İnsan sahip olduğu şeylerin kalıcı olduğuna inanma eğilimindedir. Her gün gördüğü yüzleri, yanında duran insanları, sağlığını, zamanını, gençliğini ve hatta özgürlüğünü sıradanlaştırır. Sürekli var olan şeyler, zamanla görünmez hale gelir. İşte bu yüzden değer çoğu zaman varlıkta değil, yoklukta fark edilir.
Bir insanı kaybettiğimizde onun hayatımızdaki yerini daha net görürüz. Çünkü artık onun yokluğu, daha önce fark etmediğimiz boşlukları görünür kılar. Varlık sessizdir, yokluk ise konuşur. Kaybettiğimiz şeyin bıraktığı boşluk, onun ne kadar değerli olduğunu bize anlatır.
Psikolojik olarak insan zihni eksik olana odaklanır. Elimizde bulunan şeyler normalleşirken, elimizden giden şeyler zihnimizde büyür. Bu yüzden çoğu kişi sağlığını hastalanınca, zamanın kıymetini yıllar geçince, sevginin değerini ise sevdiğini kaybedince anlar.
Ancak asıl bilgelik, kaybetmeden değer verebilmektir. Bir çiçeğin solmasını beklemeden kokusunu almak, bir dostun gitmesini beklemeden sevgisini hissetmek, zaman tükenmeden onu anlamlı kullanmak… Değer bilmek aslında farkındalıkla ilgilidir. Sahip olduklarımızın bir gün olmayabileceğini kabul etmek, kıymetini bugünden görebilmektir.
Belki de hayatın en büyük derslerinden biri şudur. Kaybettikten sonra duyulan pişmanlık, zamanında gösterilemeyen değerin gölgesidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en güzel şey, sevdiği insanlara bugün değer vermek, sahip olduklarına bugün şükretmek ve hayatın geçiciliğini unutmamak.
Çünkü bazı şeylerin değeri kaybedince anlaşılır ama bazı kayıplar geri gelmez.