2075 Yılındayız…
Van Gölü kıyısından üniversite kampüsüne sürücüsüz kapsüller sessizce ilerliyor.
Şehir merkezinde karbon salınımı sıfırlanmış durumda.
Resmî işlemler retina taramasıyla saniyeler içinde tamamlanıyor.
Belediye kararları, yapay zekâ destekli halk oylamalarıyla alınıyor.
Çocuklar artık okula gitmiyor; okul, onların nöro-öğrenme alanlarına geliyor.
Yapay zekâ destekli kişisel eğitim programlarıyla büyüyorlar.
Ama 2025’ten bu yana 50 yıl geçmesine rağmen, değişmeyen bazı şeyler var gibi.
Düğün dernek organizasyonları.
Artık organizasyon mekânının önünde arabadan iniş sahnesi yok.
Onun yerine drone sürüleri eşliğinde yapılan “aile girişi” seremonileri var.
Eskiden ağır çekimdi, şimdi zaman manipülasyonu filtreleri kullanılıyor.
Müzik hâlâ var; ama kulaklıkla değil, doğrudan sinir sistemine entegre.
Bir davetli, salon kapısından içeri girmiyor artık.
Kişisel avatarıyla, ışık efektleriyle, soy ağacını gösteren dijital bir arka plan eşliğinde sahneye aktarılıyor.
Davetliler, aile soy verilerinin holografik sunumuyla mekâna düşüyor.
Kim kimdir, kimin kime ne kadar akraba olduğu, kaç kuşaktır neyi temsil ettiği…
Hepsi birkaç saniye içinde göz retinasına işleniyor.
Artık zaman bükülüyor, duygular yönlendiriliyor.
Alkışlamak opsiyonel değil; algoritma ne zaman heyecanlanmanız gerektiğini zaten biliyor.
Aynı organizasyonda galaksiler arası söz sahibi bir bilim insanı, bir uzay madenciliği mühendisi ya da küresel ölçekte bir teknoloji girişiminin kurucusu bulunuyorsa…
Endişe etmeyin.
Protokol listesinde yine alt sıralardalar.
Çünkü algoritmalar hâlâ “katkı”yı değil, “etkileşim”i ölçüyor.
Sahne sırası yine “yerel ağırlıklara” ayrılmış durumda.
Zira bu şehirde hâlâ en çok izlenen şey başarı değil, gösteri.
Ekonomik tablolar da tanıdık.
Küresel krizler, iklim maliyetleri, enerji dönüşümleri derken insanların alım gücü sınırlı.
Ama düğün organizasyonlarına bakıldığında, sanki başka bir evrende yaşıyormuşuz hissi oluşuyor.
2025’te düğünler için bankadan kredi çekiliyordu.
2075’te ise gelecek nesillerin gelirini ipotek eden dijital borç zincirleri kullanılıyor.
Torunlar henüz doğmadan, düğün masraflarına kefil yapılmış durumda.
Borçlanma daha şık, daha görünmez; ama aynı derecede gerçek.
Eskiden düğünler dayanışmaydı.
Bugünse düğünler, kimin daha görünür olduğunun ispat alanı.
Kim kaç saniye sahnede kaldı, kaç drone senkron uçtu, kimin soy ağacı kaç katmanlıydı, kimin hologramı daha parlaktı, hangi soy kaç saniye ekranda yer aldı…
Hepsi kayıt altında.
Hepsi ölçülüyor.
Hepsi sıralanıyor.
Ve her seferinde aynı cümle kuruluyor:
“Bu bizim geleneğimiz.”
Hayır.
Bu gelenek değil.
2075’te takı törenleri de evrim geçirmiş durumda ama mantık aynı.
Eskiden etrafına dizilip banknot sayılan yuvarlak masalar, bugün yarı saydam holografik platformlara dönüşmüş halde.
Masanın etrafında insanlar değil, aile avatarları diziliyor.
Ortadaki dairesel hologramda toplanan “katkı”, anlık olarak büyüyor; her eklenen tutarla masa biraz daha yükseliyor, biraz daha parlıyor.
Kimlikler retina ve soy verisiyle doğrulanıyor; kimin ne verdiği mikrofona gerek kalmadan tüm salona otomatik olarak yayılıyor.
Yuvarlak masa, dayanışmanın değil görünürlüğün merkezi.
Herkes eşit mesafede ama eşit değil.
Bazıları masaya gerçek katkı bırakıyor, bazıları itibarı eksilmesin diye anlık dijital borç ekliyor.
Masanın şekli yuvarlak; ama mesaj çok net:
2075’te de takı töreni paylaşım değil, sıralama işi.
Bu, güncellenmiş bir zihinsel döngü.
2075’ten bakınca tablo net:
Teknolojiyi çağ atlatacak kadar ilerlettik, ama değerleri bir sürüm bile güncellemedik.
Şimdi son kez soruyorum: Bu şehir geleceğe mi hazırlanıyor…
Yoksa geçmişini yüksek çözünürlükte tekrar mı oynatıyor?