VAN

Coğrafya "üret" diyor, Van izliyor! İşte Vanlıların elinde kullanamadığı büyük koz

Türkiye’nin bazı bölgelerinde tarımda üretim sezonu sona ererken Van’da üretimin yeni başlaması, bölgeyi özellikle yaz aylarında önemli bir tedarik noktası hâline getirebilecek bir avantaj olarak öne çıkarıyor. Buna rağmen Van tarımsal üretimde potansiyelini kullanmazken daha çok hayvancılığa odaklanıp tarımsal üretimde büyük fırsatlar kaçırıyor.

Abone Ol

Van Gölü Havzası sahip olduğu iklim, toprak ve coğrafi avantajlarla tarımsal üretim açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, bu potansiyel uzun yıllardır yeterince değerlendirilemiyor. Yaz aylarında serin iklimi sayesinde birçok üründe Türkiye’nin diğer bölgelerine göre avantaj sağlayabilecek olan Van’da, üretim kültürünün yeterince gelişmemesi, nedeniyle tarımsal fırsatlar çoğu zaman kaçırılıyor. Oysa bölgenin ekolojik yapısı, yazın sıcak bölgelerde yetişmeyen marul ve yapraklı sebzelerden sezonu diğer bölgelere göre geç başlayan kiraza ve çileğe kadar birçok üründe önemli bir üretim avantajı sunuyor. Buna rağmen üretimin sınırlı kalması hem iç piyasa hem de ihracat açısından değerlendirilebilecek fırsatların yeterince kullanılamamasına yol açıyor.

YAŞAR, ŞEHRİVAN’A KONUŞTU: VAN’DA TARIMSAL ÜRETİM EKSİK

Van’da tarımsal anlamdaki üretime ilişkin konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Yaşar, bölgenin sahip olduğu avantajlara rağmen üretimde istenen seviyeye ulaşılamadığını belirterek, Van’ın doğru planlama ile önemli bir tarım merkezine dönüşebileceğini ifade etti. Yaşar, bölgenin üretim potansiyelinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Bizim bu bölgeler, yıllar boyunca ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraşmışlar. Sebze ve meyve yetiştiriciliği kültürü pek gelişmemiş. Ama bu, gelişmeyecek anlamına gelmiyor. Sonuçta hayvan yetiştiren bir insan, marul da yetiştirebilir. Sorun, bir alışkanlık oluşturulmaması, öncülük edenin olmaması, yönlendirme ve planlamanın eksik olması.

“ÜRETİM KÜLTÜRÜ EKSİK, POTANSİYEL YÜKSEK”

Van’da tarımsal üretimin ciddi bir potansiyele sahip olduğuna çeken Yaşar, “Bizim buradaki insanımız da bu ekolojinin avantajlarını filan çok iyi değerlendirmesi lazım. Antalya’da kışın rakımı düşük yerlerde seracılık yapılıyor. Yazın ise rakımı yüksek yerlerde yaz seracılığı yapılıyor. Bu bölgelerin iklimi bizim buralara benziyor; Korkuteli, Elmalı gibi yerlerin iklimi neredeyse aynı. Ama onların tarımsal üretim potansiyeli bizimkinden kat kat fazla. Üstelik oralar çok da düz ve geniş arazilere sahip değil, daha çok dağlık alanlar. Buna rağmen o dağlık arazilerde hem meyvecilikte hem sebzecilikte, özellikle yaz seracılığında çok iyi üretim yapıyorlar ve ciddi bir potansiyele ulaşıyorlar. Bu yüzden bizim de buradaki avantajları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Mesela yazın marul, Iceberg gibi yapraklı sebzeler sıcak bölgelerde yetişmiyor. Antalya’daki oteller bu ürünleri bulmakta zorlanıyor. Bu ürünler ortalama 18 derece sıcaklık ister; çok sıcakta yetişmez.”

