Normal bir ilde bürokratik işlerin kontrolörü olarak açılış ve  karşılamalarla Valilik yapmak tabiî ki kolay, önemli olan böyle dar günlerde, kara günlerde Valilik yapabilmektir.

 

Bir şehir düşünün ki bir merkez ilçesinde gayri nizami bir savaş var, orada her gün insanlar ölüyor, ülkemizin dört bir yanına şehitler gönderiliyor, 24 saat silah sesleri yankılanırken, 40-50 bin kişi göç etmek zorunda kalmış, 10 binlerce öğrenci eğitim öğretimden mahrum kalmış, talim terbiye ağıraksak gidiyor, başka başka mahallelere giden bu  muhacirlerden 2-3 aile bir evde kalıyor, bu tür evlerde 15-20 arası  kimseler bir arada yaşıyor. Kim aç, kim tok, tam olarak bilen yok. 

 

Her ne kadar şu anda 3996 aileye biner lira Ocak aıyından bu yana  her ay ödeniyor/ödenecek, ama yardımın ulaşmadığı kimseler var mı yok mu tam bilemiyoruz. Ben Diyarbakır halkının bu sessiz protestosunu hem anlıyor, hem önemsiyorum. PKK Kürt halkına bunu da yaptı arkadaş, halkı yerinden yurdundan etti, aslında asıl amacı halkın içinde, halkı kendine kalkan yaparak, siper yaparak bir savaş başlatmaktı, ama beklediği olmadı. 

 

Sonuçta Devletle masaya oturacak sandalyeyi kırdı, kendisine sempatiyle bakan Kürtleri de küstürdü. İnsan haklarından gelme Valimizin çalışma ve çabasını önemsiyorum ama yeterli bulmuyorum. Ben vali Olsaydım;

*İçinde İl bürokrasisinden, Sivil toplum kuruluşlarından ve Siyasi Partilerden gönüllü kimselerin yer aldığı bir dayanışma masası kurardım.

*Diyarbakır’ın eski valilerinden Hüseyin Avni Mutlu gibi sevilen bir merkez Valisinden yararlanabilirdim.

*En az haftada bir mağdur vatandaşlarımın cebine umut ve moral içerikli bir SMS gönderirdim,

*Medyayı sık sık kullanır, yanlış algılara fırsat vermezdim,

*İlçelerimin muhtelif semtlerinde müracaat büroları açar, başına bir  sıkıntı gelenlerin rahat müracaat etmelerine imkân verirdim.

*Hükümetle iyi bir diyalog kurar, bu zorunlu hicretin mağdurlarına  kalıcı konutlar yapmak için belirli bir tarih verirdim.

*Her mağdur aileden birer kişinin işe alınacağını şimdiden isim alırdım.

*Bu vatandaşlarıma yanlış yapan sosyal yardımlaşma vakıfı memurlarını sürgün ederdim.

*Şunu da dile getirmek için her fırsatı kollardım; “Allah Anadolu insanımızdan razı olsun, Biz buradan şehit gönderiyoruz, onlar da  buradaki halka selam, dua ve yardım gönderiyorlar” Şaka bir yana bu kavli fiili çalışmalar yapılsaydı insanımızın %90’ının yüzü gülerdi. Aylık aldıkları bin liralık katkıdan yeni evine hayal ettiği eşyayı almak için birikim bile yapabilirdi. Ayrıca işi devletten garantili olan evin şanslı oğluna kız arar ve yakın zamanda binlerce düğün karşımıza çıkardı.

 

Malum “Hayatta %100 başarı yok, mükemmellikte de sınır yok” diye bir ifade var, dolayısıyla istediğimiz tarzda halkımızla selamlaşamadığımız için üzülmeyelim, ancak yaptıklarımızla da yetinmeyelim, daima iyinin daha iyisi var, hizmet arayışımız devam etmelidir diye düşünüyorum. Yüce Mevlam bu ağır günleri bir daha göstermesin.Bu karanlık şehir savaşının kararını verenleri kahhar ismiyle kahretsin! Amin demeniz dileğiyle.