Van’da son yıllarda etkisini giderek arttıran kuraklık, 2025 yılında da kent için ciddi bir risk oldu. İklim değişikliğinin bölgede yağış rejimini bozması ve su kaynaklarını azaltması nedeniyle yetkililer sık sık uyarılarda bulunurken, Van Büyükşehir Belediyesi de dikkat çeken bir açıklama yaptı. Açıklamada, kuraklık nedeniyle özellikle Bejingir’deki su seviyesinin son yıllara göre neredeyse iki kat düştüğü belirtilerek vatandaşların suyu tasarruflu kullanması istendi. Yaşanan sorunla ilgili Şehrivan’a değerlendirme yapan Van YYÜ’lü Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş ve Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, mevcut tabloya karşı acil önlem alınmaması durumunda hem içme suyu hem de tarımsal üretimde ciddi sıkıntıların kapıda olduğuna dikkat çekerek yetkilileri daha planlı ve kalıcı adımlar atma konusunda uyardı.
VAN’IN ÖNEMLİ SU KAYNAĞI BEJİNGİR’DE SU SEVİYESİ İKİ KAT DÜŞTÜ: YETKİLİLERDEN TASARRUF ÇAĞRISI
Van’da kuraklığın etkileri her geçen gün daha belirgin hâle gelirken, kentin içme suyunun önemli bir bölümünü karşılayan Gürpınar Bejingir Kaynağı’nda su seviyesinin son yıllara göre yaklaşık iki kat azaldığı açıklandı. Van Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, “Kentimizin içme suyunu karşılayan Gürpınar Bejingir Kaynağı’nda su seviyesi endişe verici düzeyde azaldı. Kuraklık nedeniyle Bejingir’de su seviyesi son yıllara göre yaklaşık 2 kat düştü. VASKİ ekiplerimiz; isale ve şebeke hatlarında bakım-onarım, kaçak suyla mücadele, sondajlarla yer altı suyu takviyesi çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Özellikle kot farkı düşük mahallelerde yaşanan su sorunları yakından takip ediliyor. Don korkusuyla gece sularını açık bırakmayın. Apartman ve müstakil yapılarda su deposu veya hidrofor kullanın. Su hepimizin, geleceğimizi birlikte koruyalım” denildi.
AKKUŞ: 2025 VAN İÇİN EN KURAK YILLARDAN BİRİ OLDU
Yaşanan sorunla ilgili Şehrivan’a konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş, suyun bir kentin kaderini belirleyen en temel unsur olduğunu vurgulayarak, “Su, bir kentin yalnızca bugünü değil, geleceğini de belirler. Toprağın hafızasında biriken kar, dağın içinde süzülen yeraltı suları ve insanların tüketim alışkanlıkları aslında aynı hikâyenin parçalarını oluşturuyor. Bugün bu hikâye, Van Gölü Havzası’nda giderek artan bir kuraklık gerçeğine dönüşmeye başladı. 2025 yılına ait meteorolojik ve hidrolojik göstergelere baktığımızda, son yılların en kurak yılı olarak kayıtlara geçtiğini görüyoruz” dedi.
BEJİNGİR KAYNAĞI SU KAYBEDİYOR: 2025’TE YAĞIŞLARIN ANORMAL BİÇİMDE DÜŞMESİ NEDENİYLE YETERİNCE BESLENEMEDİ
Akkuş, bu sürecin Van’ın önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Gürpınar Bejingir kaynağını da etkilediğini söyleyerek, “Yağış yalnızca azalmadı; yağışın rejimi, zamanı, türü ve mekânsal dağılımı da belirgin biçimde değişti. Özellikle kış aylarında beklenen kar yağışlarının yetersiz kalması, su döngüsünün en kritik halkalarından birini zayıflattı. Bu durum, Van için önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Gürpınar Bejingir kaynağında ciddi azalmaya yol açtı. Esas olarak kışın yağan karların erimesiyle beslenen Bejingir, 2025’te yağışların anormal biçimde düşmesi nedeniyle yeterince beslenemedi” ifadelerini kullandı.
