kutlanan bayram sayısı binlerle ifade edilmektedir. İslâm dışı bayramlarda israf ve savurganlık esastır. Söz gelişi, her yıl Noel yortusu nedeniyle yığınlarca servet heba edilir. Bu savurganlıkla kaç fakir doyurulur? Kaç muhtacın ihtiyacı giderilir? Yapılanlar eğlence, çılgınlık, ve sarhoşluktan öteye geçmez. Kurban ve Ramazan bayramlarında ise Müslüman ülkeler milyonlarla ifade edilen yardımları Afrika, Uzak Doğu vb. muhtaç ülkelere gönderirler. İslâmî bayramlarda sadelik ve tevazu öne çıkarken cahilî bayramlarda, çılgınlık, şov ve israf öne çıkar.

 

Bayramlarımızda görülen bazı bâtıl inanç ve bid’atlerle değinmeden geçmeyeceğim.

 

 Ölümü müteakip bayramda taziyeyi tekrarlamak, ilgili bayramı, “Kara Bayram” olarak nitelemek bid’attir. Söz konusu uygulama ölü yakınlarının acısını tazelemekten öteye geçmemekte, sevinç günleri olan bayramların keder ve yas günlerine dönüşmesine neden olmaktadır. Kara bayram uygulaması ve inancı, cahilî bir âdet ve gelenektir. İslâm’ın mübarek saydığı bir bayrama kara denilmesi çirkin bir yakıştırmadır. Bayram bir yana, herhangi bir güne kara demek haddi aşmaktır. Tüm günler mübarektir. Senenin 365 günü içinde kara ve uğursuz olanı yoktur. Zaman mübarek bir zarftır, tertemizdir, uğursuz ve kara olan insanların kötü amelleridir.

 

Bayramları kara olarak nitelemek, Allah’ın takdiriyle gerçekleşen ölüm olgusuna bir isyandır. Zira kültürümüzde ölüm günü, kavuşma günü olarak algılanır. Ölüm, dostu dosta, seveni sevene kavuşturmaktadır. Vefat günü, fâniden bâki olana geçiş günüdür. Ölüm gününü kara olarak algılamak, dünya hayatını ahirete tercih edenlerin ahlâkıdır. Hz. Peygamber, ölü yakınlarına, “Sabredin, ecrinizi Allah’tan bekleyin. Allah dilediğinden alır, dilediğine verir. Her şeyin bir ecel ve vakti vardır”[3] telkinini yapardı.

 

Kiraz bayramı, kayısı bayramı ve benzeri isimlerdeki uydurma bayramların dinimizde yeri yoktur. Bunların hepsi bâtıldır. Bunların bir örneği de Eski Mısır’da Kıptilerin kutladığı, “Zeytin Bayramı”dır ki, İslâm’dan önceki putperestliğe dayanmaktadır.

 

· Bayram namazlarında, namazı kıldıktan sonra, dinî bir şiâr olan hutbeyi dinlemeden çıkmak hatadır, bid’attir.

 

·Kadınların bayram namazını terk etmesi hatadır. Saâdet asrında kadınlar da erkekler gibi bayram namazına iştirak ederlerdi.

 

·Bayram gecesi ya da gündüzünde bayrama özgü nafile namaz kılmak bid’attir.

 

Bayramlarda mezarlıklarda şeker, bisküvi, ekmek vs. dağıtmak dinî bir şiâr hâline gelmiştir. Mezarlıklar ziyaret edilir, sadaka verilir; ancak ziyaret ve sadakanın riyadan uzak olması şarttır. Bayram günü ya da gecesi mezarlıklarda sadaka dağıtmak şu nedenlerden dolayı meşru değildir:

1-Sünnette varit olmamıştır.

2-Sadaka vermeye tahsis edilmiş bir yer yoktur.

3-Riyânın karışma ihtimali vardır.

4-Mezarlıklarda gerekçesiz kazanç ve rant kazananlara prim verilmiş olur.

5-Mezarlıkların basılmasına, kirlenmesine, üzerinde oturulmasına sebebiyet verir.

 

Muhterem okuyucular,

· Ramazan Bayram’ını, “Şeker” Kurban Bayram’ını “Kan veya Et Bayramı” olarak nitelemek bid’attir.

 

 ·Bayramlarda gündüz uyumanın ya da çalışmanın haram olduğuna inanmak bâtıldır, hatadır.

 

 · Bayramlarda cemaatin mezheplere göre ayrılması, ayrı ayrı namaz kılmaları bid’attir. Bu bid’at, bayramların teşri maksadını ortadan kaldırmaktadır.

 

 İki bayram arasında nikâh yapılmayacağına inanmak, bâtıl bir inanç olduğu gibi, Hz. Peygamber’in uygulamalarına da muhaliftir. Zira Hz. Peygamber’in Hz. Ayşe validemizle evlenmesi ramazan ayını takip eden şevval ayında gerçekleşmiştir. Hayatınız ramazan, ahiretinizin de bayram olsun.

 

Bu vesileyle bayramınızı tebrik eder, en büyük nimet olan cemalini gösterme bayramını cümlemize nasip etsin. (Âmin).

 

Abdulcelil Candan’ın İlmi Hutbelerle Minberin Gücü adlı kitabından alınmıştır.

 

 

[1] Mâide, 5/3.

[2] Buhari, İdeyn, 3.

[3] Buhari, hadis no: 1284.

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2017, 10:09
YORUM EKLE