İşçi, emek ve alın teri

Abone Ol

Sabahın ilk ışıkları daha şehre tam düşmemişken uyanan insanlar var. Sessizce kalkıp yüzünü yıkayan, çoğu zaman kahvaltıyı aceleye getiren ya da hiç yapamayan… Evden çıkarken arkasında bıraktığı bir hayat olduğunu bilerek kapıyı kapatan insanlar. Bir annenin içindeki telaş, bir babanın omuzlarındaki yük… Aslında her biri, sadece işe gitmiyor; bir sorumluluğun, bir umudun peşinden yürüyor.

Dun 1 Mayıs’tı. Emek ve dayanışmanın günü. Ama emek dediğimiz şey, yalnızca bir iş yerinde harcanan güçten ibaret değil. Emek, bir ailenin ayakta kalma mücadelesidir. Eve götürülen ekmektir. Bir çocuğun okul masrafıdır, bir yaşlının ilacıdır, bir evin kirasıdır. Yani bir işçinin kazandığı ücret, sadece onun değil; arkasında bekleyenlerin de hayatını belirler.

İşte tam da bu yüzden emek kutsaldır. Ne yazık ki bu kutsallık her zaman karşılığını bulmaz. Bazı işçiler vardır ki gün boyu çalışır, yorulur, tükenir ama emeğinin karşılığını tam olarak alamaz. Alın teri kurumadan verilmesi gereken haklar, bazen aylarca gecikir. Sadece bir maaş değil aslında geciken; bir sofranın bereketi, bir evin huzuru da ertelenir.

Ama bir de diğer taraf var. Emeğe gerçekten değer veren, insanı önceleyen, işçisini sadece bir “çalışan” olarak değil bir “emanet” olarak gören işverenler… İşte onlar, bu düzenin vicdanıdır. Çalışanının hakkını zamanında veren, onun insani ihtiyaçlarını gözeten, zor zamanında yanında olan bir patron; aslında sadece bir işletme yönetmez, aynı zamanda bir hayatı ayakta tutar. Çünkü bilir ki karşısındaki kişi, sadece kendisi için çalışmaz.

Bir işçinin yorgunluğu, eve gittiğinde dinlenmekle bitmez. O yorgunluk, bazen bir çocuğun ihtiyacını düşünürken devam eder, bazen bir faturanın hesabını yaparken. O yüzden emeğin karşılığını vermek, sadece ekonomik bir zorunluluk değil; insani bir sorumluluktur. Dun 1 Mayıs’ta konuşmamız gereken belki de tam olarak buydu: Emeğe saygı, insana saygıdır.

Adil bir çalışma ortamı, zamanında ödenen bir ücret, insanca muamele… Bunlar bir lütuf değil, olması gerekenin ta kendisidir. Çünkü emek, bir insanın hayatından verdiği zamandır. Ve zaman, geri gelmeyen tek şeydir.

Unutulmamalıdır ki; bir işçinin yüzündeki huzur, arkasında bıraktığı evin huzurudur. Bir işçinin gözündeki kaygı ise sadece ona ait değildir, bir aileye yayılır.

Dün meydanlarda sloganlar atıldı, mesajlar verildi. Ama asıl mesele, dün de çalışmak zorunda kalan, yarın sabah yine erkenden kalkacak olan o insanların hayatında bir şeylerin değişip değişmeyeceğidir.

Eğer emek gerçekten değer görürse, sadece işçi değil; toplum kazanır, millet kazanır, aile kazanır, çocuklar kazanır ve emin olun patron da kazanır. Ve belki o zaman, kapıdan çıkarken arkasına bakan bir insanın içi biraz daha rahat olur.