banner211

Türkiye Toplumunda Aşk ve Antropolojik Gerçeklikler: Masumiyet Müzesi

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un romanı Masumiyet Müzesi’ni ateşin bir merakla elime almaya başlayıp okuyalı hayli zaman oldu.

Türkiye Toplumunda Aşk ve Antropolojik Gerçeklikler: Masumiyet Müzesi

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un romanı Masumiyet Müzesi’ni ateşin bir merakla elime almaya başlayıp okuyalı hayli zaman oldu. Kitabın kapağı ancak 1970’li yılların Türk sinemasında görülen bir fotoğrafla/ kareyle bezenmiş ve daha ilk cümlesinden itibaren nostaljik bir havayı sezinliyordu: “ Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”  1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikâyesinin anlatıldığı kitapta aşk, cesaret, tutku, yasak ilişki, bekaret, modernlik gibi bir çok konunun yanı sıra kapalı bir toplumda aşkı yaşamanın yansımaları da görülmektedir. Zengin – yoksul ilişkisinin de melodromatik bir şekilde konu edindiği ve Türk simasının da konusunu teşkil eden bir aşk ilişkisidir de aynı zamanda Masumiyet Müzesi. Romanın melodromatik aşk ilişkisi, adım adım ele alınmış ve çözümlenerek kurgulanmıştır. Kitap, sinemadan çıkmış bir görüntü gibi durmaktadır okurun zihninde. Sansürlenen bir aşk ilişki olduğu imasını da içinde barındıran kitapta, kötü gösterilen hiçbir taraf / kişi yok. Kitapta, bütün toplumun kapalılığıyla aşk ilişkisinin kapalılığı da gözlenmektedir. Batıya göre, aşk ilişkisinin serbestçe dile getirilememesi, çiftlerin yan yana gelemediği sadece yan yana geliyormuş gibi yaptığı; bakışlarla, tebessümlerle duyguların ifade edildiği bir toplumda yaşanan bir aşkın, beraberinde birçok sıkıntıyı da getireceği fikri üzerinde durulmuş ve nihayetinde de aşk yüceltilmiştir. Yazar – Karakter BenzerliğiRoman karakteri Kemal, tıpkı Orhan Pamuk gibi gözlemlemeyi ve analiz etmeyi seviyor. Kemal, Füsun’un kahve fincanını tutmasını, yoksul evindeki sobaya maşayı tutup kömür atmasını, kapıyı açmasını, annesine yemek yaparken ve dikiş dikerken yardım etmesini, hep birlikte televizyon seyrederken duygulanıp acayip bir jest yapmasını izliyor. Kemal, bütün hayatı Füsun’u izler gibi izliyor. O bakımdan, Kemal’in Füsun’a gösterdiği dikkat neredeyse bir romancının hayata gösterdiği edebi dikkat olduğu için, Kemal’le Orhan Pamuk, gözlemleyip hayatı kelimelere geçirmekte benzeşiyorlar. Zira Kemal’in aşkı yaklaşık olarak sekiz yıl sürerken Orhan Pamuk’un da bu kitabını yazması neredeyse altı yıl sürüyor. Dolayısıyla Kemalle Orhan Pamuk arasındaki bu benzerliği yakalamak/görmek mümkündür. (…) ve Türkiye Türkiye’de 1970’li yıllardan sonra etkisini göstermeye başlayan modernizmin de kitapta yer aldığı görülmektedir. Modernizim, zengin aileler etrafında şekillendirilmiş ve onların yaşayışı, kültür farklılıkları, “yaşıyormuş gibi” yapmaları, batıyı sadece taklit edebilmeleri çerçevesinde ele alınmış. Bu bağlamda yazar Orhan Pamuk, o dönemi anlatırken ya da günümüze indirgerken hiç kimseyi küçümsemez. Sadece mizahi açıdan ele alır. Çünkü modern olduğunu iddia edenlerin aslında kendi köklerine bağlı olduklarını, muhafazakâr bir yapı teşkil ettiklerini biliyoruz. 1980 sonrası Juppie annelerin, “memelerim sarkmasın” diye çocuklarına yedirdikleri hazır gıdalar gibi, Türkiye toplumu ya da Ortadoğu toplumu da Batılılık, Modern, Postmodernizim gibi kavramları bilmeden/tanıyamadan/analiz etmeden yaşamaya çalışmış ve nihayetinde de Batı medeniyetinin kızıl ve kara emperyalizmi karşısında “şekilsiz bir varlık gibi” bir ifadeye bürünmüştür. Kendine özgü toplumsal bir yapısı olan Türkiye toplumunda “aşkından müze yaptıracak kadar çok seven”, kendi köklerine sadık, geçmişten ders çıkarmasını bilen, soran/sorgulayan bireylerin de yaşadığını göz ardı etmeyen yazar Orhan Pamuk, aynı zamanda toplumsal bir ayıbı da gözler önüne sermektedir: Cinsel istismar, kız çocuklarını taciz etmeler ve kadın üzerindeki toplumsal baskı.Roman karakteri Füsun’un çocukluğu anlatılırken günümüzde de büyük bir ayıp olan taciz olaylarına değinilmiştir. Füsun’un başından geçenlerin anlatılmasının nedeniyse, hangi yaşta olursa olsun kadına/kıza/kız çocuğuna yönelik yapılan her türlü tacizin, söz konusu mağdurun hayatında izler bıraktığı ve karşı cinse olan bakış açısını şekillendirdiğidir. 

Özcesi…

Keyifle okunacak bir Orhan Pamuk klasiği!

 

Fırat Taş 

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2015, 09:39
YORUM EKLE