Karneler dağıtıldı ama öğrenme bitmedi

Abone Ol

En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Lütfen sürekli karne konusunu açmayın, iyiyse de kötüyse de uygun yer ve zamanda konuşun… Biliyorsunuz, dün okullarımızda bir eğitim öğretim yılının daha son zili çaldı. Koridorları dolduran çocuk sesleri yerini yaz tatilinin sessizliğine bıraktı. Karneler dağıtıldı, vedalar edildi, sarılmalar yaşandı. Kimi çocuk büyük bir heyecanla okul kapısından çıktı, kimi ise arkadaşlarından ayrılmanın hüznünü yaşadı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da sadece bir eğitim öğretim yılı tamamlanmadı; aynı zamanda binlerce çocuğun hayatına yeni anılar, yeni deneyimler ve yeni umutlar eklendi.

Benim için bu yılın anlamı ise biraz daha farklıydı. Çünkü 25 birinci sınıf öğrencimle onların eğitim hayatlarının ilk yılına birlikte adım attık. İlk kez okul kapısından içeri giren, kalemi nasıl tutacağını öğrenmeye çalışan, adını ilk kez kendi yazan, ilk kitabını okuyan çocukların heyecanına yakından tanıklık ettim. Onların gözlerindeki merak, öğrenme isteği ve bitmek bilmeyen enerji bana da her gün yeniden umut verdi. Onları Çok Seviyorum.

Belki birçok kişi öğretmenin çocuklara bir şeyler öğrettiğini düşünür. Oysa bu yıl bana bir kez daha gösterdi ki öğretmen de öğrencilerinden öğreniyor. Sabretmeyi, farklı bakış açılarını görmeyi, küçük ayrıntılardan mutlu olmayı ve her yeni güne aynı heyecanla başlamayı... Bir yıl boyunca sadece onlar büyümedi; ben de mesleğim adına yeniden büyüdüm.

Eminim bu duyguları bu yıl görev yapan bütün meslektaşlarım da kendi sınıflarında yaşamıştır. Çünkü her sınıfın ayrı bir hikâyesi, her çocuğun ayrı bir dünyası vardır.

Ancak bu yıl dikkatimi çeken başka bir gerçek daha oldu.

Bugünün çocukları artık çok farklı bir dünyanın içinde büyüyor. Bilgiye ulaşmaları hiç olmadığı kadar kolay. Aynı anda birçok konuya ilgi duyabiliyor, farklı ekranlar arasında saniyeler içinde geçiş yapabiliyor, yeni bilgileri inanılmaz bir hızla öğrenebiliyorlar. Fakat aynı hızla unutabildiklerini de gözlemledim. Adeta içinde yaşadığımız çağın "haz ve hız" kültürü çocukların öğrenme biçimlerini de değiştirmiş durumda.

Bir gün önce büyük bir heyecanla öğrendikleri bir bilgiyi ertesi gün unutabiliyor; fakat aynı gün içinde sizi hiç beklemediğiniz bambaşka sorularla şaşırtabiliyorlar. Merakları sınırsız, dikkatleri ise oldukça hareketli. İşte tam da bu nedenle eğitim anlayışımızın da sürekli kendini yenilemesi gerekiyor.

Artık sadece bildiklerimizi anlatan öğretmen olmak yeterli değil. Sürekli öğrenen, araştıran, teknolojiyi takip eden, değişime açık kalan ve çağın gerektirdiği becerileri geliştiren eğitimciler olmak zorundayız. Çünkü çocukların hızına yetişebilmenin tek yolu, bizim de öğrenmeye devam etmemizdir.

Elbette bu süreç sadece okulun omuzlarında taşınabilecek bir sorumluluk değildir. Eğitimin en önemli paydaşlarından biri de ailedir. Çocuklarımızın ilgi alanlarını keşfetmelerine fırsat vermeli, onları kendi yetenekleri doğrultusunda desteklemeli ve doğru yönlendirmelerle yanlarında olmalıyız. Her çocuğun aynı başarıyı aynı zamanda göstermesini beklemek, onların bireysel gelişimlerini görmezden gelmek olur.

Bu nedenle özellikle anne ve babalara küçük bir ricam var.

Lütfen çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamayalım. Her çocuğun gelişim hızı, öğrenme biçimi ve ilgi alanı birbirinden farklıdır. Bugün geride görünen bir çocuk, yarın bambaşka bir alanda büyük başarılara imza atabilir. Karşılaştırmalar çoğu zaman başarı getirmez; aksine özgüveni zedeler.

Yaz tatili ise sadece dinlenme zamanı değildir. Aynı zamanda çocukların gerçek hayatı keşfetmeleri için önemli bir fırsattır. Bol bol kitap okusunlar. Toprağa dokunsunlar. Bir ağacın gölgesinde vakit geçirsinler. Hayvanlarla zaman geçirsinler, doğayı gözlemlesinler, oyun oynasınlar, merak etsinler ve soru sormaya devam etsinler. Çünkü çocukluk sadece okul sıralarında değil; hayatın içinde de öğrenerek büyür.

Dün son ders zilini uğurlarken sınıfımdaki o 25 çift gözde hem tatilin heyecanını hem de yeniden buluşacağımız günlerin umudunu gördüm. Onlar bu yıl okumayı, yazmayı ve hesap yapmayı öğrendiler. Ben ise bir kez daha çocukların dünyasına yetişebilmenin ancak onları gerçekten dinlemekten, anlamaktan ve birlikte öğrenmekten geçtiğini öğrendim.

Şimdi kısa bir mola zamanı...

Ama biliyorum ki hem çocuklarımız hem de biz öğretmenler, yeni eğitim öğretim yılına yine aynı umutla, aynı heyecanla ve öğrenmeye duyduğumuz o hiç bitmeyen istekle yeniden başlayacağız.