“ÜRETİM KÜLTÜRÜNÜ YETERİNCE KAZANAMADIK”

“Bizim bölgemizde ise temmuz ortalama sıcaklığı yaklaşık 22 derece. Van Gölü havzası bu açıdan oldukça uygun. Biz de üretip gönderebiliriz. Onlar nasıl kışın bize sebze gönderiyorsa, biz de yazın Antalya’nın lüks ürünleri gönderebiliriz. Bu bizim ekolojik avantajımızdır. Mesela kiraz… Bunu yıllardır söylüyorum: Türkiye’de kirazın sezonu biterken bizde başlıyor. Keza Çilek de öyle. Ama biz üretmiyoruz. Ne yazık ki üretim kültürünü yeterince kazanamadık. Açıkçası burada vatandaşı da tamamen suçlamıyorum. Bizim de eksiklerimiz var. Vatandaşı yeterince bilinçlendiremedik. Ben kendi adıma bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama tek başına yeterli olmuyor.” Dedi.

“PLANLAMA YAPILMASI DA GEREKİYOR”

Van’ın sadece sebze ve meyvede değil, farklı tarımsal alanlarda da önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Yaşar, şöyle konuştu “Kesme çiçekçilik ise genellikle ihracata yönelik bir alan. Bu işi yapan bölgeler Antalya, Yalova ve Bursa. İzmir’de de sahil bölgelerinde belli dönemlerde iyi üretim oluyor. Ancak Temmuz, Ağustos hatta Eylül’de bu bölgelerde ürün olmuyor. İhracatçılar bu konuda ciddi sıkıntı yaşıyor, çünkü işin sürekliliğini sağlamak istiyorlar.

Yani ihracatta, bir yere anlaşma yaptıysanız, yılın 12 ayında o sizden mal ister. Ama siz yılın 9 ayında veriyorsunuz, 3 ayında veremiyorsunuz. İşte o 3 ayı, burada uygun bölgelerde üretip karşılayabiliriz. Bu, ihracatçılar için hazır bir potansiyel pazar demek. Ama maalesef şu anda bunları yapmıyoruz.

Tabii, bunlar için biraz da girişimci bir ruh lazım. O ruhu geliştiremedik; öncüler lazım ama göremedik. Planlama yapılması da gerekiyor, ama bu da yok. Bizde birçok oda, çeşitli kurumlar var, ama yapmaları gerekenleri yapmıyorlar.” Şeklinde konuştu

“ÜRETİM GÖRDÜKÇE ARTIYOR AMA PLANLAMA ŞART”

Örnek uygulamaların üretimi artırdığını belirten Yaşar, ancak sürdürülebilirlik için doğru yönlendirme gerektiğini söyledi. Yaşar “Üretim kültürümüzün gelişmesi için görmesi lazım. Mesela ben bir sebze bahçesi kurdum, bir yıl boyunca insanlara gösterdik. Biraz destek de verdik. Sonra bu yaygınlaştı. Sonra ciddi bir ilgi ve hareketlilik başladı. Herkes ekti; salatalık gibi ürünler… İnsanlar bahçeyi gördü, örnek aldı ve kendileri de üretime başladı. Şimdi ciddi bir meyvecilik potansiyeli oluştu. Bu daha da artacak, çünkü üretim kültürü açıldığında insanlar gördükçe motive oluyor. Sonra, geçtiğimiz yıllarda fidanlar dağıtıldı. Tabi bu fidanlar, gerçekten işi sürdürülebilir şekilde yapanlara verilse çok daha faydalı olur. Şu anda dağıtımda belirli bir öncelik yok. Mesela STK’lar, kurum ve kuruluşlar bu işe öncülük etmesi gerekiyor. Bu sayede üretim ve yetiştiricilik daha sistemli ve etkili bir hâle gelebilir.” İfadelerini kullandı.

