GÜNCEL

Vanlı akademisyen Prof. Dr. Yaşar: B-Reçete fırsata da dönüşebilir, mağduriyete de

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 1 Temmuz itibarıyla 81 ilde zorunlu hale getirdiği B-Reçete Sistemi tartışılmaya devam ediyor. Vanlı akademisyen Prof. Dr. Fikret Yaşar, uygulamanın Türk tarımı için önemli bir dijitalleşme hamlesi olduğunu belirtirken, bölgesel farklılıkların dikkate alınmaması halinde sistemin üreticiyi koruyan değil, yeni mağduriyetler yaratan bir yapıya dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Abone Ol

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 1 Temmuz itibarıyla Van dahil 81 ilde zorunlu hale getirilen B-Reçete Sistemi, tarım sektöründe yeni bir dönemin kapısını aralarken, uygulamanın sahadaki yansımaları da tartışılmaya devam ediyor. Sistemi değerlendiren Prof. Dr. Fikret Yaşar, B-Reçete'nin Türk tarımı açısından önemli bir dijitalleşme hamlesi olduğunu ancak sahadaki gerçeklerle uyumlu ve esnek bir yapıya kavuşturulmaması halinde üreticiler açısından yeni mağduriyetler doğurabileceğini söyledi. Yaşar, "Tarım ve Orman Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu B-Reçete Sistemi, özü itibarıyla Türk tarımında devrim niteliğinde olabilecek bir adımdır. 1 Temmuz itibarıyla 81 ilde resmen zorunlu hale gelen bu sistem, bakanlık tarafından pestisit kullanımında yeni bir dönemin başlangıcı olarak tanımlanmaktadır ve bu yaklaşım son derece haklıdır. Fakat kırk yıllık akademik birikimim ve sahadan edindiğim tecrübeler ışığında rahatlıkla söyleyebilirim ki; kağıt üzerinde kusursuz görünen yasal düzenlemeler, doğanın deterministik ve lokasyona göre sürekli değişkenlik gösteren karmaşık yapısıyla karşı karşıya geldiğinde, yeterli esneklik sağlanamazsa telafisi güç mağduriyetlere de neden olabilir" dedi.

TEK TİP REÇETE ANLAYIŞI HER BÖLGEYE UYGUN MU?

Sistemin başarısının sahadaki gerçeklerle ne ölçüde örtüşeceğine bağlı olduğunu belirten Yaşar, tarımsal üretimin standart kalıplarla yönetilemeyecek kadar dinamik bir yapıya sahip olduğunu ifade etti. Yaşar, "Sistemin gerçekten bir başarı hikayesine mi dönüşeceği, yoksa yeni bir üretici mağduriyeti zinciri mi oluşturacağı; uygulamadaki katılık ile sahanın gerçekleri arasındaki uyuma bağlıdır. Bu nedenle, sistemi yöneten karar vericilere ve kamuoyuna, sahadan süzülen bazı temel soruları yöneltmek ve çözüm önerileri sunmak akademik ve vicdani bir sorumluluktur. Bakanlık sistemi, bitki koruma ürünlerinde onaylanmış minimum ve maksimum dozları otomatik olarak filtrelemektedir. Ancak tarımsal üretim, laboratuvar ya da şantiye ortamındaki gibi mekanik kurallarla yürüyen bir süreç değildir" ifadelerini kullandı.

Tarımın yaşayan ve sürekli değişen bir ekosistem olduğuna dikkat çeken Yaşar, "Örneğin; elmada karaleke ve iç kurdu mücadelesinde bahçenin bulunduğu mikroklima, yağış rejimi, nispi nem, rakım ve ağacın fenolojik dönemi, ilaçlama zamanını ve uygulanacak dozu doğrudan etkileyen unsurlardır. Tam da bu noktada bazı temel çelişkiler ortaya çıkabilir" diye konuştu.

YAŞAR: YEDİ TEMEL SORUYA YANIT VERİLMELİ

B-Reçete Sisteminin uygulanmasına ilişkin bazı temel soruların yanıt beklediğini belirten Yaşar, "Birincisi, bakanlık, birbirinden tamamen farklı iklimsel özelliklere sahip tüm bölgelerde tek tip bir reçete anlayışını mı esas alacaktır? İkincisi, sistemin onay verdiği standart doz ve program eksiksiz uygulanmasına rağmen, sahadaki ani iklim değişiklikleri nedeniyle hastalık veya zararlı salgını gelişir ve üretici ürün kaybına uğrarsa bunun sorumluluğunu kim üstlenecektir? Üçüncüsü, sistemin önerdiği uygulamaya eksiksiz uyan üreticinin uğradığı ekonomik zarar hangi mekanizma ile karşılanacaktır? Dördüncüsü bu konuda üreticiyi koruyacak herhangi bir güvence veya tazmin sistemi öngörülmüş müdür?" Hastalık baskısının yoğun olduğu ve saatlerin bile büyük önem taşıdığı kritik dönemlerde, ÇKS’deki bir eşleşme hatası ya da sistemsel bir aksaklık nedeniyle reçete onayının gecikmesi, geri dönüşü olmayan ürün kayıplarına yol açabilir. Böyle bir durumda doğacak zararın sorumluluğu kime ait olacaktır? Yedinci sorum, dijital altyapı, tarımsal üretimin beklemeyen doğasına gerçekten ayak uydurabilecek esneklikte midir?” dedi.

