Her yıl aynı acıyı yaşıyoruz.

Her yıl aynı cümleleri kuruyoruz.

Her yıl aynı uyarıları yapıyoruz.

Sonra bir sonraki ağustosta yeniden aynı acıları konuşuyoruz.

İnsan ister istemez soruyor: Bunca yaşananlardan sonra neden hâlâ ders çıkaramıyoruz?

Takvim yaprakları yine ağustos ayını gösteriyor. Ne yazık ki bu ay, yıllardır sadece yaz sıcaklarını değil, içimizi yakan orman yangınlarını da hatırlatıyor bize. Ve gene yangınlarla başbaşayız.

Son günlerde Aydın, Balıkesir, Fethiye ve Alanya'dan yükselen alevler bir kez daha hepimizin yüreğini dağladı. Televizyon ekranlarında, sosyal medyada aynı görüntüler... Gökyüzünü kaplayan siyah dumanlar, küle dönen ormanlar, çaresizce kaçmaya çalışan canlılar...

Elbette doğanın kendi şartları var. Kavurucu sıcaklar, uzun süren kuraklık, şiddetli rüzgârlar yangınların büyümesine neden olabiliyor. Fakat bu felaketleri en aza indirecek olan da yine insandır. Aynı şekilde dikkatsizliğiyle, ihmaliyle, bilinçsiz davranışlarıyla bu yangınların başlamasına sebep olan da ne yazık ki insandır.

İşte tam da burada vicdan devreye girmelidir.

Çünkü yanan sadece ağaçlar değildir.

Bir orman yandığında, binlerce canlının yuvası yok olur. Kuşların yuvaları, sincapların yaşam alanları, kaplumbağaların sığındığı toprak, arıların, böceklerin, tilkilerin, geyiklerin yaşam mücadelesi de alevlerin arasında kalır.

Son günlerde hepimiz aynı görüntülere şahit olduk.

Kaybettiği köpeğinin ardından gözyaşı döken yaşlı bir teyze...

Yavrularını koruyabilmek için bedenini siper eden bir tilki...

Bu görüntüler sadece birkaç saniyelik videolar değildir. Bunlar, insanlığın vicdanına bırakılmış ağır birer sınavdır.

Eğer bu görüntüler karşısında içimiz sızlıyorsa, hâlâ umut vardır. Çünkü merhametimizi kaybetmemişiz demektir.

Fakat artık sadece üzülmek yetmiyor.

Yıllardır "Cam şişe bırakmayın.", "Anız yakmayın.", "Ormanda ateş yakmayın.", "Sigara izmaritini doğaya atmayın." diye yazıyoruz, anlatıyoruz, uyarıyoruz. Aynı cümleleri kurmaktan gerçekten yorulduk. Buna rağmen aynı ihmallerin tekrarlandığını görmek insanı derinden üzüyor.

Lütfen...

Ormanlarımızı koruyalım.

Koruyalım ki çocuklarımız nefes alacak temiz havaya sahip olsun.

Koruyalım ki derelerimiz kurumasın, su kaynaklarımız azalmaya devam etmesin.

Koruyalım ki toprağımız bereketini kaybetmesin, çiftçimizin emeği boşa gitmesin.

Koruyalım ki sessiz dostlarımız yaşamaya devam etsin.

Bu konuda ihmali veya kasıtlı davranışı olanlara uygulanacak cezalar da gerçekten caydırıcı olmalıdır. Bir ormanı yakmanın bedeli, yalnızca birkaç ağacı kaybetmek değildir. O ormanla birlikte yılların emeği, binlerce canlının yaşamı ve gelecek nesillerin hakkı da kül olmaktadır. Bu nedenle, suçu işleyenlere hukuk çerçevesinde en ağır yaptırımların uygulanması, benzer olayların önüne geçebilmek açısından büyük önem taşımaktadır.

Bilim insanları yıllardır aynı gerçeği dile getiriyor. İklim değişikliği, kuraklık ve azalan su kaynakları, geleceğin en büyük sorunları arasında yer alıyor. Hatta önümüzdeki yıllarda suyun, ülkeler arasında en önemli mücadele sebeplerinden biri olabileceği sık sık ifade ediliyor. Bu tablo karşısında her yanan orman, sadece bugünü değil, yarını da biraz daha eksiltiyor.

Unutmayalım...

Bir ağacı büyütmek onlarca yıl sürüyor.

Bir ormanı oluşturmak belki yüz yıllar alıyor.

Ama bir kıvılcım, birkaç saat içinde bütün o emeği yok edebiliyor.

Gelin, bu ağustos diğerlerinden farklı olsun.

Yangın haberlerini değil, yeşeren fidanları konuşalım.

Külleri değil, umutları büyütelim.

Çünkü bu ormanlar sadece bugünün değil; çocuklarımızın, sessiz dostlarımızın ve henüz doğmamış nesillerin de emaneti.

Onlara bırakacağımız en güzel miras ise yemyeşil bir Türkiye olacaktır.