KÜÇÜK ÜRETİMLE DEĞİL, ORGANİZE GÜÇLE KAZANILIR

Tarımsal kazancın artması için küçük işletmeler yerine organize ve standart üretimin önemine dikkat çeken Yaşar şöyle devam etti, “Küçük işletmelerde kazanç düşük oluyor, çünkü girdi maliyetleri yüksek. Ayrıca, küçük işletmelerin ürünleri genellikle yerelde kalmak zorunda kalıyor çünkü standart olmuyor. İhracatçı büyük potansiyelli, tonajlı ve aynı standartta ürün istiyor. Ama şimdi buraya bakıldığında hepsi farklı standartlarda. Dolayısıyla ihracatçı için cazip olmuyor ve ürün ihracata gitmeden kazanç sağlamıyor. Ürettiğimiz ürünler mutlaka bir yerden bir yere gitmek zorunda. Sadece dış ülkeye değil; mesela buradan Antalya’ya, Irak’a, Azerbaycan’a veya Suriye’ye gitmesi lazım. Bunun için potansiyel ve standart gerekiyor. Büyük çaplı işletmelerde bu daha rahat sağlanabiliyor ve aslında büyük işletmeler oluşturmak çok zor değil. Buna Ziraat Odaları, STK’lar, Ticaret Odası ve Ticaret Borsası gibi sivil toplum kuruluşları öncülük edebilir. Devletin öncelik vermesine gerek yok; bu kurumlar insanların arazilerini birleştirip ürün yetiştire bilirler. Örneğin bir köyü ortak organize edebilir. O köyde patates, lahana, kiraz, çilek üretilebilir veya hayvancılık yapılabilir.”

“STANDARTLIK BİR KALİTE KRİTERİDİR”

“Böyle bir organizasyon olursa maliyet düşer ve uygun hâle gelir. Organizasyon içinde olunca daha kaliteli ürün yetiştirirsiniz ve elde edilen ürüne katma değer katacak değerlendirmeler yapabilirsiniz. Böylece bu ürünler dışarıya ihracat edile bilir. Küçük tonajlı ürünlerin fiyatı ile yüksek tonajlı ürünlerin fiyatı tarımsal üretimde farklıdır. Başka ürünlerde düşük olabilir, ama tarımsal üretimde daha yüksektir. Çünkü aynı standartta, ciddi tonajda bir ürün ortaya çıkarıyorsun. Bu çok önemli bir şeydir. Her üründe standartlık önemlidir; standardizasyon bir kalite kriteridir. Mesela ciddi potansiyelde bir ürün üretiyorsan, altyapını ona göre kuruyorsun. Çiftçinin 10, 20 veya 30 dönümlük arazisinde bu altyapıyı kurması mümkün değil. Örneğin elma üretecekse, bir boylama ünitesi kurması gerekir. Böyle bir çaplı organizasyonda, bir boylama tesisi, soğuk hava depoları kurulur. Meyveler boylanır, sınıflandırılır, ambalajlanır ve ambalajlama tesisi işler hâle gelir. Profesyonel bir ekip oluşur; budamacısı, toplayıcısı, paketleyicisi her şey profesyonel ve sistemli yapılır. Böylece karşıdaki muhatap müşteri de buna göre olur. Daha üst düzey bir üretim potansiyeli ve müşteri potansiyeli oluşur. Dolayısıyla kazanç da ona göre artar.

“HER BÖLGE KENDİ AVANTAJIYLA ÜRETMELİ”

Son olarak üreticilere çağrıda bulunan Yaşar, sözlerini şöyle noktaladı” Herkes elindeki imkânı iyi değerlendirsin, potansiyelini iyi kullansın ve avantajlarını görerek üretsin. Bulunduğu yerin hangi avantajları olduğunu tespit edip ona göre üretim yapsın. Van Gölü havzasının diğer bölgelere göre avantajları var. Gevaş’ın, Erciş’e göre avantajı var. Gevaş kendi avantajını kullansın, Erciş de kendi avantajını. Böylece çakışma olmaz ve herkes avantajını kullanarak kazanç sağlar. Bunun için biraz farkında olmak gerekiyor gerekiyor. Mesela Gevaş’ın fasulyesi önemli bir ürün. Üretip satıyorlar; genellikle sonbaharda Güney’e gönderiliyor. Fasulye Temmuz ve Ağustos’ta sıcak bölgelerde yetişmez, çünkü çiçekleri yanar. Ama burada yetişiyor ve bu dönemlerde, yeşil taze fasulyenin en pahalı olduğu dönemdir. Bizler bu dönemlerde fasulye üretimlerimizi arttırıp satabiliriz. İşte üretici bunu görüp, bu avantajı değerlendirerek üretmeli.” dedi