Sorun ekran değil, boşluk

Abone Ol

Son zamanlarda sahada, okulda, sokakta gördüklerim bana şunu açıkça gösteriyor: Çocuklar artık sadece büyümüyor, aynı zamanda yönlendiriliyor. Kimi zaman bir ekranın ışığında, kimi zaman bir arkadaş grubunun etkisinde şekilleniyorlar. Ne gördükleri ve neye maruz kaldıkları, nasıl bir insan olacaklarını sessizce belirliyor. Oysa ben yaklaşık altı yıldır bu köşede aynı meseleye değiniyorum; bu durum aslında yeni değil, sadece bugün daha görünür. Çözüm için olması gerekenleri dilim döndüğünce anlatıyorum. Ne kadar karşılık bulduğu ise sizlerin takdirine kalmış.

Diziler, sosyal medya, oyunlar… Hepsi suçlanıyor. Ama açık konuşmak gerekirse, özellikle dizilerin etkisinin sanıldığı kadar büyük olduğunu düşünmüyorum. Çünkü artık çocuklar, büyükler televizyon karşısında dizi izlerken onların yanında oturmuyor bile. Onlar çoktan kendi dünyalarına çekilmiş durumda. Ellerinde telefon, kulaklarında kulaklık… Başka bir evrende yaşıyor gibiler.

Asıl mesele burada başlıyor zaten.

Çocuk artık ailesiyle aynı ortamda olsa bile aynı hayatı yaşamıyor. Aynı odada, ama farklı dünyalarda büyüyor. Sosyal medya ise bu boşluğu dolduruyor. Kimi zaman bir fenomen, kimi zaman bir oyun karakteri, kimi zaman hiç tanımadığı bir yabancı; çocuğun rol modeli haline geliyor.

Köyde öğretmenlik yapan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Bu durum şehirlerde çok daha belirgin. Köyde çocuk hâlâ toprağa basıyor, hayvana dokunuyor, akşam eve geldiğinde gerçekten yorulmuş oluyor. Ama şehirde çocuk… Çoğu zaman dört duvar arasında. Sokağa çıkma alışkanlığı azalmış. Çıktığında ise kontrolsüz bir ortamın içine düşebiliyor.

Okulda da benzer durumlar görüyorum. Özellikle büyük şehirlerden gelen öğrencilerde, arkadaş seçiminin ne kadar kritik olduğunu daha iyi anlıyorum. Çocuk, kendini kabul ettirmek için yanlış davranışlara daha kolay yöneliyor. “Ben de varım” demek için şiddeti, kabalığı, hatta zorbalığı bir araç olarak görebiliyor.

Oyunlar ise bu tablonun başka bir parçası. Bugün birçok çocuk, şiddet içerikli oyunlara yöneliyor. Bunun altında sadece eğlence yok. Özenti var. Kendini ispat etme isteği var. Birilerine benzeme çabası var. Oyun karakterleri adeta bir kimlik gibi benimseniyor. Ve bu durum, gerçek hayattaki davranışlara da yansıyor.

Ama burada şunu net söylemek gerekiyor: Sorun sadece oyun, dizi ya da sosyal medya değil. Sorun, çocuğun boşlukta kalması. Eğer bir çocuk evde anlaşılmıyorsa, dinlenmiyorsa, birlikte vakit geçirilmiyorsa; o boşluğu birileri doldurur. Bu bazen bir ekran olur, bazen yanlış bir arkadaş çevresi.

Peki çözüm ne?

Aslında çözüm çok uzak değil.

Aileyle geçirilen zaman… Belki en basit ama en etkili çözüm bu. Birlikte oturup konuşmak, bir çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha büyük yer kaplıyor. Aile büyükleriyle kurulan bağ, çocuğa kök kazandırıyor.

Doğru arkadaşlıklar… Çocuk tek başına yön bulamaz. Ona yol gösterecek, yanında duracak insanlar gerekir.

Kitaplar… Bir çocuğun hayal dünyasını en sağlıklı şekilde besleyen şeylerden biri hâlâ kitaplar.

Doğa… Toprak, ağaç, hayvan… Bunlar çocuğu sakinleştirir, dengeler.

Evcil hayvanlar… Sorumluluk duygusu kazandırır, merhameti öğretir.

Ve en önemlisi: Güvenli ortamlar.

Köyde bunu daha net görüyorum. Çocuk daha az uyarana maruz kalıyor ama daha gerçek bir hayat yaşıyor. Daha sade, daha dengeli… Belki de bu yüzden daha sağlam karakterler oluşuyor.

Şehirde ise çocuk çok şey görüyor ama az şey yaşıyor. Bu yüzden mesele, çocuğu tamamen teknolojiden uzaklaştırmak değil. Onu doğruya yönlendirmek. Televizyonda, oyunda, sosyal medyada daha olumlu içeriklerle buluşturmak.

Çünkü çocuk gördüğünü yapar.

Ve biz ona ne gösterirsek, o olur.