YAĞIŞLARIN AZ OLMASI BEJİNGİR GİBİ SU KAYNAKLARININ DOĞAL YENİLENME KAPASİTESİNİ CİDDİ ŞEKİLDE DÜŞÜRDÜ
Bejingir’de su seviyesinde ciddi şekilde düştüğünü belirten Akkuş, “Kar, suyun en güvenli ve en uzun vadeli depolama biçimlerinden birini oluşturur. Yani kışın yağan kar, yaz aylarında ve sonraki dönemlerde kullanacağımız suyun temelini atar. Bu yönüyle kar; en güvenli, en ucuz ve en sürdürülebilir depolama biçimidir. Ancak son yıllarda kar yağışının azalması, yağmurun ise kısa süreli ve yüzeysel kalması; Bejingir gibi su kaynaklarının doğal yenilenme kapasitesini ciddi şekilde düşürdü. Bugün ölçülen su seviyelerindeki azalma, yalnızca bir mevsimin değil, birikimli bir iklim değişikliğinin sonucudur” diye aktardı.
“KAYBEDİLEN SUYUN TELAFİSİ YOKTUR; BAŞKA BİR HAVZADAN ‘ÖDÜNÇ’ ALMA İMKÂNIMIZ DA BULUNMUYOR”
Akkuş, Van’daki sulak alanlar, dereler ve yeraltı sularının aynı baskı altında olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Dolayısıyla yalnızca 2025’in değil, ondan önceki yıllarda da azalan yağışların etkisini görüyoruz. Bu tabloyu daha kritik hale getiren temel unsur ise şu: Van Gölü Havzası, dışa akışı olmayan kapalı bir havzadır. Yani bu coğrafya dışarıdan su almaz. Havzaya düşen her damla yağmur ve her kar tanesi, yeraltı su rezervlerini belirler. Kaybedilen suyun telafisi yoktur; başka bir havzadan “ödünç” alma imkânımız da bulunmuyor. Bugün yalnızca Bejingir değil; gölü besleyen akarsular, yeraltı su seviyeleri ve sulak alanlar da aynı baskı altındadır.”
VAN’DA KURAKLIK ETKİSİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDİYOR
İklim projeksiyonlarının daha düzensiz yağış ve daha yüksek buharlaşma riskine işaret ettiğini söyleyen Akkuş, “İçme ve kullanma suyu olduğu için biz bu sorunu hemen fark ediyoruz; ancak sulak alanlardaki kuşlar ve balıklar da aynı baskıyı yaşıyor. İklim projeksiyonları, önümüzdeki yıllarda yağışların daha düzensiz olacağını, kar yerine yağmurun artacağını ve buharlaşmanın daha da yükseleceğini gösteriyor. Bu eğilim devam ettiği takdirde, Van Gölü Havzası’nı önümüzdeki yıllarda çok daha şiddetli ve uzun süreli bir kuraklık bekliyor. Bu artık bir ihtimal değil; bilimsel olarak güçlü bir öngörü” dedi.
VAN’DA TEKNİK ÇÖZÜMLER YETERLİ DEĞİL: “BİLİM TEMELLİ VE POLİTİK KARARLILIKLA DESTEKLENEN ADIMLAR ATILMALIDIR”
VASKİ’nin bakım, onarım ve kaçak suyla mücadele çalışmalarının önemli olduğunu belirten Akkuş, “Bu süreçte VASKİ’nin arızaları gidermesi, bakım–onarım yapması, kaçak suyla mücadele etmesi ve alternatif kaynakları devreye alması elbette önemli ve gerekli adımlar. Ancak geldiğimiz noktada görüyoruz ki, teknik çözümler tek başına yeterli değil. Suyumuz her geçen yıl azalırken, suya olan ihtiyaç her geçen yıl artıyor. Bu nedenle su yönetiminin günlük ve yıllık ihtiyaçlara göre değil; önümüzdeki 20–30 yılı kapsayan bir perspektifle ele alınması gerekiyor. Parçalı müdahaleler yerine havza ölçeğinde, kısa vadeli rahatlamalar yerine bilim temelli ve politik kararlılıkla desteklenen adımlar atılmalıdır” diye aktardı.
“VAHŞİ SULAMA BİTMELİ, HAVZA POLİTİKASINA GEÇİLMELİ”
Akkuş, tarımsal sulamada vahşi sulamanın terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu bağlamda yeraltı sularının çekimi bilimsel eşiklere göre ölçülmeli; tarımsal sulamada “vahşi sulama”dan kesin olarak vazgeçilmelidir. Kapalı bir havza olan Van Gölü Havzası için özel bir iklim uyum ve su güvenliği politikasının hayata geçirilmesi zorunludur. Aksi halde bugün yaşanan su sorunları, yarın kalıcı su krizlerine dönüşecektir” diye konuştu.
