Dünya üzerinde sadece Van’ın Kurubaş Geçidi’nde, yaklaşık 2.500 metre rakımda ve yalnızca 4 kilometrekarelik dar bir dağlık alanda yaşam mücadelesi veren biyolojik bir mucize var: Latince adıyla Polyommatus rosei, yani bilinen adıyla Rose'nin Çokgözlüsü. 1980’li yıllarda keşfedilen bu nadide canlı, yeryüzünde başka hiçbir coğrafyada bulunmayan, sadece bu bölgedeki mikroklimaya ve tırtıllarının beslendiği özel bitki örtüsüne (Hedysarum) tutunmuş, kritik derecede tehlike altında olan bir endemik kelebek türüdür. Kanat açıklığı topu topu 2-3 santimetreyi bulan, erkeklerinin üstü parlak açık mavi, altı ise karakteristik siyah beneklerle bezeli bu küçük canlı, her yıl haziran ve temmuz aylarındaki kısa uçuş döneminde tüm dünyanın gözünü Van'a çeviren bir doğa harikasıdır.
Peki, bir kelebeğin ömrüne ne sığar? Hele ki bu ömür yalnızca 30 gün sürüyor ve tüm dünya üzerindeki varlığınız Van’ın bu daracık sınırlarına sıkışmışsa...
Şiirsel bir hüznü var Rose'nin Çokgözlüsü'nün. Doğanın kendi içine kapalı, kırılgan ve bir o kadar da direngen bir destanı gibi. Ancak bu mavi kanatlı zarif canlının hikayesi, bugün insan eliyle —daha doğrusu insanın ihmaliyle— yarım kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Sayıları yalnızca 300 civarında kalan bu endemik tür, serbest otlatılan sürülerin toynakları altında yok olma eşiğinde.
Peki, bu daracık alan acilen "Mutlak Koruma Alanı" ilan edilmeli mi?
Hukukun ve doğa etiğinin çok temel bir kuralı vardır: Geri döndürülemez olanı korumak, bir tercih değil, tartışmaya kapalı bir zorunluluktur. Bu 4 kilometrekarelik alanın tel örgüyle veya doğal bariyerlerle çevrilmesi, sadece bir böcek türünü değil, o coğrafyanın yegane biyolojik hafızasını muhafaza etmek demektir.
Korumak Turizmi Öldürür mü?
Aksine, korumak turizmi sıradanlıktan kurtarıp nitelikli hale getirir. Bugün kitle turizmi, girdiği her bakir alanı yorarak tüketme eğilimindedir. Ancak "Ekoturizm", tam da bu tür nadir değerler ve onların korunması üzerine inşa edilir. Rose'nin Çokgözlüsü, Van için sadece bir kelebek değil, aynı zamanda doğru yönetilirse küresel çapta bir doğa turizmi markası olma potansiyeli taşıyor.
Koruma kararının turizme ve bölgeye sağlayacağı faydaları şöyle okumak gerekir:
Nitelikli Ziyaretçi Etkisi: Dünyanın dört bir yanından gelen doğa fotoğrafçıları, kelebek gözlemcileri ve araştırmacılar, bölgeye sıradan günübirlikçi turistlerden çok daha fazla ekonomik ve kültürel değer katar. Bu kitle, doğaya saygılıdır ve ekoturizm ekonomisine doğrudan yüksek katma değer sağlar.
Kontrollü Gözlem Modeli: Bir yeri koruma alanı ilan etmek, orayı insanlığa tamamen kapatmak anlamına gelmez. Ahşap yürüyüş yolları, belirlenmiş seyir terasları ve sertifikalı yerel rehberler eşliğinde yapılacak turlar ile, kelebeğin yaşam alanına ve beslendiği bitkilere sıfır zarar vererek gözlem yapılması pekala mümkündür.
Sürdürülebilir Yerel Gelir: Bölge halkı, bu alanın koruyucusu ve ev sahibi haline getirilebilir. Yöre insanı, alan kılavuzluğu yaparak veya doğa dostu hizmetler sunarak; o dar alanda sürü otlatmaktan elde edeceği gelirin çok daha fazlasını, doğayı koruyarak kazanabilir.
Bir canlıyı yaşatmak, sadece biyolojik bir eylem değil, aynı zamanda toplumların doğayla kurduğu sözleşmeye sadakatini gösteren bir medeniyet sınavıdır.
Sonuç olarak; Rose'nin Çokgözlüsü için zaman daralıyor, kum saati hızla akıyor. O 4 kilometrekarelik alanın acil bir yasal zırha bürünmesi, Van'ı turizm rotalarında bir adım geriye düşürmez; aksine "kendi değerine sahip çıkan, vizyoner bir şehir" olarak dünya vitrinine çıkarır.
Mavi kanatlı bu sessiz şiirin, son dizesi okunmadan sayfalardan silinmesine izin vermemeliyiz. Göz göre göre yok olan sadece bir kelebek değil, hepimizin ortak mirasından eksilen çok nadide bir renktir.