Dünya genelinde hızla artan kentleşme ve yapılaşma, şehirlerin doğal dokusunu tehdit eden en önemli sorunlardan biri haline gelirken, betonlaşma karşısında yeşil alanların korunması giderek daha fazla önem kazanıyor. Plansız büyüyen kentlerde yeşil alanların azalması sıcaklık artışı, hava kirliliği, su baskınları ve yaşam kalitesindeki düşüş gibi birçok sorunu beraberinde getiriyor. Bu durum, doğal güzellikleri ve kendine özgü coğrafyasıyla öne çıkan Van için de dikkat edilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor. Artan yapılaşmayla birlikte kentin yeşil dokusunun korunması, yeni yaşam alanlarının doğayla uyumlu planlanması ve betonlaşma ile doğa arasında dengenin kurulması gerektiği vurgulanıyor.
BETONLAŞMA VAN’IN NEFESİNİ KESİYOR
Dünya genelinde hızla artan kentleşmeyle birlikte betonlaşma artarken, yeşil alanların azalması şehirlerin geleceği açısından önemli bir sorun haline geliyor. Yoğun yapılaşma; sıcaklıkların yükselmesi, hava kalitesinin düşmesi ve su yönetiminde yaşanan sorunları beraberinde getirirken, yeşil alanların şehirlerin doğal altyapısı olarak korunması gerektiği belirtiliyor. Bu durum, hızlı büyüyen kentlerden biri olan Van için de önem taşıyor. Artan yapılaşmayla birlikte kentin yeşil dokusunun korunması, yeni yaşam alanlarının doğayla uyumlu planlanması ve betonlaşma ile doğa arasında dengenin kurulması gerektiğine dikkat çekiliyor. Van’ın sahip olduğu doğal değerlerin korunması, sürdürülebilir ve iklim dirençli bir kent oluşturulması açısından büyük önem taşıyor.
İKLİM DOSTU ŞEHİRLER GÜNDEMDE
İklim değişikliğine uyumlu kentlerin oluşturulması amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalar kapsamında COP31 sürecinde de yeşil altyapı, sürdürülebilir ulaşım, su kaynaklarının korunması ve iklim dirençli şehirler öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Şehrivan’a değerlendirmelerde bulunan İnşaat Mühendisi Şeyda Demir, yeşil alanların kentin altyapısının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, önemli açıklamalarda bulundu.
DEMİR: YEŞİL ALANLAR KENTİN ALTYAPISININ AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR
Ağaçlar ve yeşil koridorlar sadece estetik değil; hava kalitesini artıran, sıcaklıkları düşüren, yağmur suyunu yöneten ve afetlere karşı dayanıklılığı destekleyen doğal altyapılar olduğunu söyleyen İnşaat Mühendisi Şeyda Demir, konuya dair önemli açıklamalılarda bulundu. Demir; “Van’ın iklimi ve coğrafi yapısı nedeniyle orman varlığı tarihsel olarak Türkiye ortalamasının altında. Ancak bu durum, yeşil alan oluşturamayacağımız anlamına gelmiyor. Günümüzde şehircilik anlayışı yalnızca bina üretmek değil, doğayla uyumlu, iklim dirençli yaşam alanları oluşturmaktır. Bir inşaat mühendisi olarak, yeşil alanların kentin altyapısının ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünüyorum. Çünkü ağaçlar ve yeşil koridorlar sadece estetik değil; hava kalitesini artıran, sıcaklıkları düşüren, yağmur suyunu yöneten ve afetlere karşı dayanıklılığı destekleyen doğal altyapılardır.” Dedi.
