Sanayi Kuruluşlarının Manzarası Mavi Van Gölü Olmamalı!

Abone Ol

Van Gölü Havzası, coğrafi konumu itibarıyla dünyanın sayılı doğal alanlarından biridir. Etrafı dağlarla çevrili, adeta dev bir çanağı andıran bu eşsiz havza; masmavi suları, zengin biyolojik çeşitliliği, tarihi mirası ve çevresinde yaşamını sürdüren bir milyondan fazla insanıyla yalnızca bölgenin değil, ülkemizin de en değerli doğal hazinelerinden biridir.

Van Gölü; inci kefaline, martılara, yüzlerce kuş türüne, kelebeklere ve birçok canlıya yaşam alanı sunmaktadır.

Aynı zamanda Akdamar, Adır ve Çarpanak adaları, Van Kalesi, Gevaş Selçuklu Mezarlığı ve Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı gibi insanlık tarihinin önemli eserlerini bağrında taşımaktadır. Bu yönüyle havza, yalnızca doğal değil, aynı zamanda kültürel ve tarihi bir mirastır.

Bizler bu mirasın sahibi değil, emanetçileriyiz. Gelecek nesillerden ödünç aldığımız bu eşsiz değeri koruyarak yine onlara teslim etmek zorundayız.

Ancak Van Gölü Havzası bugün çeşitli çevresel baskılarla karşı karşıyadır. Göl kıyısında bulunan sanayi tesisleri, Van Çimento Fabrikası, taş ocakları, plansız yapılaşma, tarımsal faaliyetler ve hayvancılık uygulamaları havza üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır.

Özellikle vahşi sulama yöntemleri, tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçların yer altı ve yüzey suları aracılığıyla göle taşınması, uzun vadede ekosistem açısından ciddi riskler doğurmaktadır.

Bunun yanında son yıllarda özellikle Van tarafında organize sanayi bölgeleri etap etap büyümektedir.

Üretimin ve istihdamın artması elbette önemlidir. Ancak sanayi yatırımlarının yeri de en az yatırımın kendisi kadar önem taşımaktadır.

Van Gölü manzarasına hâkim, havzanın merkezinde büyüyen sanayi alanları; gelecekte görsel kirlilikten çevresel baskıya kadar birçok sorunu beraberinde getirebilir.

Bu nedenle bugünden başlayarak uzun vadeli ve vizyoner bir planlama yapılmalıdır.

Organize sanayi bölgelerinin, büyük sanayi kuruluşlarının ve çevreye yük oluşturabilecek tesislerin gelecekteki büyüme alanları havza dışındaki uygun bölgelerde planlanmalıdır.

Böylece hem ekonomik kalkınma sağlanabilir hem de Van Gölü’nün doğal ve kültürel değerleri korunabilir.

Van Gölü Havzası ağır sanayiyle anılan bir bölge değil; doğa turizmi, kültür turizmi, sürdürülebilir yaşam, temiz çevre ve yüksek yaşam kalitesiyle öne çıkan bir cazibe merkezi olmalıdır.

Bu eşsiz coğrafyanın gerçek değeri fabrikalarında değil; maviliğinde, temiz kıyılarında, inci kefalinde, martılarında, kuşlarında, tarihi mezar taşlarında, adalarında ve burada yaşayan insanların huzurunda saklıdır.

Bugün vereceğimiz kararlar, yüz yıl sonra nasıl bir Van Gölü bırakacağımızı belirleyecektir. Eğer gerekli tedbirleri zamanında alabilirsek, hem bölge insanına hem de tüm insanlığa örnek olacak bir koruma ve kalkınma modelini hayata geçirebiliriz.

Van Gölü’nün geleceği için tüm kurumları, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını, iş dünyasını ve vatandaşlarımızı ortak bir sorumluluk anlayışıyla hareket etmeye davet ediyoruz.

Çünkü bu havza sıradan bir göl çevresi değildir; milyonlarca yıllık doğal geçmişi, binlerce yıllık tarihi ve geleceğe uzanan potansiyeliyle eşsiz bir yaşam alanıdır.

Başka Van Gölü yok!