Belediyelerin sunduğu hizmetler arasında çevre temizliği ve atık yönetimi, kent yaşamının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Evlerden olduğu kadar iş yerlerinden de düzenli olarak toplanan evsel nitelikli atıklar, hem halk sağlığının korunması hem de çevrenin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak iş yerlerinden tahsil edilen evsel katı atık bedeli, zaman zaman yanlış anlaşılmakta ve “ek bir vergi” olarak değerlendirilmektedir.
Oysa hukuki açıdan bakıldığında, evsel katı atık bedeli bir vergi değildir. Bu bedel, belediyelerin sunduğu toplama, taşıma ve bertaraf hizmetlerinin karşılığı olarak alınan bir hizmet bedelidir. Dayanağını 2872 sayılı Çevre Kanunu ile ilgili yönetmeliklerden alan bu uygulama, “kirleten öder” ilkesine göre şekillenmektedir.
İş yerleri faaliyetleri sırasında evsel nitelikli atık üretmektedir. Restoranlar, marketler, ofisler, berberler, kafeler ve benzeri birçok işletme belediyelerin atık toplama hizmetinden düzenli olarak yararlanmaktadır. Dolayısıyla bu hizmetin maliyetine katkı sunmaları hem hukuki hem de hakkaniyet gereğidir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Belediyeler evsel katı atık bedelini belirlerken gerçek hizmet maliyetini esas almak zorundadır. Amaç gelir elde etmek değil, sunulan hizmetin maliyetini karşılamaktır. Bu nedenle bedelin belirlenmesinde işletmenin niteliği, büyüklüğü, atık üretim kapasitesi ve hizmetten yararlanma durumu objektif kriterlerle değerlendirilmelidir.
Uygulamada en çok tartışılan konuların başında, hizmet almayan ya da çok sınırlı hizmet alan iş yerlerinden bedel talep edilmesi gelmektedir. Danıştay’ın çeşitli kararlarında da vurgulandığı üzere, hizmet ile alınan bedel arasında makul bir bağ bulunmalıdır. Hizmet sunulmayan veya fiilen yararlanılmayan durumlarda hukuki ihtilaflar ortaya çıkabilmektedir.
Öte yandan belediyelerin de hesap verebilir ve şeffaf bir mali yönetim anlayışıyla hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Tarife belirlenirken maliyet hesaplarının kamuoyuna açık şekilde ortaya konulması, vatandaşın ve esnafın uygulamaya olan güvenini artıracaktır.
Çevreyi korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Belediyelerin etkin bir atık yönetim sistemi kurabilmesi için mali kaynaklara ihtiyaç duyduğu açıktır. Ancak bu kaynaklar oluşturulurken hukukun temel ilkeleri, eşitlik, ölçülülük ve şeffaflık da mutlaka gözetilmelidir.
Sonuç olarak, iş yerlerinden alınan evsel katı atık bedeli doğru uygulandığında çevre hizmetlerinin sürdürülebilirliği için önemli bir araçtır. Fakat bu uygulamanın meşruiyeti; hizmetin gerçekten sunulmasına, maliyet esaslı tarifelendirmeye ve hukuka uygunluğa bağlıdır. Kamu yararı ile mükellef hakları arasındaki denge korunduğu sürece, hem çevre hem de toplum kazançlı çıkacaktır.