Van düğünlerinde saatlerce süren, isim isim anons edilen o meşhur takı törenlerini hepimiz biliriz. Bu törenler sadece iki insanın hayatını birleştirmesinin kutlaması değil, aynı zamanda aşiretler, aileler ve bireyler arası devasa bir güç gösterisidir. Kilo kilo altınlar, balyalarca paralar havada uçuşur; boynunda altın taşımaktan yorulan gelinlerin görüntüleri sosyal medyaya yansır.

Ancak geçtiğimiz dönemde, Türkiye'de altın sektörünün en büyük devlerinden biri olan Ahlatçı ailesinin düğününde tüm bu ezberleri bozan, adeta sosyolojik bir ders niteliğinde bir detay yaşandı:

Türkiye’nin altın devinin gelini düğününde tek bir gram altın takmamıştı ve ortada bir takı töreni dahi yoktu. İşte tam bu noktada, Van düğünlerindeki o altın seli ile Ahlatçıların sadeliği arasındaki uçurumu, psikolojideki meşhur Dunning-Kruger Eğrisi üzerinden okumak meselenin içyüzünü kusursuzca aydınlatıyor.

Dunning-Kruger eğrisi ve gösterişin psikolojisi

Dunning-Kruger eğrisi en basit haliyle, "bilgi, yetkinlik veya güç eksikliğinin getirdiği aşırı özgüveni ve bunu sergileme ihtiyacını" temsil eder. Kişi bir konuda ne kadar sığ ise, o kadar "uzman" veya "güçlü" görünme çabasına girer. Bunu ekonomik statü ve "gösteriş tüketimi" kültürüne uyarladığımızda, o çarpıcı tablo netleşir.

Yanılsama Tepesi: Gerçek ve kalıcı bir ekonomik gücü olmayan kesimler, statülerini kanıtlamak için en yüksek sesle bağırma ihtiyacı hissederler. Van'da veya Anadolu'nun pek çok yerinde, borç harç alınarak gelinlerin boynuna dizilen o kilolarca altın, sosyolojik anlamda bu "özgüven patlamasının" ve statü anksiyetesinin (kaygısının) zirvesidir. Kişi, taşıdığı altın miktarıyla toplumsal değerinin eşdeğer olduğunu sanır.

Farkındalık Çukuru: Düğün bitip de gerçeklerle (ödenemeyen kredi borçları, aile içi krizler) yüzleşildiğinde, o altından şatonun aslında ne kadar kırılgan olduğu ve itibarın borçla satın alınamayacağı acı bir şekilde anlaşılır.

Bilgelik Yokuşu (Gerçek Gücün Sessizliği): Eğrinin ustalık kısmında, gücünden ve kendinden emin olanlar yer alır. Tıpkı Ahlatçı ailesinin düğününde olduğu gibi... Ekonomik ve sınıfsal sermayesi zaten tartışılmaz olan "altın kralı", bunu ispatlamak için gelininin üzerine altın yığmaya, anonslar yaptırmaya ihtiyaç duymaz. Çünkü meşhur deyişle; gerçek zenginlik fısıldar, sonradan görmelik bağırır.

Altın Kafesteki Toplum

Ahlatçı ailesinin gelininin o sade duruşu, aslında "elalem ne der" baskısıyla birbirini ezen topluma verilmiş sessiz bir manifestodur. Türkiye'nin en büyük kuyumcusu düğününde takı takmazken; asgari ücretle geçinen, aylarca kredi ödeyecek olan vatandaşın sırf "bizim onlardan ne eksiğimiz var" diyerek bu ölümcül yarışa girmesi, Dunning-Kruger eğrisinin o tehlikeli "Yanılsama Tepesi"nde mahsur kaldığımızın en net kanıtıdır.

Statüyü ve saygınlığı kilolarca altınla satın alabileceğini sanmak, toplumsal bir körlüktür. Dayanışmanın sembolü olması gereken takı, bugün maalesef fakirin fukaraya gövde gösterisi yaptığı bir eziyete dönüşmüştür.

Sizce toplum olarak gücümüzü ve değerimizi üzerimizdeki altınlarla değil de, Ahlatçı örneğindeki gibi sade bir özgüvenle temsil edebilecek o "bilgelik" seviyesine ulaşmamız için daha kaç neslin bu borç sarmalında yorulması gerekiyor?