Yaşıyorum hayatı

Zaman zaman hayat çok sıkıcı dediğimiz olur değil mi? Hangimiz yaşantımızdan yakınmıyoruz ki? Bu yazıyı okuyanların yarısı bile şu an mutsuz. Acı bir durum fakat gerçek bu. Eee, ne soracaksın, derdimize deva mı olacaksın? dediğinizi duyar gibiyim. Psikolog edası takınmaya niyetim yok, yalnızca size iyi geleceğini bildiğim dostça bir öneride bulunmak için açtım konuyu. Arama motoruna tentede oynayan güvercin yazın ve karşınıza çıkan 29 saniyelik videoyu izleyin. Adeta "yaşıyorum hayatı" diyen ve ufak sorunlarla bile dertlenen insanlara ders veren hayvancağıza bakın. Sonrada sıkıntıları bir kenara itip beş dakikalığına hayatla dalga geçin. Ben bunu aylar önce haber ajanslarına düşen videoyu izlediğimde yapmıştım. Yapın. İyi gelecek. Gelmezse beni bir güzel paylayın.

***

Gözünü sevdiğimizin sosyal medyasında sıklıkla köy yaşamına dair paylaşımlar görüyorum. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, ünlüsü, ünsüzü köyde ekmek pişirirken, tarladan domates toplarken, inek sağarken fotoğraflar paylaşıyor. Uzmanların yıllar öncesinden yürüttüğü "çok değil birkaç yıla kadar köy hayatına dönüş başlayacak" kehaneti gerçekleşiyor. Aslına bakılırsa kehanet değil bu. Şehrin; insanı bir tutsağa çeviren kapitalist ve boğucu düzeninin kaçınılmaz sonucuydu bu.

Avm köşelerinde güneş bile görmeden saatler geçiren, hamburger yiyen, sağlıksız beslenen biri olmadığım için kendimi şanslı hissediyorum. Ben zaten köy insanıyım ve bundan asla şikayet etmedim. Huzurun sessiz köy yaşamında saklı olduğunu bugünlerde değil doğduğum gün öğrenenlerdenim. Bu yüzden köy ekmeğinin tadına bakmamış, tereyağı yememiş, dağ kokusu almamış, koyun kuzu okşamamış, tandır dumanı almamış insanlara talihsiz gözüyle bakıyorum. Hayatın bu gerçek tatlarıyla bir gün tanışabilmeleri dileğiyle.

***

Toplumda ruhsal sorunu olan insanların sayıca çoğaldığı bir devirdeyiz farkında mısınız? İnsanlar hasta. Günlük hayatta karşılaştığımız, iletişim kurduğumuz ya da çok iyi tanıdığımız insanlardan söz ediyorum. Her birinin psikolojik destekle sağaltılması gereken ciddi sorunları var.

Bunların sebepleri üzerine tartışmaya kalksak sabaha bitmez iş, fakat gerçek şu ki bu kişiler hem kendilerine hem bize yani hayatlarındaki insanlara zarar veriyor. Bunun sonucunda da ortaya psikolojik rahatsızlığı olan yeni bireyler çıkıyor.

Bu tür insanlara her an rastlayabiliriz. Sabah işe giderken otobüste, bankada, sinema gişelerinde, hastane acil servislerinde, restoranlarda, vapurda, parkta, sokakta, her yerde... Hatta aynayı kendimize doğrultursak onlardan birinin biz olma ihtimali de söz konusudur. Ruhsal açıdan ya sağlıklıyız, ya değiliz. Özetle gün içinde ya akli dengesi sarsılmış birilerinin psikopatça muamelesine maruz kalıyoruz, ya da birilerini rahatsız ediyoruz. Ya kafayı sıyırmış biri bizi deli ediyor, ya da biz birilerini deli ediyoruz. Hangi kategoride olduğumuzu bir an önce tespit etmeli, sonra da duruma göre tedavi yollarına başvurmalı yahut kendimizi bu tür insanlara karşı koruma altına almalıyız. Aksi halde daha çok cinayet işlenir, çok yuva yıkılır, çok çocuk sağlıksız bir ortamda yarının katili, tecavüzcüsü, hırsızı, dolandırıcısı, uyuşturucu pazarlamacısı olarak büyümeye aday olur.

***

Şu özçekim çılgınlığına bir son verebilir miyiz, ne dersiniz? Bu mümkün müdür acaba? En azından bir haftalığına deneyemez miyiz bunu? Makyajlanmış, sonra da filtrelenmiş yüz fotoğraflarıyla kendimiz olmayan kendimizi sergilemenin alemi var mı? Böyle zamanlarda bilinmez bir sesin bize şöyle seslendiğini duyar gibi oluyorum: Aslı astarı gizlenmiş suratlarınızı bırakın, içinize dönün. İçinizi anlatın, dışınızı değil. Özçekim mi istiyorsunuz, yine çekim yapın, yine poz verin. Fakat iyisi mi siz, yüreğinizin pozunu verin.

***

Van'ın fenomen instagram sayfalarından biri hafta içinde bir video paylaştı. Van Bölge Hastanesi'nin çocuk acil servisi sineklerden geçilmiyor. Çocuk sağlığı için hizmet veren bir birimde bir bataklığın ya da çöplüğün barındırdığı kadar sinek olması bu şehirde sağlığın ne denli önemsendiğinin göstergesidir. Bu sadece görünen yüzü. Hastanelerin tümünde detaylı bir hijyen denetimi yapıldığında nelerle karşılacağımızı işin sorumlularının da bir düşünmesi gerekiyor. Harekete geçin sayın yetkililer. Bu ülke sorumluluklarını ihmal edip yetkilerini lükse döndüren makam sahiplerinin elinden çekti çekeceği kadar. Sağlık kuruluşları ihmale gelmeyecek kadar önemli, bu konu da yabana atılmayacak kadar hassastır. Unutmayın.

YORUM EKLE