banner211

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Diyanet açıklaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Diyanet İşleri Başkanımız o açıklamasıyla sadece inancının, ilminin, yürüttüğü görevin gereğini yerine getirmiştir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Diyanet açıklaması

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ramazan'ın ilk cuma namazını Hacı Bayram Camisi'nde kıldırırken hutbesinde, zinanın haram olduğunu eşcinselliğin sapkınlık olduğunu söyledi.

Ankara Barosu da, Erbaş’ın bu sözlerinden büyük rahatsızlık duydu.

Erbaş'ı kınayan Ankara Barosu, çirkin ifadelere yer vererek skandal bir açıklamaya imza attı.

"HERKES HADDİNİ BİLSİN"

Ankara Barosu'nun açıklamasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan sert bir cevap geldi.

Erdoğan, "Diyanat İşleri Başkanımızın sözleri kendini müslüman olarak tanımlayan kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için sözkonusu ifadeler sadece görüştün ibarettir.

Ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığı'dır ve buranın Din İşleri Yüksek Kurulu vardır. Diyanet İşleri Başkanımız dini noktada herhangi bir konuda çıkar hutbelerinde, gerek vaazu nasihatlarinde anlatmakla mükelleftir. Bu Ankara Barosu'nun yetkisinde olan bir konu değildir. Herkes haddini, yerini bilecektir.

Ankara Barosu başta olmak üzere kullanılan üslup konu ve şahıs boyutunu aşıp kasıtlı İslam'a saldırı halini almıştır. Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır. Yapılan her gönderme karşımızdaki zihniyetin ilkelliğinin, nefret bataklığının birer yansımasıdır.

Faşizmin en ilkel halini yansıtan bu yaklaşımların ülkemizdeki varlığı, demokrasi, çoğulculuk, inançlara saygı gibi ilkelerin hala yerli yerine oturmadığına işaret ediyor. Demokratlık adına faşizmi, halkçılık adına millet düşmanlığını sergileyen bu mankurtların gerçek yüzleri birer birer ifşa olmaktadır. Türkiye bu zihniyetten arınma aşamasına gelmiştir.

Biz 18 yıldan beri ısrarla ve bilinçli olarak bu ilkel siyaset tarzının ülkemizi sürüklemeye çalıştığı mecraya kaymayı reddettik. Eğer bizler bu oyuna gelmiş olsaydık, böyle davranmasaydık, icrat yerine s adece polemik yapsaydık bugün hep birlikte halimiz haraptı." dedi.

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2020, 19:32
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir fikir hürriyeti de bizden olsun.
Bir fikir hürriyeti de bizden olsun. - 13 ay Önce

Eşcinsellik, insanın doğasına hatta canlıların doğasına aykırıdır. Zira bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda erillik - dişillik vardır. Türlerin üremesi ve çoğalması bu yolla olur.

Ayrıca insan ve hayvanlarda yalnızca üreme değil bedensel bir ihtiyaç olan meşru cinsellik, yine eril ve dişiller arasında olur. Doğanın kanununa, eşyanın tabiatına ve varlığın fıtratına uygun olan budur.

Bir de bunun yanında insanlık tarihi boyunca tüm dinlerde, tüm kavimlerde daima evlilik kurumu olmuştur. Burdaki amaç gayri meşru ilişkiyi yok etmek, aile kurumunu oluşturmak, belli kurallar çerçevesinde teşekkül etmiş bir toplumsal yapı içinde neslin çoğalmasını ve devamını sağlamaktır. Böylece doğan çocuklar kendisinin doğal, gerçek ve bilinen anne babalarının yanında, aynı çatı altında doğumundan itibaren sevgi, özen ve güzellikle büyütülürler.

Hayvanlar aleminde bile bu tarz bir erillik - dişillik ilişkisinin ve yavruları yuvada birlikte büyütüp sahiplenme içgüdüsünün olduğunu belgesellerden görürüz. Akleden, düşünen, konuşan varlıklar olan insanlarda bunun aksini düşünmek ve doğru kabul etmek bu durumda gayri tabiî değil midir? Aynı zamanda varlığın doğasından bir inhiraf değil midir ve insan ruhunun ve bedenin doğal durumundan sapma değil midir?