MÜCADELE BİREYSEL DEĞİL, KOLEKTİF OLMALI

Bitki sağlığı mücadelesinin bireysel değil, entegre şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade eden Yaşar, mücadele yapılmayan alanların çevredeki üreticiler açısından risk oluşturduğunu söyledi. Yaşar, "Bir üretici kendi bahçesinde B-Reçete kurallarına eksiksiz uysa ve bütün uygulamaları yetkili kişiler eliyle gerçekleştirse bile, bitişik parselde mücadele yapılmıyorsa o alan kısa sürede zararlı ve hastalıklar için bir kaynak haline gelir. Havayla taşınan mantar sporları ya da uçucu zararlılar, kısa sürede kurallara uygun mücadele yapan bahçeleri de istila eder" ifadelerini kullandı.

“BİRÇOK ÜRETİCİ FİİLEN ÜRETİM YAPMASINA RAĞMEN KAYITLAR HER ZAMAN GÜNCEL DEĞİLDİR”

Çiftçi Kayıt Sistemi kaynaklı bürokratik sorunların da dikkate alınması gerektiğini ifade eden Yaşar, üretimin beklemeyen yapısına uygun bir dijital altyapının oluşturulmasının önemine vurgu yaptı. Yaşar, "Mülkiyet, intikal ve kira ilişkileri nedeniyle birçok üretici fiilen üretim yapmasına rağmen kayıtlar her zaman güncel değildir. Hastalık baskısının yoğun olduğu ve saatlerin bile büyük önem taşıdığı kritik dönemlerde, ÇKS'deki bir eşleşme hatası ya da sistemsel bir aksaklık nedeniyle reçete onayının gecikmesi, geri dönüşü olmayan ürün kayıplarına yol açabilir. Böyle bir durumda doğacak zararın sorumluluğu kime ait olacaktır?" diye konuştu.

BELGELİ UYGULAYICI EKSİKLİĞİ MALİYETLERİ ARTIRABİLİR

Bitki Koruma Ürünü Uygulayıcı Belgesi zorunluluğunun teorik olarak doğru bir yaklaşım olduğunu belirten Yaşar, uygulamada yaşanabilecek personel eksikliğinin yeni sorunlar doğurabileceğini söyledi. Yaşar, "Özellikle yoğun ilaçlama dönemlerinde yeterli sayıda belgeli uygulayıcı bulunamaması ciddi iş gücü sorunları doğurabilir. Bu durum yalnızca üretimin aksamasına neden olmakla kalmayacak, aynı zamanda sınırlı sayıdaki belgeli uygulayıcıların işçilik maliyetlerini artırarak, zaten yüksek girdi maliyetleri altında ezilen çiftçiye yeni bir ekonomik yük getirecektir" dedi.

B-REÇETE ESNEK VE AKILLI BİR YAPIYA KAVUŞTURULMALI

Sistemin geliştirilmesine yönelik önerilerini sıralayan Yaşar, B-Reçete'nin yalnızca dijital bir denetim aracı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Yaşar, "B-Reçete Sistemi yalnızca dijital bir kontrol mekanizması olmaktan çıkarılıp akıllı ve esnek bir tarım yönetim sistemine dönüştürülmelidir. Yazılım; sabit alt ve üst doz sınırlarıyla sıkışıp kalmamalı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verileri ve erken uyarı sistemleriyle entegre çalışarak bölgesel nem, sıcaklık ve yağış değişimlerini dikkate almalıdır. Böylece reçeteyi düzenleyen uzman ziraat mühendisine, bilimsel gerekçeler çerçevesinde gerekli doz ve uygulama esnekliği tanınmalıdır" ifadelerini kullandı. İl ve ilçe tarım müdürlüklerinde görev yapan ziraat mühendislerinin sahada daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirten Yaşar, üreticilerin sistem kaynaklı risklere karşı güvence altına alınması gerektiğini söyledi.

“MÜCADELE YAPMAYAN KADERİNE TERK EDİLMİŞ BAHÇELERİN SAHİPLERİNE BİR MÜEYYİDE UYGULANMALIDIR”

Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirten Yaşar, "Bakanlığın sistemine tam uyum sağlayan, reçete edilen ilacı önerilen zamanda ve dozda kullanan üreticilerin, sistem kaynaklı yetersizliklerden doğabilecek zararları TARSİM kapsamında oluşturulacak özel bir 'Sistemsel Risk Güvencesi' ile teminat altına alınmalıdır. Mücadele yapmayan kaderine terk edilmiş bahçelerin sahiplerine bir müeyyide uygulanmalıdır" dedi.

"ÇİFTÇİLER MECBURİYETTEN ÜRETİM YAPIYOR"

Devletin yalnızca kuralları belirleyen değil, üretimin doğrudan paydaşı olması gerektiğini ifade eden Yaşar, " Karar vericilerin ben yaptım oldu yaklaşımı yerine, üreticilerin ve sahada görev yapan mühendislerin bilgi ve tecrübelerini dikkate alan katılımcı bir yönetim anlayışını benimsemeleri artık bir tercih değil, zorunluluktur. Şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki; bizim ülkemizde çiftçilerimiz kazançtan değil, ya mecburiyetten ya da çaresizlikten üretim yapıyor. Biz sağlıklı gıda üretim zinciri oluşturabilmemiz için tarımsal üretimimizi sürdürülebilir, aracıyı değil, çiftçilerimize ürettiğinden kazanma fırsatları yaratabildiğimiz sürece; sağlıklı beslenir, istihdamı sağlar, kırsaldan şehire göçü durdurur, sosyal adaleti sağlayarak ülkenin iç barışını tesis etmiş oluruz. " diye konuştu.