“BETONLAŞMA TOPRAĞIN NEFES ALMASINI ENGELLİYOR”
Plansız ve yoğun betonlaşma beraberinde önemli çevresel sorunları getirdiğini belirten Demir; “Kentleşme elbette gelişmenin bir göstergesidir. Ancak plansız ve yoğun betonlaşma, beraberinde önemli çevresel sorunları da getiriyor. Bunların başında “kentsel ısı adası etkisi” geliyor. Beton, asfalt ve yoğun yapılaşma gün boyunca güneşten aldığı ısıyı depoluyor ve gece boyunca geri yayıyor. Bunun sonucunda şehir merkezleri, çevresindeki kırsal alanlara göre birkaç derece daha sıcak hale geliyor. Bu durum özellikle yaz aylarında sıcak hava dalgalarının etkisini artırıyor ve vatandaşların yaşam konforunu olumsuz etkiliyor. Artan sıcaklıkla, klima kullanımını ve enerji tüketimini yükseltiyor, hava kalitesini düşürüyor ve özellikle yaşlılar, çocuklar ile kronik hastalığı bulunan vatandaşlar için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Bunun yanında betonlaşma, toprağın nefes almasını da engelliyor. Yağmur suları toprağa süzülemeyince yüzey akışı artıyor; bu da ani su baskınları ve taşkın riskini beraberinde getiriyor.” Diye konuştu.
DEMİR: ŞEHİR BÜYÜRKEN YEŞİL ALANLAR KÜÇÜLMEMELİ
Şehirleri sadece bugünün ihtiyaçlarına göre değil, 50 yıl sonrasını düşünerek planlamak zorunda olduğunu vurgulayan Şeyda Demir, sözlerine şöyle devam etti; “Yeşil alanların azalması sadece ağaç kaybı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda karbon tutma kapasitesinin azalması, biyolojik çeşitliliğin zayıflaması ve şehirlerin doğal iklim dengeleme mekanizmasını kaybetmesi anlamına geliyor. Van gibi doğal güzellikleri ve Van Gölü gibi eşsiz bir değeri bulunan bir şehirde, beton ile doğa arasında doğru dengeyi kurmak zorundayız. Şehir büyürken yeşil alanlar küçülmemeli, tam tersine birlikte büyümelidir. Çünkü gerçek kalkınma, doğayı tüketerek değil, doğayla birlikte gelişerek mümkündür. Şehirleri sadece bugünün ihtiyaçlarına göre değil, 50 yıl sonrasını düşünerek planlamak zorundayız. Aksi halde betonun gölgesinde büyüyen şehirler, gelecekte iklim krizinin en ağır yükünü taşıyan şehirler haline gelir.” Şeklinde konuştu.
“DOĞRU PLANLAMA İLE BÜYÜYEN VE GELİŞEN BİR VAN İNŞA EDEBİLİRİZ”
İnşaat Mühendisi Şeyda Demir; “Bugün alınan şehircilik kararları aslında gelecek nesillerin yaşam kalitesini belirliyor. Eğer yeşil alanları koruyamazsak; daha sıcak, daha kuru, hava kalitesi daha düşük ve iklim değişikliğine karşı daha kırılgan bir şehir ortaya çıkar. Oysa doğru planlama ile büyüyen, nefes alan ve doğayla birlikte gelişen bir Van inşa edebiliriz. Sürdürülebilir kalkınma ancak ekonomik büyüme ile çevrenin korunmasını birlikte ele aldığımızda mümkün olur. Yeşil alanlar yalnızca dinlenme alanı değildir. Fiziksel aktiviteyi artırır, stresi azaltır, çocukların gelişimine katkı sağlar ve hava kirliliğini azaltır. Bilimsel çalışmalar, yeşil alanlara erişimin hem fiziksel hem de ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. Bu nedenle kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarının artırılması, aslında bir şehircilik yatırımı olduğu kadar halk sağlığı yatırımıdır.” Diye aktardı.
DEMİR: YEŞİL ALANLARIN SONRADAN DEĞİL, PLANLAMA SÜRECİNİN EN BAŞINDA DÜŞÜNÜLMELİDİR
Kuraklığa dayanıklı yerel bitki türlerin tercih edilmesi ve damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini açıklayan Demir: “Bu konu tek bir kurumun sorumluluğunda değildir. Orman Genel Müdürlüğü ağaçlandırma çalışmalarını sürdürürken, belediyeler yeni imar planlarında yeşil alanları artırmalı, kamu kurumları ise okul bahçelerinden kamu kampüslerine kadar her alanda yeşil dönüşümü desteklemelidir. Kuraklığa dayanıklı yerel bitki türlerinin tercih edilmesi, damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve vatandaşların katıldığı ağaçlandırma kampanyalarının artırılması da önemli adımlardır. En önemlisi ise yeşil alanların sonradan değil, planlama sürecinin en başında düşünülmesidir.” Diye konuştu.