“YANI BAŞIMIZDAKİ ÖRNEKLERİ GÖRÜP ONA GÖRE ÖNLEM ALMALIYIZ”
İran’daki su krizine dikkat çeken Akkuş, bölgede yaşanan göç ve kesintilerin önemli bir uyarı olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Hemen yanı başımızdaki İran buna çarpıcı bir örnektir. Deniz suyunu arıtmak için büyük projeler yürütülüyor, Tahran’ın boşaltılması bile tartışılıyor. Su krizi nedeniyle binlerce çiftçi köylerden kentlere göç ediyor ve su kesintileri günlük olmaktan çıkıp haftalar, aylar boyunca sürebiliyor. Böyle bir örnek yanı başımızdayken, bizim de şimdiden düşünmemiz ve önlem almamız gerekiyor.”
ALAEDDİNOĞLU: KUTUP İLE EKVATOR ARASINDAKİ FARK AZALDI, GEÇİRGENLİK ARTTI!
Konuyla ilgili Şehrivan’a konuşan Van YYÜ Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, iklim değişikliğine dikkat çekerek, “İklim değişikliğini şöyle açıklıyoruz: Kutup bölgesi ile Ekvator arasındaki sıcaklık farkı azaldı. Eskiden kutuplar çok soğuk, Ekvator çok sıcaktı. Yazın sıcak hava kuzeye doğru itiliyor, kışın soğuk hava güneye doğru inebiliyordu. Şimdi ise bu fark azaldığı için geçirgenlik arttı. Kutbun soğuk havası daha güneye, Ekvator’un sıcak havası daha kuzeye çıkabiliyor” diye konuştu.
VAN, SICAK VE SOĞUK HAVA DALGALARINI DAHA ÇOK YAŞAYACAK!
İklim döngüsünün tamamen değiştiğini vurgulayan Alaeddinoğlu, “Bundan sonra sıcak ve soğuk hava dalgalarını daha çok yaşayacağız. Hava çok iyi giderken bir anda ani soğuklar görülebilecek. Eksi 30–40 dereceler normalimiz haline gelebilir. Ancak bu, sıcak hava dalgalarının azalacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, sıcak hava dalgalarının sayısı artacak. Sonuç olarak bütün bunlar havzanın su bilançosunu olumsuz etkileyecek ve su sorunu kaçınılmaz olacak” şeklinde konuştu.
KAPALI BİR HAVZA OLAN VAN GÖLÜ’NDE BUHARLAŞMA YAĞIŞIN ÜÇ KATI!
Alaeddinoğlu, havzanın kapalı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekerek, “Bunu aslında sürekli söylüyoruz: Van Gölü Havzası kapalı bir havza. Buraya düşen yağış, yaşanan buharlaşmanın üçte biri kadar. Yani buharlaşmanın şiddeti, düşen yağışın neredeyse üç katı. Bunun yanında yağışın rejimi ve şekli de değişiyor. Aslında anlatmak istediğim bu. İkincisi; yalnızca Van Gölü Havzası değil, Doğu Anadolu’nun tamamı şiddetli bir sıcaklık etkisi altında. Bu durum büyük ölçüde sıcak dalgalarıyla ortaya çıkıyor. Özellikle Sahra’dan ve Ekvator’dan gelen sıcak hava hareketleri ile Basra’dan gelen sıcak hava akımları bölgeyi çok daha sık etkilemeye başladı” dedi.
VAN GÖLÜ HAVZASI’NIN İKLİMİ DEĞİŞİYOR: “AKDENİZ İKLİMİ BURAYA YERLEŞMEYE ÇALIŞIYOR”
Alaeddinoğlu, Doğu Anadolu’nun giderek daha fazla sıcak hava dalgalarının etkisine girdiğini belirterek şunları söyledi: “Bu da şunu doğuruyor: Havzanın iklimi değişiyor. Daha radikal yaz kuraklığını içinde barındıran Akdeniz iklimi buraya yerleşmeye çalışıyor. Bu da zamanla, Doğu Anadolu’da olduğu gibi özellikle Van Gölü Havzası’nda su sorunlarını ister istemez gündemin birinci maddesi haline getirecek.”
