banner211

VAN BALIKLARI 'HOCASIZ' KALDI!

Van Gölü’nün endemik ve tek canlı türü olan Van Balığı bir diğer deyişle İnci Kefali konusundaki şüphesiz en büyük farkındalığı yaratan isim olan Prof. Dr. Mustafa Sarı Van’a veda edeceğini duyurdu.

VAN BALIKLARI 'HOCASIZ' KALDI!

Van Balığının tanınmasından, adının duyulmasında ve korunmasında şüphesiz akla gelen en önemli isimlerden birisi olan Yüzüncü Yıl Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Mustafa Sarı Van’a veda ediyor.

 

Van Gölü’nün endemik ve tek canlı türü olan Van Balığı bir diğer deyişle İnci Kefali konusundaki şüphesiz en büyük farkındalığı yaratan isim olan Prof. Dr. Mustafa Sarı Van’a veda edeceğini duyurdu. 24 yıldır hizmet yaptığı Van’da Van Balığı’nın en büyük koruyucusu haline gelen, kaçak avlanmadan balığın yok olması noktasındaki farkındalığa kadar bir çok konuda öncülük eden Sarı Hoca, Van’a vede ederken ‘Van Gölü’ne ve İnci Kefali’ne veda etmiyorum’ diyerek bir açıklama yayınladı. Yeri geldiğinde balığın tanıtımı önemli işlere imza atan, yeri geldiğinde Van Gölü etrafında kaçak avlanma nöbeti tutan Sarı, 1992 yılından bu yana Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde devam ettiği kariyerini noktaladığını açıkladı.

 

Yaptığı bir açıklama ile Van’a veda ettiğini duyuran Sarı, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “1992 yılında genç bir akademisyen olarak başlayan Van Gölü ve inci kefali ile ilgili birliktelikte 24 yıl geride kaldı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde araştırma görevliliği ile başlayan ve profesör olarak sürdürdüğüm akademik hayata bugün itibarıyla nokta koyarak, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’ne geçiş yapmış bulunuyorum. Bu kararı kolay veremedim. Zira Van Gölü inci kefali koruma çalışmaları tüm akademik hayatımı kaplayan ve adeta yaşam tarzım haline gelmiş bir faaliyet benim için. İnci kefalleri Van’da doğup büyüyen çocuklarımın “kardeş” kabul ettiği, ailemizin bir üyesi bizim için. Bu yüzden Van’dan, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden ayrılıp, akademik hayata başka bir üniversitede devam etme kararı hemen verilebilecek kolay bir karar olmadı. Ancak şartlar ve ailevi gerekçeler, bu birlikteliğin biraz şeklini değiştirmeyi gerekli kıldı.”

 

“VAN GÖLÜ’NDE BALIK YAŞAMAZ DİYORLARDI…”

“Ben Van’a geldiğim zaman, yani 1992 yılında “Van Gölü’nde balık yaşamaz. Sadece akarsu ağızlarında inci kefali bulunur” bilgisinin ders kitaplarında yer aldığı, Türkiye balıkçılığı içinde bir istatistik olmaktan ileriye gidememiş, Van yıllıklarında bile adı geçmeyen, üreme döneminde akarsu mansaplarının devlet eliyle kiraya verildiği, üreme göçü esnasındaki şelaleleri uçarak geçişinden kimsenin haberi olmadığı bir balıktı inci kefali. İnci kefalinin 1992 yılı cirosu ise sadece 1.2 milyon ABD doları civarındaydı. Tarafımdan başlatılan ve daha sonra bir çok aktörün, kişi, kurum ve kuruluşun katılımı ile adeta bir kalkınma projesi haline gelen çalışmalarla bugün inci kefali, dünyanın tanıdığı, Van’ın tanıtımında yeni bir marka haline gelmiş, korunması için devletin kampanyalar düzenlediği ve bütçe ayırdığı, göçü esnasındaki muhteşem görselliği ekolojik turizme dönüştürmek için her yıl uluslararası festivaller yapılan bir balık haline geldi.”

 

BU GÜNE GELMESİNDE EMEĞİ BÜYÜK OLDU!

