Van’da tarımsal üretim, artan maliyetler ve düşen kârlılık nedeniyle giderek daha zor bir sürece girerken, çiftçiler yüksek girdi fiyatları ile düşük gelir arasında ayakta kalmaya çalışıyor. Mazot, gübre, ilaç, elektrik ve sulama giderlerindeki artış üreticiyi ciddi bir baskı altına alırken, ürün fiyatlarının maliyetleri karşılamaması kırsalda üretimin sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getiriyor. Küçük ve orta ölçekli çiftçiler için tarımın giderek kazançtan çok zorunluluğa dönüştüğü belirtilirken, mevcut tablo üretimden kopuş riskini de gündeme taşıyor. Girdi maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle modern tarım tekniklerinin kullanımının zorlaştığı ifade edilirken, bazı üreticilerin yeniden geleneksel yöntemlere yönelmek zorunda kalabileceği dile getiriliyor. Van’da tarımın mevcut durumunu ve üreticinin yaşadığı sıkıntıları Şehrivan’a değerlendiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Yaşar ise dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

“BİZDE TARIM KAZANÇ İÇİN DEĞİL, MECBURİYETTEN YAPILIYOR”

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Yaşar, “Hakikaten şu anda tarımdaki girdiler çok yüksek. Ben hep şunu söylüyorum; bizde tarım kazanç için değil, mecburiyetten yapılıyor. İnsanlar başka yapacak işleri olmadığı için bu işi sürdürüyor. Yoksa bu şartlarda kimse üretim yapmaz. Bizim insanımız toprağa bağlı, fedakâr ve kanaatkârdır. Kazanamıyor ama yine de üretmeye devam ediyor. Bu aslında sosyolojik olarak da değerlendirilmesi gereken bir konu. Kazanç olmadığı halde bu insanlar neden hâlâ bu işi sürdürüyor, neden devam ediyorlar? Gerçekten ilginç bir durum.” Dedi

Van’da özel gereksinimli kardeşlere çifte karne hediyesi
Van’da özel gereksinimli kardeşlere çifte karne hediyesi
İçeriği Görüntüle

PROF. DR. FİKRET YAŞAR: EN YÜKSEK VERGİYİ ÇİFTÇİ ÖDÜYOR

Van’daki vatandaşların toprağa çok farklı baktığını dile getiren Yaşar, “Ben şunu düşünüyorum; bizim insanımız toprağa çok farklı bakıyor. Bir inanç yönünden farklı bakıyor. “Topraktan geldik, toprağa gideceğiz” anlayışı var. Bir de toprağı sadece ekip biçilecek bir alan olarak değil, vatan olarak görüyor. Dolayısıyla toprağın bizim insanımız için bir kutsiyeti de var ve kolay kolay topraktan kopamıyor. Fakat tarım politikalarını belirleyenler bunu çok anlayamıyor. İnsanları topraktan uzaklaştırmak için adeta ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bugün en yüksek vergiyi çiftçi ödüyor. Bir yanda lüks yatlarla gezenler var, kullandıkları yakıtta vergi yok; diğer yanda çiftçi dünya kadar vergi ödüyor. Elektrik parası ödüyor, su parası ödüyor. Hatta yer altından çıkardığı suyun bile parasını devlete ödüyor” Diye konuştu.

“VATANDAŞI TOPRAKTAN UZAKLAŞTIRIYORLAR”

Çiftçilerin artan maliyetler karşısında ayakta kalmakta zorlandığını belirten Prof. Dr. Yaşar, gübre ve ilaç fiyatlarındaki yükselişe dikkat çekerek şöyle konuştu: “Gübre ve ilaç fiyatlarına bakıyorsunuz. Herkes döviz arttı, maliyetler yükseldi diyor. Ama dönüp bakıyorsunuz, döviz o kadar artmamışken gübre fiyatı bir önceki yılın iki katına çıkmış durumda. İlaç fiyatları da aynı şekilde. Bir önceki yılın iki katına, hatta bazı ilaçlarda üç katına çıkan fiyatlar var. Hani enflasyon yüzde 30’lar civarındaydı? Bunları neden kontrol etmiyorsunuz? Ben mesela devletin kendi fabrikasından gübre alıyorum. Her yıl üzerine yüzde 100 zam koyuyorlar. Peki devletin fabrikası bunu neden yapıyor? Yapmasın. Bana göre bütün gaye, vatandaşı topraktan uzaklaştırmak. Ben bunu görüyorum ve açıkça söylüyorum.”