“İÇME, KULLANMA VE SULAMA SUYU DAHA BÜYÜK KRİZLERE GİDEBİLİR”
Van Gölü Havzası’nda ciddi sorunların yaşanacağını belirten Alaeddinoğlu, “Van Gölü Havzası’nda hem içme hem kullanma hem de sulama suyu konusunda çok daha ciddi sorunları yaşayacağız. Türkiye’nin geneline baktığımızda sıcaklıklardaki toplam artışın en tehlikeli boyutlarda gerçekleştiği bölgelerden biri burası. Sıcaklığın en fazla arttığı yerlerden biri Doğu Anadolu Bölgesi ve Van Gölü Havzası. Bu sıcaklık artışı, bugün küçük ölçekte yaşadığımız su sorunlarını ileride çok daha sorunlu bir hale getirecek” ifadelerini kullandı.
“VAN’A KAR YAĞDI DİYE SORUN ÇÖZÜLDÜ DÜŞÜNCESİ TEHLİKELİDİR”
Kar yağışının bir şey değiştirmediğini belirten Alaeddinoğlu, “Barajlara yağış düşebilir, bu yıl iyileşme olabilir ama bu 10 yıl sonrasını değiştirmez. 20 yıl sonrası için daha kötü bir tabloyu ortadan kaldırmaz. İki yıl yağış fazla olsa bile sorunlar çözülmez. Bu düşünce tehlikelidir. Kar yağışı iyi bir şeydir ama tek başına hiçbir şey ifade etmez. Bugün Van Gölü Havzası’nda ve Van’da insanların içme ve kullanma suyunun önemli bir kısmı yeraltı su kaynaklarından sağlanıyor. Ancak yeraltı sularını besleyen sistemler de sekteye uğradı. Yağışın şekli değişti. Şu an yağan kar da iklim değişikliğinin bir sonucudur” dedi.
VAN’DA ASIL SORUN KAYIP KAÇAK!
Alaeddinoğlu, içme suyu altyapısındaki kayıp–kaçaklara dikkat çekerek şu uyarıyı yaparak, “VASKİ, vatandaşlara “kışın donuyor” diye suları açık bırakmamaları yönünde uyarı yapmış. Ancak burada asıl sorun kayıp–kaçak. Sistemde çok ciddi kayıp–kaçak var. Öncelikle altyapının mutlaka iyileştirilmesi gerekir. Yüzde 50’lere varan kayıp–kaçak çok büyük bir problemdir. Bu kayıpların hepsi su kaynaklarının boşa tüketilmesi demektir” ifadelerini kullandı.
“UZMANLARIN KATKI SUNACAĞI BİR PLATFORM VE HAVZA YÖNETİM MODELİ KURULMALI”
Alaeddinoğlu, uzmanların katkı sunacağı bir havza yönetim modelinin kurulması gerektiğini belirterek, “Şu anda bu noktada yeterli adımlar atılmıyor. Birkaç toplantı, birkaç brifing, birkaç afiş ile bu işlerin yapıldığını düşünüyoruz. Ancak konu uzmanlarının yer aldığı, gerçekten konuşabildiği bir ortam oluşturulmalı. Uzmanların katkı sunacağı bir platform ve havza yönetim modeli kurulmalı. Sulama, içme ve kullanma suyu buna göre planlanmalı” dedi.
“SUYU YÖNETMEZSEK GELECEĞİ KAYBEDERİZ”
Alaeddinoğlu çözüm önerilerinde bulunarak sözlerini şöyle tamamladı: “Bunun çözülmesi ve öngörülmesi gerekiyor. “Suyumuz azaldı, şöyle oldu” demekle bu işler çözülmez. Çalışmalar var, projeler var; Avrupa Birliği destekli bazı işler yapılıyor ama bunların çoğu Ankara veya İstanbul merkezli yürütülüyor. Oysa suya ilişkin her bilginin yerelden toplanması gerekiyor. Düşen yağışı, buharlaşmayı, akışa geçen suyu, yeraltına sızan suyu hesaplıyoruz ama bunu bütün havza için yapmak zorundayız. Su kaynaklarımız nerede, su ihtiyacımız ne, tüketim ne, yeraltı suyu ne kadar? Bunların hepsinin hesaplanması ve havzadaki suyun buna göre yönetilmesi gerekiyor.”