“ŞEHİRLER SADECE BETONLA BÜYÜMEZ NEFES ALABİLİYORSA BÜYÜR”
Van’ın en büyük avantajı, hâlâ doğru planlamayla geleceğini şekillendirebilecek bir potansiyele sahip olduğunu söyleyen İnşaat Mühendisi Şeyda Demir; “Geçtiğimiz günlerde düzenlenen Vangölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı’na katılma fırsatı buldum. Ben de “Şehircilik, Kamusal Alanlar ve Yaşam Kalitesi” çalışma masasında yer aldım. Sürdürülebilir şehirler, sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de planlayan şehirlerdir. Çalıştayda özellikle yeşil altyapının güçlendirilmesi, kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarının artırılması, iklim değişikliğine uyumlu şehir planlaması, afetlere dirençli kentleşme ve kamusal yaşam alanlarının çoğaltılması konuları öne çıktı. Bunlar birbirinden bağımsız başlıklar değil; birbirini tamamlayan bir bütünün parçalarıdır. Van’ın en büyük avantajı, hâlâ doğru planlamayla geleceğini şekillendirebilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Ancak bunun için kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli bir vizyona ihtiyaç var. İmar planlarından ulaşım sistemine, yağmur suyu yönetiminden kent ormanlarına kadar tüm kararlar iklim değişikliği gerçeği dikkate alınarak alınmalıdır. Ben bir inşaat mühendisi olarak şuna inanıyorum: Şehirler sadece betonla büyümez; nefes alabiliyorsa büyür. Bir ağacı korumak, bir park oluşturmak ya da bir yeşil koridor planlamak; aslında gelecekte oluşabilecek çevresel, ekonomik ve sosyal maliyetleri bugünden azaltmaktır. Artık şehirleri yalnızca inşa etme dönemini geride bırakmalıyız. Bundan sonra şehirleri yaşatma dönemindeyiz.” Dedi.
DEMİR: İKLİM DOSTU ŞEHİRCİLİK UYGULAMALARI TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR
Demir: “Aslında çalıştayda yaptığımız değerlendirmeler de COP31’in temel yaklaşımıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Çünkü bugün dünyada konuşulan konu sadece karbon emisyonlarını azaltmak değil; iklim değişikliğine uyum sağlayabilen, dirençli ve yaşanabilir şehirler oluşturmak. COP31 bize şunu hatırlatıyor: İklim değişikliği artık çevrecilerin konuştuğu bir mesele değil; mühendislerin, şehir plancılarının, mimarların, yerel yönetimlerin ve karar vericilerin birlikte çözmesi gereken bir kalkınma meselesidir. Van özelinde düşündüğümüzde; Van Gölü’nün korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, enerji verimli yapılar, yeşil ulaşım sistemleri, kent ormanları ve iklim dostu şehircilik uygulamaları artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü iklim değişikliğinin etkilerini ertelemek mümkün değil; ancak doğru planlama ile etkilerini azaltmak mümkündür.” Şeklinde konuştu.
“VAN TÜRKİYE’NİN ÖRNEK İLLERİNDEN BİRİ OLABİLİR”
Van, sahip olduğu doğal zenginlikleri koruyarak Türkiye’nin sürdürülebilir şehircilik konusunda örnek illerinden biri olabileceğini söyleyen Demir, sözlerini şöyle noktaladı; “Çalıştayda gördük ki farklı kurumların aynı masa etrafında buluşması çok kıymetliydi. Bundan sonraki en önemli adım, bu fikirlerin raporlarda kalmayıp uygulamaya dönüşmesidir. Başarı; toplantı yapmakla değil, alınan kararları hayata geçirmekle ölçülür. Ben inanıyorum ki Van, sahip olduğu doğal zenginlikleri koruyarak Türkiye’nin sürdürülebilir şehircilik konusunda örnek illerinden biri olabilir. Bunun için bilimin rehberliğinde, kurumlar arası iş birliğiyle ve ortak akılla hareket etmeliyiz. Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, sadece sağlam binalar değil; temiz havası, güçlü doğası ve yüksek yaşam kalitesiyle yaşanabilir şehirlerdir. İşte COP31’in bize verdiği en güçlü mesaj da budur.