YAŞAR: TOPRAĞA DAYALI ÜRETİMİN MALİYETİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR

“Bugün dünyada küresel sermaye laboratuvar ortamında gıda üretimine geçmeye çalışılıyor. Süt ve süt ürünleri üretiyorlar, et üretiyorlar. Bugün ürün çeşitliliği açısından en geniş alanlardan biri et ve süt ürünleri. Bunları artık laboratuvar ortamında üretebiliyorlar. Bundan sonra da muhtemelen daha büyük çaplı seri üretimlere geçecekler. Bana göre bütün çaba insanların topraktan koparılması yönünde. Sonra da kendileri üretip bütün dünyaya satacaklar. Çünkü toprağa dayalı üretimin maliyeti her geçen gün artıyor. Dolasıyla girdiler çok yüksek. İnsanlar bu maliyetlerin altından kalkamıyor” İfadelerini kullandı.

“VERİLEN DESTEKLER ÇİFTÇİNİN DERDİNE ÇARE OLMUYOR”

Mazot ve gübre desteklerinin yetersiz kaldığını ifade eden Yaşar, üreticinin büyük fedakârlıklarla üretim yaptığını dile getirerek şöyle konuştu, “Bu durum Vanlı çiftçileri de çok etkiliyor. Mazot çok pahalı. 70 liraya mazot mu olur? Çiftçi 70 liraya mazot alıp 150 kilo buğday mı üretecek? Mazot parasını bile çıkarmaz. Diyorlar ki, “Biz mazot ve gübre desteği veriyoruz.” İyi de verdiğin mazot ve gübre desteği, traktörünü tarlanın başına götürüp geri getirmeye yetmez. Verilen desteği toplam olarak söylüyorlar; Türkiye’de bu kadar para dağıttık, mazot ve gübre desteği verdik. Vatandaş da diyor ki, “Oo, çok para dağıtmışlar.” Ama sana gelene bakıyorsun, cüzi bir şey. Onun için üretici gerçekten çok zor durumda. Ben şunu söylüyorum; tarımsal üretimi bu insanlar büyük bir fedakârlıkla yapıyor. Bu milleti doyurmaya çalışıyor. Dolayısıyla bu fedakârlığın karşılığının verilmesi lazım” diye konuştu.

“BU ŞARTLARDA ÜRETİCİNİN ÜRETİME DEVAM ETMESİ ÇOK ZOR”

Van’ın önemli potansiyele sahip olduğunu belirten Yaşar, “Van'da avantajlı ürünlerimiz var. Bunlara yönelirsek belki bu zor şartlarda ayakta kalabiliriz. Ancak Van'da çiftçilerin tarımla ilgili bir kültürü ve altyapısı var. Tarım, hayvancılık, buğday ve arpa üretimi yıllardır yapılıyor. Bölgede genellikle kuru tarım uygulanırken, son yıllarda yavaş yavaş sulu tarıma geçiş de başladı. Sebze ve meyve üretimi de artıyor. Ancak girdiler çok pahalı. Üretici, bir yandan yüksek maliyetlerle mücadele ederken diğer yandan aracıların insafına kalıyor. Çiftçi ürünü örneğin 10 liraya mal ediyor, ancak aracı gelip bunu 5 liraya almak istiyor. Bu şartlarda üreticinin üretime devam etmesi çok zor.” Şeklinde konuştu.

YAŞAR: TARIMDA MUTLAKA PLANLI ÜRETİME GEÇİLMESİ GEREKİYOR

Üreticilerin planlı üretim yapması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Fikret Yaşar, “Van Gölü Havzası'ndaki çiftçilerin işi gerçekten kolay değil. Bir de işin içinde istikrarsızlık var. Bir yıl üretici iyi kazanıyor, ürününü satıyor ve üç-beş kuruş gelir elde ediyor. Ertesi yıl aynı umudu taşıyarak yeniden üretime başlıyor. Büyük bir hevesle, emek vererek kaliteli ürün yetiştiriyor. Ancak bu kez ürün elinde kalıyor, satılamıyor, çürüyor ve ziyan oluyor. Böyle olunca yapılan masraf, verilen emek ve kullanılan kaynaklar da boşa gidiyor. Bu gerçekten üzücü bir durum. Bu nedenle yapılması gereken en önemli şey planlamadır. Tarımda mutlaka planlı üretime geçilmesi gerekiyor.” Dedi

