Savaşlara alışıyoruz.
Yangınlara alışıyoruz.
Göçlere alışıyoruz.
Çocukların ölümüne alışıyoruz.

İklim krizine alışıyoruz.
Ekonomik sıkıntılara alışıyoruz.
Hukuksuzluğa alışıyoruz.
Kul hakkının görmezden gelinmesine alışıyoruz.

Beni en çok korkutan ise bütün bunların hayatımızın bir parçası hâline gelmesi.

Bir felaket olduğunda üzülüyoruz, birkaç gün konuşuyoruz, sonra başka bir gündemin peşine takılıp gidiyoruz. Dün bizi öfkelendiren bir olay, bugün sıradan bir haber gibi geliyor. Sanki insanın en büyük savunma mekanizması, yaşananlara alışmakmış gibi…

Ama ben bunun bir savunma değil, tehlikeli bir kabulleniş olduğunu düşünüyorum.

Çünkü insan neye alışırsa, bir süre sonra onu sorgulamamaya başlıyor.

Çocukların başarısızlığına alışıyoruz.
Okula gitmemesine alışıyoruz.
Derslerine ilgisiz olmasına alışıyoruz.
Kitap okumamasını, zamanı boşa harcamasını, hayata karşı isteksiz olmasını sıradanlaştırıyoruz.

Daha da önemlisi; saygısızlığa, bencilliğe, yalan söylemeye, başkasının hakkını gözetmemeye, kolay yoldan kazanmayı marifet sanmaya alışıyoruz.

Sonra da dönüp “Bu çocuklar neden böyle oldu?” diye soruyoruz.

Oysa çocuklar bir anda değişmiyor.

Onlar bizim söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğreniyor.

Bir çocuğa dürüst olmayı anlatıp onun yanında haksızlığı normalleştiriyorsak, verdiğimiz mesaj çok açık. Kul hakkından söz edip başkasının hakkını gözetmiyorsak, çocuğun zihninde sözlerimizin hiçbir karşılığı kalmıyor.

Ben bu yüzden bütün bu sorunların çözümünde eğitimin yanında ahlakın da çok önemli olduğuna inanıyorum.

Eğitim sadece çocuğa matematik öğretmek, sınav kazandırmak ya da iyi bir meslek sahibi yapmak değildir. Elbette bunlar önemlidir. Fakat benim için eğitim; çocuğa insan olmayı da öğretebilmektir.

Başarısız olduğunda yeniden denemeyi,
hata yaptığında özür dilemeyi,
güçlü olduğunda zayıfı ezmemeyi,
kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamayı,
başkasının hakkını kendi hakkı kadar önemsemeyi öğretebilmektir.

Ben bir öğretmen olarak bazen bir çocuğun aldığı nottan çok, hayata nasıl baktığını merak ediyorum.

Çünkü düşük bir not düzeltilebilir. Bir sınav kaybedilebilir. Bir ders yeniden öğrenilebilir.

Ama hayata karşı umudunu kaybetmiş, sorumluluk almaktan kaçan, başkasının hakkını önemsemeyen bir insanı yeniden kazanmak çok daha zordur.

Bu nedenle çocuklarımızın yalnızca akademik başarısını değil, karakter gelişimini de önemsemeliyiz.

Onlara sürekli “Daha başarılı olmalısın.” demek yerine bazen “İyi bir insan olmak için bugün ne yaptın?” diye de sormalıyız.

Ben hâlâ eğitimin dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum.

Çünkü savaşın karşısına barışı, hukuksuzluğun karşısına adaleti, bencilliğin karşısına paylaşmayı, umutsuzluğun karşısına umudu koyabilecek en güçlü şeylerden biri eğitimdir.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:

Her şeye alışırken, insanlığımızı kaybetmeye alışıyor muyuz?

Ben buna alışmak istemiyorum.

Çünkü bazı şeyler vardır ki alışılmamalıdır.

Bir çocuğun umutsuzluğuna, bir insanın haksızlığa uğramasına, bir canlının yok oluşuna, bir toplumun ahlaki değerlerini kaybetmesine alışmamalıyız.

Çünkü alıştığımız her yanlış, yarının doğrusuymuş gibi karşımıza çıkabilir.