Hayvanlar aleminin içinde bile genel olarak eriller ve dişiller çiftleşir ve beraber olurken, insanlar aleminde kadının kadınla, erkeğin erkekle olmasını tabiî görmek ne kadar gayrî tabiîdir. Açık söylemek gerekirse eril cinsel uzuvlar ile dişil cinsel uzuvların yapısı dikkate alındığında bedensel ve cinsel hazzın da gerçekte bu karşıt cinsler arasında mümkün olduğu anlaşılmış olmaz mı? Şu durumda toplumlarda bir çeşit düşünsel, duygusal ve tensel sapma olarak değerlendirilebilecek erkek erkeğe ve kadın kadına ilişkiler aslında psikiyatrik bir problem olarak mercek altına alınması gerekir. Kimi insanlarda ruhsal bir boşluktan, düşünsel bir dağınıklıktan, özenti ve saplantılardan kaynaklı olarak geliştiğine inandığım bu inhiraf çağımızın kendine özgü yeni hastalıklarından biri olarak da düşünülemez mi? Psikologlar mı, hekimler mi, din adamları mı, başkaca uzmanlar mı kim bu problemi böylesi kişilerin kafasında bitirip çözer bilinmez ama böyle bir desteğe ihtiyaç olduğu muhakkaktır.

Hele hele bu fıtrattan, tabiî olandan ve genel toplumsal normlardan sapma durumunu normal bir şeymiş gibi gösterip onun politik müdafaasını yapan çevrelere katılmak, bunu insan hakkı çerçevesinde görmek ise ayrı bir problemdir.

Evet bu olayda bir "insan hakkı" problemi var, o da olağan eğilimi terkederek duygusal, düşünsel ve cinsel açıdan doğanın olağan akışı dışına çıkan kimseleri bu saplantıdan kurtarmak ve korumaktır. Bir şekilde bu saplantıya kapılmış olanları düşmanlaştırmadan, onları hedef haline getirmeden ve hakaret etmeden onları topluma kazandırmak, genel geçer ve doğru olan duygusal, düşünsel ve cinsel eğilime ulaştırmak toplumdaki herkesin üzerine düşen bir görevdir. Bir insanı doğal ve fıtrî biçimde yaşamaya sevk etmek, yani bir bakıma onu düşünsel, duygusal ve cinsel olarak iyileştirmek bir insan hakkıdır.

Hiçbir aklı başında kimse kızlarının ve oğullarının genel insanî, fıtrî ve tabiî durumun dışına çıkıp erkek erkeğe veya kadın kadına birlikteliğini doğru bulamaz.

Eminim ki bu saplantıyı savunanlar dahi kendi evlerinde, kendi evlatlarında böylesi bir saplantının ortaya çıkmasına ve gerçekleşmesine rıza göstermezler, hoş bulmazlar.Aklı başında hangi insan kendi eşinin , çocuklarının ve akrabalarının normal sevgiyi, aşkı, tutkuyu ve cinselliği terk edip kendi hemcinsleriyle ilişki yasamasını, hatta evlenme isteğini makul ve maruf bulabilir? Kaldı ki nice zührevî hastalığın nedeni bu tip gayri tabiî ilişkiler değil midir?

Topluma doğal , iyi, güzel, nezih ve fıtrî olan tutumların, davranışların ve yaşam biçimlerinin dışındakileri aşılamak, onları yaygınlaştırmak aslında aile kurumuna, toplum sağlığına ve genel olarak topluma karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilmelidir.

İnsanlığın küresel bir pandemiyle uğraştığı bu süreçte birtakım saplantıları bir salgın gibi topluma yaymanın, savunmanın ve güzel göstermenin aklı başında hiç kimseye, hiçbir kuruma ve hiçbir siyasî- politik çevreye faydası yoktur.