Denis Diderot, yıllarca yoksulluk içinde yaşadı. Maddi durumu düzelince kendisine şık bir kadife sabahlık hediye edildi.

Her şey o gün başladı.

Yeni sabahlığı eski masasının yanında sönük kaldı. Masayı değiştirdi. Sonra halıyı, koltukları, sandalyeleri…

Bir eşya, diğerlerini çağırıyordu.

Kısa süre sonra Diderot yeniden borç içindeydi.

Bunun üzerine şu cümleyi yazdı:

“Eski sabahlığımın efendisiydim, yenisinin kölesi oldum.”

Aradan yüzyıllar geçti ama hikâye değişmedi.

Bugün bizim de bir “yeni sabahlığımız” var.

Daha iyi bir telefon, daha gösterişli bir ev, daha yüksek bir makam, daha kusursuz görünme arzusu…

Sorun sahip olmakta değil.

Sorun, sahip olduklarımızın bizi sahip olmaya zorladığı yeni ihtiyaçlarda

Belki de gerçek zenginlik, daha fazlasını eklemekte değil; bir zamanlar yeterli olanın hâlâ yeterli olduğunu fark edebilmektedir.