Van çarşısında bayram, Türkiye gerçeği

Abone Ol

Bu hafta, özellikle bayram arifesinde çarşıyı gezme fırsatı buldum. Yılda birkaç gün ortaya çıkan o hareketli tablo bu yıl da karşımdaydı. Kendi bütçeme uygun bir şeyler bulma umuduyla çıktığım kalabalık sokaklarda yalnızca alışveriş yapan insanları değil, şehrin başka bir yüzünü de gözlemleme imkânı yakaladım.

Bayram yaklaşınca şehirlerin ritmi değişiyor. Özellikle Van gibi hareketli şehirlerde çarşılar daha da kalabalıklaşıyor. İnsanlar çocuklarına bayramlık almaya çalışıyor, evin eksiklerini tamamlıyor, bir yandan da hayat pahalılığıyla mücadele ediyor. Herkesin yüzünde farklı bir telaş var. Kimisi mutlu, kimisi düşünceli, kimisi ise sadece yetişmeye çalışıyor.

Ama kalabalığın içinde dikkat çeken başka görüntüler de vardı.

Sokaklarda seyyar satıcılar… Açıkta satılan yiyecekler… Ciğercilerin etrafını kaplayan yoğun duman… İnsanların yürümekte zorlandığı kaldırımlar… Ortaya bırakılmış semaverler, kaynayan çaylar, küçük çocukların koşuşturduğu dar alanlar…

Bir an durup etrafa bakınca insanın aklına şu soru geliyor: “Bu görüntü gerçekten sağlıklı ve güvenli mi?”

Özellikle bazı noktalarda dumanın yoğunluğundan nefes almak zorlaşıyor. Açıkta satılan yiyeceklerin hijyen koşulları insanı düşündürüyor. Çocukların kalabalık içinde koştururken sıcak semaverlere çarpma ihtimali bile ürkütüyor. Bayramın coşkusu içinde göz ardı edilen bu küçük detaylar, aslında ciddi riskler taşıyor.

İnsanların şikâyetlerini anlıyorum.

Çünkü herkes düzenli, temiz ve güvenli bir çarşı görmek ister. Özellikle aileler çocuklarıyla rahat yürümek, alışveriş yapmak, huzurlu bir ortamda vakit geçirmek istiyor. Bu en doğal hakları.

Ama meselenin diğer tarafına baktığımızda başka bir gerçek daha var.

O seyyar satıcıların çoğu da evine ekmek götürme derdinde. Belki gün boyunca güneşin altında ya da dumanın içinde saatlerce ayakta kalıyorlar. Belki kazandıkları para sadece birkaç günlük mutfak masrafını karşılıyor. Kim bilir, belki o gün satış yapamazsa çocuğuna bayramlık alamayacak insanlar var o kalabalığın içinde.

İşte tam da bu yüzden bu meseleye sadece tek taraftan bakmak kolay değil.

Bir yanda şehir düzeni, sağlık ve güvenlik meselesi… Diğer yanda geçim sıkıntısı yaşayan insanlar…

Aslında bugün dünyanın birçok yerinde gördüğümüz tablo tam olarak bu. İnsanlar artık keyiften değil, mecburiyetten sokakta. Kimisi küçük bir tezgâhla hayat tutmaya çalışıyor, kimisi bir semaverin başında üç kuruş kazanmanın hesabını yapıyor.

Belki sorun sadece seyyar satıcılar da değil. Belki mesele, insanların bu kadar zor şartlarda geçinmeye çalışmak zorunda kalmasıdır.

Çünkü kimse saatlerce dumanın içinde çalışmak istemez. Kimse kaldırımlarda risk oluşturarak satış yapmak istemez. Ama hayat bazen insanları istemediği yerlere sürüklüyor.

Yine de bir şehir, hem insanına ekmek kapısı olmalı hem de güvenliğini koruyabilmelidir. Belediyelerin, kurumların ve yetkililerin burada daha düzenli çözümler üretmesi gerekiyor. İnsanları tamamen yok saymadan ama halk sağlığını da görmezden gelmeden…

Çünkü mesele sadece bir bayram kalabalığı değil. Mesele, aynı sokakta hem geçim mücadelesinin hem de yaşam düzeninin çarpışıyor olmasıdır.