Suyu çekilen bir göl, yalnızca haritadaki mavi bir lekenin küçülmesi demek değildir; aynı zamanda bir şehrin, bir kültürün ve asırlık bir hafızanın da yavaş yavaş kurumasıdır. Bir zamanlar hırçın dalgalarıyla efsanelere beşiklik eden, mısralara ve satırlara ilham veren Van Gölü, bugün maalesef kendi kabuğuna, kendi hüznüne çekiliyor. İklim krizinin acımasız kuraklığı ve yılların biriktirdiği kirlilik, bu eşsiz tabiat mirasını sessiz bir tükenişe mahkûm etmiş durumda.

Geçtiğimiz günlerde, 20-21 Temmuz tarihlerinde Van’da düzenlenen “Gelecek İçin Van Gölü Havzası – Ortak Akıl Platformu” tam da bu yok oluşun önüne geçmek için atılmış, bugüne kadarki en hacimli adım olarak kayıtlara geçti. 14 farklı bakanlığın ve 40 genel müdürlüğün masada olması, meselenin artık yerel bir çevre sorunu olmaktan çıkıp, ulusal bir kriz yönetimi ciddiyetiyle ele alındığını gösteriyor.

Ancak asıl mesele, toplantı salonlarında kurulan cümlelerin, sahadaki pratik karşılığının ne olacağı.

Açıklanan sonuç bildirgesine baktığımızda, sorunun teşhisinde nihayet doğru noktalara temas edildiğini görüyoruz. Yıllardır gölün etrafındaki idari yetki karmaşası, sorumluluğun kurumlar arasında top gibi çevrilmesine neden oluyordu. Bildirgede öne çıkan "Tek Çatı Havza Yönetim Modeli" önerisi, tam da bu idari boşluğu doldurmaya aday. Çanakkale’deki Alan Başkanlığı modeline benzer, idari ve mali özerkliğe sahip, güçlü bir yasal zırhla donatılmış bir kurumun inşası, gölün korunmasını bürokrasinin inisiyatifinden çıkarıp somut bir icra makamına bağlayacaktır. Yetkinin tek elde toplanması, aynı zamanda hesap sorulabilirliğin de önünü açar.

İkinci kritik hamle ise dijitalleşme. Kurulması planlanan EKOZEKA VAN sistemiyle; sensör ağları ve dijital ikiz teknolojileri kullanılarak havzadaki ekolojik veriler anlık olarak izlenecek. Doğaya karşı işlenen suçların tespitinde ve su yönetiminde veriye dayalı bu sistem, kural ihlallerinin önüne geçmek için güçlü bir denetim mekanizması sağlayabilir. Bugüne kadar kaldırılan 769 kaçak ahır ve toplanan tonlarca atık önemli bir başlangıç, ancak kalıcı çözüm için tarımsal sulamada kapalı sisteme geçilmesi ve arıtma altyapılarının tavizsiz bir şekilde denetlenmesi şart.

Bildirgenin sürpriz çıkışlarından biri de bölgeye yeni bir havalimanı inşa edilmesi önerisiydi. Elbette havzanın turizm potansiyelinin artırılması ve ekonomik kalkınma, yerel halkın refahı için elzem. Fakat bu noktada çok hassas bir terazi kurulmak zorunda: Turizmi ve yapılaşmayı teşvik edecek her büyük hamle, gölün ekolojik taşıma kapasitesini ihlal etmeyecek sıkı kurallara bağlanmalı.

Önümüzdeki dönemde hazırlanacak olan Van Kapalı Havzası Master Planı, sadece bir niyet beyanı değil; bağlayıcı, ihlali halinde ciddi yaptırımları olan hukuki ve idari bir anayasa olmak zorunda. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nda (COP31) Van Gölü’nü dünyaya bir "başarı hikayesi" olarak sunmaya hazırlanıyorsak, bu bildirgenin mürekkebe değil, eyleme dönüşmesi gerekiyor.

Gölün mavisi kararmadan, İnci Kefali son göçünü yapmadan harekete geçmek, bu coğrafyaya olan tarihi borcumuzdur.