“ÇİFTÇİ ÖRGÜTLERİ ÜRETİCİNİN YANINDA YETERİNCE DURMUYOR”

Çiftçinin yeterince desteklenmediğini savunan Yaşar, şöyle devam etti: “Giderler fazla olunca çiftçiler gerçekten zor durumda kalıyor. Elbette çiftçilerin örgütleri var ancak üreticinin yanında yeterince durduklarını söylemek zor. Çiftçi sahipsiz kalıyor. Kimse yeterince sahip çıkmayınca da kazanamıyor, sürekli eziliyor. Bu insanlara yazık değil mi? Sonra da köylerin boşaldığından, kırsalda kimsenin kalmadığından şikâyet ediyoruz. Peki insanlar köyde nasıl kalsın? Ne yiyip ne içsin? Üreticinin önce kazanması gerekiyor. Toprağını işleyebilmeli, emeğinin karşılığını alabilmeli ki hem geçimini sağlayabilsin hem de bulunduğu yerde kalıp toprağına sahip çıkabilsin.” Diye aktardı

“BU GİDİŞLE ÇİFTÇİLER SABANA DÖNECEK”

Artan maliyetlerin üreticiyi modern tarım yöntemlerinden uzaklaştırdığını söyleyen Yaşar, “Çiftçilerimiz öyle büyük sermayesi olan, güçlü altyapıya sahip üreticiler değil. Çoğu 3-5 dönüm arazide üretim yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor. Ancak kazançlar düşük olduğu için mazot, ilaç ve gübre gibi temel girdileri karşılamakta zorlanıyorlar. Bunları alamayınca vatandaş ne yapacak? Bölgede sanayi yok, yatırım yok, alternatif iş alanları da sınırlı. Bu gidişle çiftçi, modern tarım araçlarını kullanmak yerine yeniden en temel üretim yöntemlerine dönmeyi düşünecek. Bir çift öküz alıp boyunduruk ve sabanla tarlasını sürmeye çalışacak. Buğdayını ekip hasat edecek, ardından değirmende öğütüp çuvala doldurarak evine götürecek. En azından kendi ekmeğini çıkarıp ailesiyle birlikte geçinmenin hesabını yapacak. Ne yazık ki insanlar bugün bu noktaya gelmiş durumda. Herhalde bundan sonra da bu olacak”

PROF. DR. FİKRET YAŞAR: TARLAYI SÜRMENİN MALİYETİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR

“Açıkçası ben de artık elma ağaçlarını kesmeyi düşünüyorum. Çünkü meyvecilikten kazanamıyorsak, en azından ne olur ne olmaz deyip buğday ekip depoda koyarım. Yarın bir gün kıtlık olursa en azından çıkarıp yiyelim. Yani bu duruma geldik. Hakikaten çok zor. Belki bazıları bu sözleri abartılı bulabilir. Ancak durum gerçekten ciddi. Tarım yapmak artık hiç kolay değil. Bugün bir litre mazotun fiyatı ortada. Tarlayı sürmenin maliyeti her geçen gün artıyor” dedi.

“TARIMDA GERİYE GİDİŞ VAR”

Çiftçinin her geçen gün daha zor şartlar altında üretim yapmaya çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Yaşar sözlerini şöyle noktaladı: “Tarım ilaçlarının bazıları 5 bin, 10 bin liraya kadar çıkmış durumda. Bir torba gübrenin fiyatı ise 2 bin 500 liraları buluyor. Bunun yanında su, yakıt ve diğer üretim giderleri de ekleniyor. Üretici sürekli artan maliyetlerle karşı karşıya kalıyor. Bu şartlar altında insanlar yavaş yavaş sabana dönecek. Maalesef sürekli ileriye değil, geriye doğru bir gidiş hissediyoruz. Tarımın ve üretimin sürdürülebilmesi için acil adımlar atılması gerekiyor. Aksi halde kırsaldaki üreticinin ayakta kalması her geçen gün daha da zorlaşacak. Allah sonumuzu hayır etsin” Diye konuştu.

Muhabir: ZENÜN YEŞİL - HAKAN İZGİ