“Günümüzde inci kefalinin cirosu 12 milyon ABD dolarına ulaştı. Yani 1992 yılına kıyasla tam 10 katlık bir artış oldu. 1992 yılında göl çevresindeki “bend ağası” tabir edilen 8-10 kişinin cebine giren kazanç, bu gün göl çevresindeki 15 bin kişiye iş-aş-ekmek oldu. İnci kefali adında okullar, heykeller, sinema ödülleri, resim ve kısa film yarışmaları var bugün. İyi de bu kadar büyük bir ilerleme, ülkemizin içinden geçtiği zor yıllarda, Van Gölü çevresinde yaşanan yoğun güvenlik sorunlarına rağmen nasıl gerçekleşti? Bu soruya verilecek kısa bir cevap yok. Bir kitapta belki bu soru uzun uzadıya ele alınabilir. Ancak şunu ifade etmek mümkün: Van Gölü çevresindeki kadirşinas ve doğanın korunması için yapılan çalışmalara destek veren yerel halk, balığın korunmasını esas işi olarak gören jandarma teşkilatı ile üniversite-sivil toplum kuruluşu-kamu kurumları işbirliği, uygun modeller kullanılarak oluşturulan sürdürülebilir koruma stratejisi bu sonuçları hazırladı. Yoksa hem dünyada hem ülkemizde her gün yeni bir türün kayıp haberi basına yansırken, Van Gölü inci kefalini korumada mesafe kat etmemiz mümkün olamazdı.”

 

BİR DEĞERE DÖNÜŞTÜ…

“Her türlü doğa koruma aktivitesinde olduğu gibi inci kefalinin korunması için yapılan çalışmalarda da çok sayıda güçlük ve engelle karşılaştığımı belirtmek isterim. Ancak bugün geldiğimiz noktayı dikkate alırsak, bu güçlüklerin bugün itibarıyla bir anlamı kalmamıştır. Burada altı çizilmesi gereken başka bir nokta ise aslında inci kefali koruma çalışmaları, bir üniversitenin yerel bir değerden küresel bir değer üretme sürecini bize gösteriyor olmasıdır. Zira geldiğimiz noktada inci kefali artık tüm dünyanın tanıdığı, takip ettiği, göçünü izlemek için bahar aylarını beklediği bir değere dönüşmüş oldu. Ve iftiharla söyleyebilirim ki bu süreç tamamen üretilen bilimsel veriye dayalı olarak, tam bir akademik bakış ile yürütüldü. Üniversitenin yasal şartlarının uygun olmadığı durumlarda yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşlarının sağladığı güçlü sahiplenme ve destek vurgulanması kaçınılmaz olan başka bir konudur.”

 

“VEDA ETMİYORUM…”

“En verimli ve etkili akademik yaşamımı geçirdiğim, çocuklarımın doğup-büyüdüğü, ailece kendimize memleket bildiğimiz, balığında-gölünde-dağında-taşında-kurdunda-kuşunda-çiçeğinde-böceğinde-suyunda-karında-toprağında sayısız anılarımız saklı Van’dan, bizim için dünya cennetinden ayrılmamız mümkün değil. Bu yüzden adına ayrılık diyemedik, kimseye veda edemedik, helallik isteyemedik. Buna ne yüreğimiz dayandı, ne gönlümüz razı oldu. Hem aklımızı, hem kalbimizi Van’a, Van Gölü’ne, inci kefaline uzaktan hizmete razı ettik. Belki böylece yıllardır inci kefalinin korunması için heyecanlanan, ancak yapılan çalışmalara hürmeten öne çıkmayan kişiler, kurumlar, kuruluşların hizmetine de bir fırsat tanınmış olacağına inandık. Van Gölü inci kefalini kurucu dekanlığını yaptığım YYÜ Su Ürünleri Fakültesi ve kurucusu olduğum Doğa Gözcüleri Derneği öncülüğünde Van Gölü çevresinde yaşayan duyarlı Vanlı, Ercişli, Muradiyeli, Gevaşlı, Edremitli, Bitlisli, Ahlatlı, Adilcevazlı, Tatvanlılara, yani gölün ve balığın esas sahiplerine emanet ediyorum. Emanete sahabet edileceğine, hıyanet edilmeyeceğine inanıyorum. Veda etmiyorum. Bundan sonra Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nde ülkemizin başka değerleri için çalışırken, her daim Van’ın, Van Gölü’nün ve inci kefalinin emrinde olduğumu beyan ediyorum.” 

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2016, 09:01
YORUM EKLE