Madeline Miller’ in ben Kirke kitabını okuduğumda beni en çok etkileyen şey, Kirke’nin ailesinin gölgesinde kalmadan kendi hayatını kendi elleriyle koruması oldu. Ailesinin gölgesinden çıkıp yalnız kalmayı göze alması, kendi kararlarını sorumluluğunu üstlenmesi zamanla kendi gücünü keşfetmesi, Kirke’yi benim gözümde güçlü bir kadın karakter yaptı.

Ben Kirke’ye Hayranlıkla bakarken, arkadaşım Kirke‘nin içinde kendisini buldu. Bir kitabın insana dokunmasının en ilginç tarafı tam olarak budur. Aynı hikayeyi okuyan iki insan, aynı karakterden bambaşka şeyler çıkarabilir. Ben Kirke’nin cesaretini ve bağımsızlığını gördüm. Arkadaşım ise kendi hayatından bir parçayı buldu.

Çocukken ailemizi dünyanın merkezi olarak görürüz. Onların doğruları bizim doğrularımız, korkuları bizim korkularımız, beklentileri ise bizim beklentilerimiz olur. Onların bize anlattığı hikayede kendimizi buluruz. Büyüdükçe ise o hikayenin bize ait olup olmadığını sorgulamaya başlarız. İşte Kirke’nin asıl mücadelesini burada gördüm. Arkadaşım ise kendi hayatındaki bir dönüşümü Kirke’nin hikayesinde gördü.

Kirke‘nin hikayesinde beni etkileyen güçlü kadın imgesi de burada ortaya çıkıyor. Güçlü olmak, hiç kimseye ihtiyaç duymamak ya da herkese karşı savaşmak değildir. Bazen güçlü olmak, yalnız kalmayı göze alıp kendi kararlarının arkasında durabilmektir. Kendi hayatının sorumluluğunu başkasına bırakmamaktır.

Arkadaşımın Kirke‘de kendisini bulması da bana bunu düşündürdü. Çünkü bazı insanlar hayatlarının çok daha erken dönemlerinde“ ben onlardan farklıyım.“ Diyebilirken, bazıları bu cümleye ulaşmak için yıllar geçiyor. Belki de insanın kendisini bulma sürecindeki en zor sorulardan biri bu. Oysa farklı olmak, ailesini reddetmek anlamına gelmez. Kendi hayatını seçmek, geçmişini inkar etmek değildir. Aksine insan bazen ailesinden aldığı her şeyi yeniden değerlendirerek kendisine ait olanı seçer. Bazı şeyleri yanında taşır, bazılarını bırakır. Kirke‘nin yaptığı gibi. Ve belki de bu yüzden arkadaşım Kirke‘yi benden daha farklı bir yerden okudu.

Ben Kirke‘ye baktığımda onun güçlü duruşunu gördüm. O ise kendisinin yıllar boyunca yaşadığı dönüşümü gördü. Dev bir karakteri ne kadar sevdiğimiz, bazen karakterin ne kadar iyi yazıldığında çok, bizim hayatımızda hangi yaraya, hangi değişime veya hangi soruya dokunduğuyla ilgilidir. Belki de kitapların en güzel tarafı budur. Bize yalnızca başka insanların hayatlarını anlatmazlar. Bazen kendi hayatımıza dışarıdan bakmamızı sağlarlar.